Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir. Emniyet, birlik ve huzur demektir. Türkler, Türkiye’de Müslümanların birlik ve emniyetini din, yani millet üzere sahiplendiği gün huzur tamam olacaktır.

Bunun içindir ki bünyesindeki kavimlere millet hüviyetiyle himmet, yani hamiyet gösterecek, toparlayacak ve adâletle idare edecektir. Bu vasıf Şeriat üzere yol tutması gereken Türklerde mevcuttur ve bu vazife onundur.
Allah’ın dini üzere millet olmayı bir daha himmet edecek olan Türkler Türkiye’yi iyilikle, merhametle ve asırlarca sürüp gelen din ü devlet tecrübesiyle idare edecek şahsiyete sahip olduğunu bir daha ispat etmeli.
Okumaya devam et

Share Button

KEMALİST CUMHURİYET NE ZAMAN TASFİYE EDİLECEK?

Kemalist Cumhuriyet Ne Zaman Tasfiye Edilecek?
Cumhur defalarca işaret verdiğine ve vesayetçi oligarşinin sandıkta esamesinin okunmadığı görüldüğüne göre artık, Atatürkçü Cumhuriyetle hesaplaşmalı, bu zorba rejim adına ne varsa yürürlükten kaldırılmalı, millet ve devlet kimliği, millî eğitim ve ders kitapları Atatürkçülük despotizminden temizlenmeli bir bir…

Altı Ok menşeli Cumhuriyetin Müslüman Türk milletinin değerleriyle mutabık olmadığı cumhur tarafından defalarca tasdik edilmesine rağmen hâlâ mekteplerde, kamuda ve anayasada Atatürkçülük dayatmasının devam ediyor olması, zorba-ideolojik devlet kimliğinin millete aitmiş gibi gösterilmesi son bulmalı artık?

ATATÜRKÇÜ CUMHURİYETİN TASFİYE KARARI MECLİS’TEN ÇIKMALI…
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN, ŞİİLER VE YENİ HAÇLI İTTİFAKI

FETHULLAH GÜLEN, ŞİİLER VE YENİ HAÇLI İTTİFAKI

İhanet örgütü, Erdoğan ve Akparti hükümetini, sürekli Avrupa ve ABD üzerinden tenkit ediyor. Avrupa ve ABD’deki Erdoğan karşıtlığını esas alan tenkitler, üstelik de demokrasi-otoriterleşme üzerinden yürütülüyor. Her vesileyle Erdoğan’ın otoriterleştiğini, diktatoryal tavırlar sergilediğini, demokrasiden uzaklaştığını iddia eden ihanet örgütü medyası, bunları ya Avrupalı veya ABD’li bir siyasetçinin dilinden naklediyor.

Bu cürmünü o kadar aşikar ve cüretle işliyor ki, ABD ve Avrupa’nın Mısır’da darbeye darbe bile demediğini, darbe yönetimini açıktan desteklediğini umursamıyor. Yine Avrupa ve ABD’nin, İsrail’in Gazze’deki soykırımına açıkça destek vermesini hiç umursamıyor ama onların beyanlarıyla Erdoğan’ı dövmek için fırsat arıyor ve bulduğu her fırsatı da değerlendirmekten geri durmuyor.
Okumaya devam et

Share Button

FİKİRTEKNESİ’NİN BÜYÜK BAŞARISI-5-GAZZE MESELESİ

FİKİRTEKNESİ’NİN BÜYÜK BAŞARISI-5-GAZZE MESELESİ

İsrail isimli melunlar topluluğu yine Gazze’ye saldırdı. Saldırı sebebi olarak ileri sürdüklerinin bir önemi yok, biz sebebin ne olduğunu biliyoruz. Sitemiz yazarlarından Haki Demir’in, “Dünyadaki cennet, Gazze” başlıklı, 18.07.2014 tarihli yazısında sebebi açıkça yazdı;
“Zannetmeyin ki, İsrail Gazze’ye toprak parçası için veya oradan kendine atılan füzeler için veya başka bir sebeple saldırıyor. Aldanmayın, İsrail barbarlığı, dünyadaki tek insanlık kalesini düşüremediği için saldırıyor, ümmetin haysiyetinin hala ayakta kaldığı tek mevzii olduğu için saldırıyor.”

İsrail, kara harekatında ağır bir hezimete uğruyor, kendisi için şartların en uygun olduğu, Hamas için en zor olduğu bir dönemde saldırmasına rağmen mağlup oluyor ve ağır kayıplar veriyor. Hamas’ın ve İzzettin El-Kassam Tugaylarının, kara harekatında zafer kazanacağı, İsrail isimli barbar örgütün ise hezimete uğrayacağı, sitemiz yazarlarından Haki Demir tarafından 18.07.2014 tarihli, “Dünyadaki cennet, Gazze” başlıklı yazısında (yani daha kara harekatı başlamadan önce) yazılmış ve yayınlanmıştı. Hamas’ın en kötü şartlarda uğradığı saldırıdan zaferle çıkacağını, hiçbir istihbari bilgiye sahip olmaksızın, sadece “zamanın muhtevasını okuyarak” ifade eden Haki Demir, fikirteknesi’nin başarısını tescil etmiştir. Haki Demir’in kaleminden mesele 18.07.2014 tarihli yazısında şöyle ifade edilmişti;
Okumaya devam et

Share Button

HAMAS’IN ASALET VE ZAFERİNİN ANLAMI

HAMAS’IN ASALET VE ZAFERİNİN ANLAMI

İsrail’in Gazze saldırısı, hem milletlerarası şartlar hem de bölge (Ortadoğu) şartları bakımından en uygun bir dönemde gerçekleşti. İsrail, son yıllarda en güçlü olduğu, Hamas’ın ise en zayıf olduğu bir dönemde saldırdı. Şiilerin, Suriye’nin, Hizbullah’ın ve İran’ın hiçbir desteğinin olmadığı bir döneme denk gelmesi ayrı bir hususiyettir ki, böylece Filistin meselesi Şii tasallutundan da kurtulmuş durumdadır.

Hamas için en kötü şartların olduğu açık, en zayıf döneminde olduğu da açık. İzzettin El-Kassam Tugaylarının bu şartlar altında kara harekatına karşı muhteşem bir savaş yürütüyor olması, İsrail’in karada ilerlemesini ilk adımlarında durdurması, İsrail ordusuna ağır kayıplar verdirmesi, bütün bunların da İsrail ordu yetkilileri tarafından itiraf edilmesi, Allah Azze ve Celle’nin rahmet ve nusretinin Gazzeli yiğitlerle beraber olduğunu gösteriyor. En zor şartlarda, en zayıf durumda, her şeyin aleyhlerine olduğu bir vasatta İzzettin El-Kassam Tugaylarının yürüttüğü “iman savaşı”, yeni dönemin işaretidir.
Okumaya devam et

Share Button

Bu ülke babamındı, onunda babasınındı, onunda ecdâdınındı

Bu ülke babamındı, onunda babasınındı, onunda ecdâdınındı

Bu ülke babamındı, onunda babasınındı, onunda bin yıldır Müslüman ecdâdınındı, bugünde benim, yarında oğlumun ve onun oğullarının olacaktır. Bu silsile, hücrelerinden yüreğine, tuvalet âdabından devlet düzenine, eğitimden medeniyet anlayışına, iliklerinden ruhuna kadar her şeyiyle İslâmlaşan Türk milletinin kendisidir.

Bu ülke, Türklüğün İslâm’dan sâdır olduğuna, Müslüman olmadan önce Türklüğün millet olarak tecessüm etmediğine, Türklüğün ancak İslâm şeriatı ile varlık ve hüviyetini ilelebet sürdürebileceğine inananlarındır.

Bu ülke, Türklüğün zarf ve mazrufunun Âl-i Selçuk, Âl-i Osman kalıbında İslâmlaşa İslâmlaşa meydana geldiğine ve Muhammed (s.a.v.) ümmeti olduğuna iman edenlerindir.

HÜKÜMRANLIK HAKKI, İSLÂM’DAN ÇIKMADIKÇA TÜRKLERE AİTTİR
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ

FETHULLAH GÜLEN’İN İADE MESELESİ…

Ankara savcılığının yaptığı soruşturmada mesafe aldığı ve Fethullah Gülen’in iadesi için resmi süreci hazırlamaya başladığı haberleri gelmeye başladı. Dosyanın hangi safhada olduğunu bilmiyoruz, kamuoyundaki bilgilerin ne kadar sıhhatli olduğunu da bilmiyoruz. Ne var ki öyle ya da böyle Fethullah Gülen ABD’den istenecek, zamanlamasını bilmesek de soruşturmaların oraya doğru hızla ilerlediğini biliyoruz. Zaten Başbakanın bu konuda net açıklamaları da var.

Fethullah Gülen, ABD’den resmi olarak istendiğinde ne olur? Şimdi üzerinde düşünmemiz gereken konu bu… ABD, Fethullah Gülen’i verir mi vermez mi? Cevabını aramamız gereken ilk soru bu, bundan sonraki soru ise, verirse ne olur, vermezse ne olur?
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(16.04.2014)-TEŞHİSLERİMİZ DOĞRULANIYOR

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(16.04.2014)-TEŞHİSLERİMİZ DOĞRULANIYOR

Ukrayna günlüklerinin sonuncusunu 14.04.2014 tarihinde yayınlamıştık, başlığı da “İç savaş başladı” şeklindeydi.

Önemli gelişmeleri özetleyelim;

1-Kiev yönetimi, sivillerden oluşan bir kolordu kuracaklarını açıkladı. Sivillerden oluşan kolordu demek, milis oluşturmak demektir. Kiev yönetimi, milis teşkilatları oluşturmakla, aslında batıdan, özelliklede ABD özel güvenlik şirketlerinden gelecek olan silahlı birimlerin kamuflajını hazırlamaktadır. Kiev yönetimi, batıdan askeri yardım (özellikle de muharip sınıftan asker desteği) almadan ülkenin doğusundaki Rus ordusunun “yerel milis” görünümlü askerlerine karşı operasyon yapmayı göze alması mümkün değil. Çünkü Rusya hem lojistik olarak meselenin arkasında hem de doğrudan muharip sınıftan askerlerini yerel milis olarak sahaya sürmektedir.

2-Kiev yönetimindeki silahlı birimler bölgede operasyonlara başladı, ilk çatışmalar yaşandı, karşılıklı kayıplar verildi. Ülkenin doğusundaki Rus birlikleri barikatları artırıyor, kuvvetlendiriyor, mühimmat yığınağı yapıyor. Kısa zaman içinde mevziler kazmaya, cephe hatları oluşturmaya başlayacaklar. Çatışmalar ilerlerken tarafların yaptığı açıklamalar, “son dakika müdahalesi” yaşanmayacağını gösteriyor. Taraflar sert tepkiler veriyor ve tansiyonu sürekli yükseliyor.
Okumaya devam et

Share Button

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(21.03.2014)-GERİLİM YÜKSELİYOR

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(21.03.2014)-GERİLİM YÜKSELİYOR

Batının Ukrayna konusunda Rusya’ya uygulamaya başladıkları müeyyideler, hala komiklik sınırını aşabilmiş değil. ABD, bazı Rus yetkililerin malvarlıklarını dondurdu, onlarla ticaret yapmayı (kendi vatandaşlarına) yasakladı. Yani şunu demek istiyor; “seninle küstüm, al mektuplarını, ver mektuplarımı…”. Rusya ise başka bir aşık bulmuş gibi hemen atladı; “derhal, aha mektupların”. Yani Rusya’da ABD’li bazı yetkililere müeyyide uyguladı.

Gerilim yükseliyor, azalma istidadı da göstermiyor. Rusya meydan okuyor, ABD geri çekilemiyor. ABD, karizmasıyla mütenasip bir tavır takınma ihtiyacı duyuyor ama karizması eski güçlü dönemde elde ettiği bir imaj… Şimdilerde gücüyle imajı arasında büyük bir uçurum var, gücü imajını korumaya yetmiyor. Dünyada herkes hesap yapıyor, hiçbir ülkenin sahip olmadığı gücün karizmasını (imajını) taşımasına müsaade etmiyor. Kof bir imaj ile dünya kabadayılığına kimsenin boyun eğmeyeceği döneme geldik. Tüm ülkeler ve özellikle de ABD, gücü ile imajı arasındaki makası kapatmak zorunda. Ya güçlenmek ya da imajını değiştirmek zorunda, sürekli güç kaybettiği bir dönemde ise ancak ikincisini yapmaya muktedirdir.
Okumaya devam et

Share Button

2023 HEDEFİNİN SANCILARI

2023 HEDEFİNİN SANCILARI

Akparti ve Erdoğan bir müddettir “Yeni Türkiye” tabirini siyasetin merkezine yerleştirdi. Yeni Türkiye tabiri, muhtevası netleştirilmese, tarifi yapılmasa, temel karakteristiği tayin edilmese de, “Eski Türkiye”nin ne olduğu bilindiği, bilinenin de kötü özellikler olduğu için kulağa hoş geliyor. Tarifi yapılmamış tabir, mefhum veya terkip, her muhatap tarafından kendi fikri müktesebatınca anlaşılır. Bu manada, “Yeni Türkiye” ifadesi, Eski Türkiye’den şikayeti olan herkes tarafından benimsendi ama hala “ne olduğu” hususunda vuzuha kavuşmuş bir tarif yok.

Ülke, Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki geçiş sürecini yaşıyor. Geçiş süreçlerinin tabiatı girift bazen de kaotiktir. Kaos, hem teorik anlamda zihinlerde, hem de pratik anlamda cemiyette, devlette, hayatta görünür haldedir. Özellikle de, Akparti’nin kamuoyuna sunduğu üzere, “sessiz devrim” gibi bir değişim süreci, eski sistemi tamamen yıkıp, yeni sistemi baştan ve sıfırdan kurmak değil de, tedrici bir değişimi öngördüğü için, ülkede, hem eski sistemin hem de yeni sistemin unsurlarının yan yana bulunma durumu var. Zihni ve fiili kaosun sebebi de tam olarak budur.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(12.02.2014)-“ÖRGÜT LİDERİ”

CEMAAT GÜNLÜKLERİ-(12.02.2014)-“ÖRGÜT LİDERİ”

Taner Yıldız açıkça ilan etti, “üç yıldır uzun adamın ölümünü bekliyorlar”. Arkasından başbakan açıkça söyledi, Fethullah Gülen örgüt lideridir. Uzatmadan söyleyelim, tüm bunlar meselenin safha atladığını gösteriyor. Artık imalar, ihsaslar, dolaylı ifadeler devri bitti, açık savaş başladı. Hedefler belli, şimdi yollar, güzergahlar, usuller belirleniyor.

Fethullah Gülen, ihanet örgütünün lideridir, Tayyip Erdoğan ise o ihanet örgütünün baş hedefi. Erdoğan’ın baş hedef yapılması, Gülen’in baş hedef yapılmasının meşru gerekçesidir. Artık Fethullah Gülen, bir alim değil, bir arif değil, bir kanaat önderi değil, artık o baş ihanet çemberinin reisidir ve Türkiye’nin son iki asırdır gördüğü en büyük hainidir.

Neden son iki asır? Çünkü son iki asır bu milletin tarihinde, “ihanetler çağı”dır. Son iki asırda ümmet, tarihinde gördüğü ihanetlerin toplamından daha fazla ihanet görmüştür. Son iki asırdan önceki dönemlerde bu ümmetin gördüğü ihanet, Şia ihanetidir ve onlarda ihanetin ilk müesseseleşmiş halidir. Şia’yı dışarıda tutarsak, son iki asırdaki ihanet toplamı, on dört asırlık ihanet toplamından fazladır. Bu manada Fethullah Gülen ve ihanet şebekesi, son iki asrın en büyük ihanetidir. Dolayısıyla toplam İslam tarihinin, Şia’dan sonraki müesseseleşmiş ikinci en büyük ihanet hareketidir.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

Fethullah Gülen, Akparti’ye ve onunla birlikte Müslümanlara savaş açtığı 17 Aralık tarihinden beri bazı şeyler açıkça ortaya çıkmaya başladı. 17 Aralık operasyonundan sonra yaptığı ve herkul.org sitesinde yayınlanan konuşmalarında, yolsuzluk, rüşvet gibi konularla ilgili dini ıstılahları kullanıyordu. Meseleye İslami açıdan baktığı kanaati oluşturmak çabasındaydı, doğrusu o pozisyonu daha sağlamdı. Gülen cemaatin taarruzu durdurulup da, karşı taarruzlar başladıktan sonra hem Gülen hem de cemaati ve basın yayın kuruluşları, gözle görülür şekilde meseleyi, “demokrasi”, “hukuk”, “insan hakları” merkezine taşımaya başladı.

Fethullah Gülen, BBC’ye verdiği röportajında (ki bugün itibariyle son konuşmasıdır), dini kaynaklara atıf yapmayan bir siyasetçi edasıyla meseleyi tamamen demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi meşhur argümanlarla izah etmeye çalışıyor. BBC röportajı, Gülen ve cemaatinin stratejisindeki kırılmayı açıkça ortaya koydu, artık karşımızda bir siyasetçi var.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASI ŞİMDİ ÇÖKTÜ

Başbakan İran’da… Gayet samimi görüşmeler yapıyor. Görüştüğü İranlı yetkililerin de yüzlerinde gülücükler var. Siyaset nasıl bir şey böyle, bir türlü anlamıyorum.

Başbakan İran’da yetkililerle çevresine gülücükler dağıtırken, arka planda İranlı başka yetkililer Erdoğan’a hakaretler ediyor. Hameney denen katil başının yetkililerinden birisi şu açıklamayı yapmış; “Erdoğan, Suriye krizinde daha çok, Siyonist rejimin komplolarının hizmetinde bir kukla gibi hareket etti” Nasıl? Ülkesini ziyaret eden, iyi ilişkiler geliştirmek isteyen bir komşu ülkenin Müslüman başbakanına bunu söylüyor it. Suriye’de Müslümanlara yardım eden Türkiye’den (tabii ki hükümetten) başka dünyada kimse yok, adam çıkmış “Siyonist rejimin kuklası” diyor. Suriye’de yüzbinlerce insan öldüren katiller sürüsünün başı, Erdoğan’ı İsrail kuklası olarak tarif ediyor. Müslüman kanı içe içe vampirleşen domuzlar sürüsü, Erdoğan’a en ağır hakareti ediyor hem de ziyaret öncesi yani ev sahibi olarak… Bu kadar iğrençlik, bu kadar alçaklık, bu kadar hainlik, bu kadar ahlaksızlık kafirde bile nadiren meydana gelir.
Okumaya devam et

Share Button

ATATÜKÇÜ CUMHURİYET, MEHMET AKİF’E KARŞIYDI

Atatürkçü Cumhuriyet, Mehmet Âkif’e Karşıydı

Âkif, Millî Mücadele’den sonra 1923’te İstanbul’a dönmüştür. İlân edilen Cumhuriyet, hayâlini kurduğu cumhuriyete benzemiyordu. Arkadaşlarından Şefik Kolaylı, “Mısır’a gitme kararından vazgeçmesinde ısrar ettik. Büyük bir hüzün ve te’essür içinde ‘Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muâmele görmeye tahammül edemiyorum. İşte bundan dolayı gidiyorum’ dediğini” söyler.

Atatürkçü Cumhuriyet’in yandaşlarıyla M. Kemal’in yakın arkadaşlarının onun hakkında söyledikleri “Arapçı şair” gibi benzeri hakaretlerden de anlaşıldığı üzere Âkif, İstiklâl Marşı’ındaki fikirleriyle de Kemalist Cumhuriyet değerlerine muhalifti. Onun, Cumhuriyet’i övmemesinden dolayı aleyhinde yayınlar hızlanır. Dindarlığına vurgu yapılır. “Şiirlerinde İslâm’a ve ümmete yer verdiği” anlatılır. “İnkılâp muhalifi İslâmcı Âkif’in” karşısında laikçi ve Batıcı yazarları örnek gösteren yazılar basında sıkça çıkmaya başlar. Pozitivist Tevfik Fikret’le mukayese edilmeye başlanır.
Okumaya devam et

Share Button

İBRAHİM SANCAK’IN İSABETLİ TEŞHİSİ

Yazarlarımızdan İbrahim Sancak Beyin, 23.12.2013 tarihinde “ERDOĞAN, İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞININ LİDERİDİR” başlıklı yazısı yayınlandı. İki gün sonra, 25.12.2913 tarihinde, Başbakan, son günlerdeki hadiseleri izah ederken, “Yeni Türkiye’nin İstiklal Mücadelesi” dedi.

Başbakanın ifadesi, “Yeni Türkiye’nin istiklal savaşı” şeklinde, İbrahim Beyin ifadesi ise “İkinci Kurtuluş Savaşı”… Başbakan kaçınılmaz olarak diplomatik dil kullanıyor ve ikinci kurtuluş savaşı demiyor. Ama zaten “Yeni Türkiye” ancak “İkinci Kurtuluş Savaşı” ile kurulabilir.

Yumuşak geçişler, “beyaz devrimler”, kolay değişimler bekleyenler yanılıyor. “Yeni Türkiye” kuracaksanız, kaçınılmaz olarak ikinci kurtuluş savaşını yapacaksınız. Başbakan da zaten bunu kastediyor ama İbrahim Sancak’tan iki gün sonra…

Burada üç tane soru var; 1-İbrahim Bey Başbakanla görüşen ve ondan bilgi alan birisi midir?
2-İbrahim Bey başbakanla görüşen birisi değil de, isabetli tahmin ve teşhis mi yapıyor?
3-Başbakan iyi bir www.fikirteknesi.com okuyucusu mudur?

Üç soru aynı zamanda üç ayrı cevap demektir. Peki hangisi doğrudur? Kimbilir?

Share Button

“Hacı Devlet Efendi”den Korkan Kemalist Cumhuriyetçiler

“Hacı Devlet Efendi”den Korkan Kemalist Cumhuriyetçiler

Müstebit ve şerir Cumhuriyet’in Adliye Vekillerinden Esat Mahmut Bozkurt’un 27 Mart 1928’de İkdam Gazetesi’nde yazdığı “Hacı Devlet Efendi” adlı yazısı, yapılacak olan anayasaya İslâmî değerlerin yerleştirileceği endişesine kapılan sağ ve sol Atatürkçü ulusalcıların paranoya ihtiva eden “Anayasa Mahkemesi’nin ve yargının laik Cumhuriyet’i koruyan değil, İslamî cumhuriyete geçişi kolaylaştıran kararlar vermesi ve bunda epeyce yol alındığı…” beyanlarına tıpatıp benziyor. Demek ki Kemalizm’in sulbünden olanlar dün nasılsa, bugünde öyleymiş.
Oysa endişeye kapılmalarını gerektirecek hayırlı bir gelişme yok. Çünkü bu ülkedeki Cumhuriyet, Atatürkçü ilke ve inkılâpların hükümferma olduğu, askerî ve sivil mahkemelerin, kararlarına esas aldığı bir Cumhuriyettir ki, cumhurun Cumhuriyeti değildir. Resmî ağızdan Atatürkçü düşüncenin anayasada korunacağı söylenen bir sisteme, “Din-i İslâm” ve “Vatan-ı İslâm” diyerek Millî Mücadele’ye katılan milletin Cumhuriyet’i demek, hakarettir.
Laikçi Cumhuriyet Mahkemelerine “Sizin asli göreviniz rejimi korumaktır, gerisi teferruattır” diyen ve “Hacı Devlet Efendi”den ödü kopan şedit inkılâpçı Esat Mahmut’a göre devleti dini olmazmış. Nisyan ile mâlûl olanları uyandırmak, mülkümüzde hain kurt gibi dolaşan Kemalist dilli Cumhuriyet tapıcılarının atalarından ve darbecilerinden gördüğümüz zulümleri unutmamak ve Cumhuriyeti İslâmlaştırma fikrimizi diri tutmak için millet düşmanı bu şenî Cumhuriyetçinin yazısının hülâsasını duyurmayı millî bir vazife saydım:
“ZEKAT VEREN, NAMAZ KILAN, HACCA GİDEN BİR DEVLET HAYÂL EDEBİLİR MİSİNİZ?”
Okumaya devam et

Share Button

Bu Ülke Babamındı, Onunda Babasınındı, Onunda Bin Yıldır Ecdâdınındı

Bu ülke babamındı, onunda babasınındı, onunda bin yıllık Müslüman ecdâdınındı, bugünde benim, yarında oğlumun ve onun oğullarının olacaktır. Bu silsile, hücrelerinden yüreğine, tuvalet âdabından devlet düzenine, eğitimden medeniyet anlayışına, iliklerinden ruhuna kadar her şeyiyle İslâmlaşan Türk milletinin kendisidir.

Bu ülke, Türklüğün İslâm’dan sâdır olduğuna, Müslüman olmadan önce Türklüğün millet olarak tecessüm etmediğine, Türklüğün ancak İslâm şeriat ve yaşayışıyla varlık ve hüviyetini ilelebet sürdürebileceğine inananlarındır.

Bu ülke, Türklüğün zarf ve mazrufunun Âl-i Selçuk, Âl-i Osman kalıbında İslâmlaşa İslâmlaşa meydana geldiğine, bir ırk olmadığına, önce Müslüman ve Muhammed (s.a.v.) ümmetinin bir parçasına olduğuna iman edenlerindir.

HÜKÜMRANLIK HAKKI İSLÂM’DAN ÇIKMADIKÇA TÜRKLERE AİTTİR

Müslümanlığını Türk isminin gerisine düşürenlerin, İslâmlığın bütün hayatın ve her şeyin zarf ve mazrufu olduğu inancından kopup ham ve laik Türklük düşüncesini öne geçirenlerin, Türklüğünden Müslümanlığı bir miligram dahi eksiltenlerin, Kemalist Cumhuriyetin dayattığı sözde Türklük anlayışına kapılan ve tasdik edenlerin bu ülkenin sahibi babamın, onun babasının, onun da bin yıllık Müslüman Türk ecdâdının silsilesiyle hiçbir maddî ve manevî, fikrî ve ruhî bağı olamaz. Okumaya devam et

Share Button

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-3-
Suriye meselesinde batının temel tavrı, daha önceleri yazdığımız gibi, Şiilerle Müslümanların (Sünnilerin değil Müslümanların) savaşını dengede tutmak, devam etmesini ve taraflar arasındaki husumetin derinleşmesini sağlamaktır. Esed yezidinin zayıfladığı zamanlar muhaliflere yardımı kıstılar, güçlendiğinde ise yardımı artırdılar ve sürekli bir denge halini gözettiler. Böylece Suriye’deki savaşı uzattılar ve katliam ve tecavüzleri artırdılar. Batı için bunların önemi yok, onlar sadece menfaatlerini ve menfaatlerini temin edecek stratejilerini önemserler.
Suriye’de Şiiler ile Müslümanlar arasındaki savaşı kimin başlattığı asla unutulmamalıdır. Savaşı Şiiler başlattı ve yüz binlerce Müslümanı katletti, daha fazlasına tecavüz etti. Biz Müslümanların tarafındayız, Müslümanlara savaş açanların kim olduğuna bakmaksızın Müslümanların tarafındayız. Müslümanlara karşı savaş açanlar Şiiler olduğunda da Müslümanların tarafındayız, ABD olduğunda da Müslümanların tarafındayız.
Batının ve ABD’nin Suriye’de tarafları birbirine kırdırdığı, bu savaşın devamı için gerekli tedbirleri aldığı, dengede devam etmesi için ince stratejiler takip ettiği doğru ama bu doğru, savaşı Şiilerin başlattığı gerçeğinden bağımsız düşünüldüğünde eksik kalır. Müslümanlar Suriye’de “meşru müdafaa” halindedir, bu sebepledir ki Müslümanların savaşı meşrudur. Batının Suriye’de tarafları birbirine öldürtmek için tüm tedbirleri almış olması, tarafları aynı derecede suçlu ve kusurlu kılmaz, suçlu ve kusurlu olan taraf Şia’dır çünkü savaşı onlar başlatmıştır. Okumaya devam et

Share Button

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-1-
Bu konunun konuşulacak sayısız boyut var, merak ettiğimiz ve dikkatle takip edeceğimiz bir boyutu da, dünyanın ve bölgenin güçlerinin son durumunu teşhis imkanı verecek olması. ABD Suriye’ye müdahale edecek kadar güçlü mü, müdahaleyi uzun tutacak kadar kararlı mı, müdahaleyi uzun tutmak için gerekli olan kaynakları mevcut mu? ABD kamuoyu, Müslümanlar arasındaki bir meseleye müdahale etmek, bu müdahaleye kaynak ayırmak, insan kayıplarını göze almak için hazır mı veya önceki devirlerde (ve misallerde olduğu gibi) hazırlanabilir mi? Batının ve ABD’nin hızlı şekilde gerilediği, çöküş sürecine girdiği, her geçen gün biraz daha zayıfladığı istikametindeki temel teşhisimizi, Suriye’ye müdahale olursa, test edecek bir hadise ile karşı karşıya kalacağız.
Batı ve ABD ile birlikte başka anlayacağımız konular da var. İran’ın genel durumu, bir savaş durumundaki tavrını, blöf yapıp yapmadığını, savaşma iradesi, cesareti ve gücü var mı, varsa sınırı gibi bir çok konuyu anlayacağız. İran’ın Suriye’deki katil rejim ile irtibatının derinliğini, Suriye’ye müdahale edildiğinde savaşa girip girmeyeceğini, onlarca yıldır sürekli tehdit ettiği İsrail’e karşı bir savaşa girip giremeyeceğini, bu zamana kadar savurduğu tehditlerin blöf mü gerçek mi olduğunu anlayacağız. Suriye’nin gücünü, bir savaş durumunda kimyasal silah kullanıp kullanmayacağını, kendi halkı üzerinde kullandığı kimyasal silahları İsrail’e veya ABD askeri varlığına karşı kullanma cüretini gösterip gösteremeyeceğini ila ahir…
Efsaneleştirilen Hizbullah örgütünün ne durumda olduğunu, İsrail’e karşı bir varlık-yokluk savaşına girip giremeyeceğini, Müslüman halka karşı gösterdiği vahşeti İsrail ve ABD’ye gösterip gösteremeyeceğini göreceğiz. Okumaya devam et

Share Button

ABD’NİN YENİ STRATEJİSİ

Dünyanın en güçlü ülkesi, en güçlü ekonomisi, en güçlü ordusu olduğu söylenen, bu hususta genel kabul gören bir devlet ABD. Çözülme, gerileme ve çökme sürecine girmiş olması, halen belli nispette gücü elinde tuttuğu gerçeğini değiştirmiyor elbette. Yani ABD hala dünyanın en güçlü ülkesi… Bu kanaat (ya da zan), ABD’nin, dünyanın herhangi bir noktasına en kısa sürede askeri operasyon yapabilme imkanını elinde tuttuğunu gösteriyor. Bu durum, hem ABD tarafından böyle kabul ediliyor hem de dünya tarafından…
Hal böyle olunca, dünyadaki herhangi bir hadise hakkında ABD’nin “ne dediği”, “nasıl bir tavır alacağı” dikkatle takip ediliyor. Bir bölgede yaşanan herhangi bir hadisede taraf olanlar, ABD’nin kendi tarafında müdahale etmesi talebini yüksek sesle dillendiriyor. Bu talep bazen açıkça “menfaat” için, bazen de “ahlaki mesuliyet” için seslendiriliyor.
Anlaşılacağı üzere; dünyada ilginç bir kavrayış var, ülkeler ve guruplar ABD’yi kullanmak istiyor ve kendi lehlerine müdahale yapmasını talep ediyor. Güç böyle bir şeydir, özünde ABD’ye karşı olanlar bile onun elinde tuttuğu büyük güce karşı bir şey yapamadığı için, onun gücünden faydalanmaya çalışıyor. ABD ise, dünya haritasını önüne açıyor, hangi bölgede kendisi ile birlikte hareket edecek ülke veya gurup varsa onlarla münasebet kuruyor. Öyle ki, ABD’nin kimseyi ikna etmesi gerekmiyor, zaten her bölgede ABD’nin gücünden faydalanmak isteyen birileri çıkıyor. ABD ise sadece talepleri değerlendirerek menfaatlerini elde ediyor. Okumaya devam et

Share Button