“Hacı Devlet Efendi”den Korkan Kemalist Cumhuriyetçiler

“Hacı Devlet Efendi”den Korkan Kemalist Cumhuriyetçiler

Müstebit ve şerir Cumhuriyet’in Adliye Vekillerinden Esat Mahmut Bozkurt’un 27 Mart 1928’de İkdam Gazetesi’nde yazdığı “Hacı Devlet Efendi” adlı yazısı, yapılacak olan anayasaya İslâmî değerlerin yerleştirileceği endişesine kapılan sağ ve sol Atatürkçü ulusalcıların paranoya ihtiva eden “Anayasa Mahkemesi’nin ve yargının laik Cumhuriyet’i koruyan değil, İslamî cumhuriyete geçişi kolaylaştıran kararlar vermesi ve bunda epeyce yol alındığı…” beyanlarına tıpatıp benziyor. Demek ki Kemalizm’in sulbünden olanlar dün nasılsa, bugünde öyleymiş.
Oysa endişeye kapılmalarını gerektirecek hayırlı bir gelişme yok. Çünkü bu ülkedeki Cumhuriyet, Atatürkçü ilke ve inkılâpların hükümferma olduğu, askerî ve sivil mahkemelerin, kararlarına esas aldığı bir Cumhuriyettir ki, cumhurun Cumhuriyeti değildir. Resmî ağızdan Atatürkçü düşüncenin anayasada korunacağı söylenen bir sisteme, “Din-i İslâm” ve “Vatan-ı İslâm” diyerek Millî Mücadele’ye katılan milletin Cumhuriyet’i demek, hakarettir.
Laikçi Cumhuriyet Mahkemelerine “Sizin asli göreviniz rejimi korumaktır, gerisi teferruattır” diyen ve “Hacı Devlet Efendi”den ödü kopan şedit inkılâpçı Esat Mahmut’a göre devleti dini olmazmış. Nisyan ile mâlûl olanları uyandırmak, mülkümüzde hain kurt gibi dolaşan Kemalist dilli Cumhuriyet tapıcılarının atalarından ve darbecilerinden gördüğümüz zulümleri unutmamak ve Cumhuriyeti İslâmlaştırma fikrimizi diri tutmak için millet düşmanı bu şenî Cumhuriyetçinin yazısının hülâsasını duyurmayı millî bir vazife saydım:
“ZEKAT VEREN, NAMAZ KILAN, HACCA GİDEN BİR DEVLET HAYÂL EDEBİLİR MİSİNİZ?”
Okumaya devam et

Share Button

Bu Ülke Babamındı, Onunda Babasınındı, Onunda Bin Yıldır Ecdâdınındı

Bu ülke babamındı, onunda babasınındı, onunda bin yıllık Müslüman ecdâdınındı, bugünde benim, yarında oğlumun ve onun oğullarının olacaktır. Bu silsile, hücrelerinden yüreğine, tuvalet âdabından devlet düzenine, eğitimden medeniyet anlayışına, iliklerinden ruhuna kadar her şeyiyle İslâmlaşan Türk milletinin kendisidir.

Bu ülke, Türklüğün İslâm’dan sâdır olduğuna, Müslüman olmadan önce Türklüğün millet olarak tecessüm etmediğine, Türklüğün ancak İslâm şeriat ve yaşayışıyla varlık ve hüviyetini ilelebet sürdürebileceğine inananlarındır.

Bu ülke, Türklüğün zarf ve mazrufunun Âl-i Selçuk, Âl-i Osman kalıbında İslâmlaşa İslâmlaşa meydana geldiğine, bir ırk olmadığına, önce Müslüman ve Muhammed (s.a.v.) ümmetinin bir parçasına olduğuna iman edenlerindir.

HÜKÜMRANLIK HAKKI İSLÂM’DAN ÇIKMADIKÇA TÜRKLERE AİTTİR

Müslümanlığını Türk isminin gerisine düşürenlerin, İslâmlığın bütün hayatın ve her şeyin zarf ve mazrufu olduğu inancından kopup ham ve laik Türklük düşüncesini öne geçirenlerin, Türklüğünden Müslümanlığı bir miligram dahi eksiltenlerin, Kemalist Cumhuriyetin dayattığı sözde Türklük anlayışına kapılan ve tasdik edenlerin bu ülkenin sahibi babamın, onun babasının, onun da bin yıllık Müslüman Türk ecdâdının silsilesiyle hiçbir maddî ve manevî, fikrî ve ruhî bağı olamaz. Okumaya devam et

Share Button

TÜRKLERLE KÜRTLERİN PAYLAŞAMADIKLARI

TÜRKLERLE KÜRTLERİN PAYLAŞAMADIKLARI
Bir gurup doktorla bir gurup muhasebeci bir araya geliyor, dernek kuruyor. Muhasebecilerin sayısı doktorlardan az, doktorlar diyor ki, “derneğin isminde sadece bizim ismimiz olsun”. Muhasebeciler buna itiraz ediyor, “hayır, derneğin isminde bizim de ismimiz olsun”. Başlıyorlar kavgaya… Yıllar sürüyor kavgaları, birbirlerine verdikleri zararın haddi hesabı yok. Doktorlar çoğunluk oldukları için sadece kendi isimlerinin yazılmasından vazgeçmiyorlar, bunu gururlarına yediremiyorlar, nasıl bir gurur ise… Muhasebeciler de, kendilerinin de olduğunu, doktorların adı varsa kendilerinin de olması gerektiğini söylüyor, kendilerine göre bir gurur üretiyorlar. Yıllarca süren kavgada birbirlerine verdikleri zararı umursamadan dernek tüzüğünde (siz anayasa olarak anlayın) hangi ismin veya isimlerin yazılması gerektiğini, iki tarafı da tatmin edecek şekilde karara bağlayamıyorlar.
Bu kadar basit değil tabii… Doktorlar diyor ki, “derneğin kurucu iradesi ve sahibi olan kişi, böyle buyurmuş, ona ihanet edemeyiz”. Muhasebeciler diyor ki, “kurucu irade ve kurucu kişi yanlış yapmış, yıllarca bu yanlış devam ettirildi ve bizi yok saydınız, mesleğimiz muhasebeci olduğu halde doktor gibi davranmamızı istediniz, bunu yapamayız”. Doktorlar diyor ki, “Derneğimizin kurucusu hata yapmış olamaz, o asla hata yapmaz, size ‘muhasebeci kökenli doktor’ demiş, böyle kalacak ve hayatınıza devam edeceksiniz”.
Komik değil mi bu durum? Karikatürize ettiğimizi mi düşünüyorsunuz? Zihni angajmanlarınızdan sıyrılın ve meseleye biraz sakin şekilde bakmayı deneyin, bu kadar komik bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlayacaksınız. Aslında meselenin esas komik tarafını daha yazmadık, mizansenimizden devam edelim… Okumaya devam et

Share Button