Türkler Hakk’a tapan millettir

Türkler Hakk’a tapan millettir

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı olsun, ümmetdaşı olsun bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan içtimaî, medenî ve siyasî bir kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde kavmiyetçi ve seküler ırkçı düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek, korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet temsilcisi olarak bu hüviyetiyle İlâ-yı Kelimetullah’ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKLER HAKK’A TAPAN MİLLETTİR

Türkler Hakk’a tapan millettir

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı olsun, ümmetdaşı olsun bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan içtimaî, medenî ve siyasî bir kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde kavmiyetçi ve seküler ırkçı düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek, korumakla mükellef bildiği için;
Okumaya devam et

Share Button

Bre Muarızlarım! Size Bir Türk Anlatayım da Dinleyin

Bre Muarızlarım! Size Bir Türk Anlatayım da Dinleyin

Ey azizan!
Şahitsiniz ki, dört yıla yakındır muarızlarım Ömay, Cemay, Hunu ve yandaşlarının bu mazlum ve mazrur muharrire attıkları iftiraların, aleyhlerin haddi hesabı yok.

Müslümanlığımı beğenmeyip “Hükümetçi Müslüman” dediler. İslâmlaşmış Türklüğümü, içinde Müslüman olmayan sözde güçlü Türk (!) olarak gösterilen Cengizhan, Atilla vb. hükümdarlar, Hunlar, Atsız ve Ergenekon gibi unsurlar yok diye eksik buldular. Kendilerine “Türk”, fakire “siz Müslümanlar” diye hitap ettiler. “İslâmlaşmış Türk Milletindenim” dedim, “Hayır! Bu millettensin” dediler.
Okumaya devam et

Share Button

TÜRKLERLE KÜRTLERİN PAYLAŞAMADIKLARI

TÜRKLERLE KÜRTLERİN PAYLAŞAMADIKLARI
Bir gurup doktorla bir gurup muhasebeci bir araya geliyor, dernek kuruyor. Muhasebecilerin sayısı doktorlardan az, doktorlar diyor ki, “derneğin isminde sadece bizim ismimiz olsun”. Muhasebeciler buna itiraz ediyor, “hayır, derneğin isminde bizim de ismimiz olsun”. Başlıyorlar kavgaya… Yıllar sürüyor kavgaları, birbirlerine verdikleri zararın haddi hesabı yok. Doktorlar çoğunluk oldukları için sadece kendi isimlerinin yazılmasından vazgeçmiyorlar, bunu gururlarına yediremiyorlar, nasıl bir gurur ise… Muhasebeciler de, kendilerinin de olduğunu, doktorların adı varsa kendilerinin de olması gerektiğini söylüyor, kendilerine göre bir gurur üretiyorlar. Yıllarca süren kavgada birbirlerine verdikleri zararı umursamadan dernek tüzüğünde (siz anayasa olarak anlayın) hangi ismin veya isimlerin yazılması gerektiğini, iki tarafı da tatmin edecek şekilde karara bağlayamıyorlar.
Bu kadar basit değil tabii… Doktorlar diyor ki, “derneğin kurucu iradesi ve sahibi olan kişi, böyle buyurmuş, ona ihanet edemeyiz”. Muhasebeciler diyor ki, “kurucu irade ve kurucu kişi yanlış yapmış, yıllarca bu yanlış devam ettirildi ve bizi yok saydınız, mesleğimiz muhasebeci olduğu halde doktor gibi davranmamızı istediniz, bunu yapamayız”. Doktorlar diyor ki, “Derneğimizin kurucusu hata yapmış olamaz, o asla hata yapmaz, size ‘muhasebeci kökenli doktor’ demiş, böyle kalacak ve hayatınıza devam edeceksiniz”.
Komik değil mi bu durum? Karikatürize ettiğimizi mi düşünüyorsunuz? Zihni angajmanlarınızdan sıyrılın ve meseleye biraz sakin şekilde bakmayı deneyin, bu kadar komik bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlayacaksınız. Aslında meselenin esas komik tarafını daha yazmadık, mizansenimizden devam edelim… Okumaya devam et

Share Button

MAZERETİ KABAHATİNDEN BÜYÜK CHP’Lİ

MAZERETİ KABAHATİNDEN BÜYÜK CHP’Lİ
CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler, “Türk ulusu ile Kürt milliyetini eşit, eşdeğerde gördüremezsiniz” dedi ve çarşı karıştı. CHP ile MHP dışında herkes Güler’in üzerine yürüdü, hakkında söylenmeyen kalmadı. Faşist, Nazist, ırkçı filan tüm hazır (ezber) cephaneler otomatiğe bağlanan silahlarla üzerine boşaltıldı. Doğrusu haketti, aslında daha fazlasını haketti de, piyasada “ezberler” dışında kullanılan cephane olmadığı için tepki ve tenkitler belli çerçevede kaldı.
Hadisenin üzerinden birkaç gün geçmesine rağmen asıl nokta dikkatlere çarpmadı, tüm yorumlar ve tepkiler ezberlerin dışına çıkamadı. Ezberin dışına çıkmayan düşünce alışkanlıkları, Güler’in, ilk açıklamasından sonra kendini savunurken ileri sürdüğü, kabahatinden daha büyük olan “mazeret”inin farkedilmesini engelledi. Güler’e, “pişman mısınız veya açıklamalarınızın yanlış anlaşıldığını düşünüyor musunuz?” diye sorulduğunda verdiği cevap ilginçti. Kendini savunurken ileri sürdüğü mazeret şuydu; mealen, “benim sözlerimi anlamayanlar iki olasılıktan birine sahiptir, ya cahildir veya kasıtlı, ben bilimsel verilerle konuşuyorum, ulus başka milliyet başka, Türkler ulus, Kürtler milliyet…” Okumaya devam et

Share Button

“TÜRKLERİ YENMEK İÇİN TARİHLERİNİ DE YENMEK LAZIM”

TÜRKLERİ YENMEK İÇİN TARİHLERİNİ DE YENMEK GEREK
Sabah gazetesinin 17.08.2012 tarihli internet sitesinde bir haber başlığı var; “Dünyanın Gözünde Türkler”… Bu haber başlığı altında, batılı siyasetçi, kumandan, ilim adamı, sanatkar, tarihçi ve daha bir çok meşgaleye sahip insanların, Türkler hakkındaki düşünceleri derlenmiş. Bu haberin 14. Sayfasında şu metin yer alıyor;
“Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkanlardan bol bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel var: Türklerin yaşayan hatıraları!
Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar.”
M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan) Okumaya devam et

Share Button

NEKROFİL (ÖLÜSEVİCİ) TÜRK VE KÜRT ULUSALCILAR-2-

Nekrofil (Ölüsevici) Türk ve Kürt Ulusalcılar-2

Nekrofil tavırda yapılmak istenen, insana ait olanın bizzat insan değil, onun eşyalaştırılması ve mekanikleştirilmesidir. Yani “soyutlaştırılarak” bir gücün emri ve menfaati doğrultusunda ideolojik olarak merkezileştirilmesidir.

Sözde, Türklüğü öne çıkaran ulusalcıların düşüncesinde milletin tekâmül ettirerek yaşattığı kültür ve medeniyet değerlerinin, kutsal ve tarihî olanın sosyolojik bakımdan hiçbir değeri yoktur. Değerler sadece ideolojilerine bir vasıta olarak kullanılmaya elverişli ise “uygun” sloganlar olarak sahtece benimsenir.

Ulusalcı nekrofiller aynı zamanda rûhen bir despot olduğu için milletin yaşattığı sulh ve sükûnu da gerici bir duraksama sayarlar. Milleti kaynaştırmış değerlerle tabiileşmiş bir hayatı, “ulusalcı dâva”dan ve “doktrin” den değersiz kabul ederler. Okumaya devam et

Share Button