İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İSLAM ŞEHRİ-16-İDARE

İslam şehrinin aklı idaredir. İdare, tasavvuf ve medresenin keşif ve tertip ettiği hikmetleri “gerçek” kılmak, “gerçekleştirmek” ile mükelleftir. İdare, bir tatbikatı gerçekleştirip de neticesini merak eden derin bir cahillikle malul değil, aksine keşfedilen hikmetin mevcut şartlar manzumesinde nasıl tatbik edileceğini bilen bir akıl bünyesine ve zihni teçhizata sahiptir. İslam şehrinde idare, hikmetin tatbik şartlarını arayan, bulan, tanzim eden bir idrak merkezidir. Hikmet, idarenin önüne saf halinde geldiğinde, önce onu anlar, sonra cemiyetin seviyesine bakar, cemiyetin seviyesi ile mütenasip bir tatbikat şekli geliştirir. Hikmet saf haliyle tatbik edilmez, hikmeti saf haliyle tatbik edebilen, onu saf haliyle taşıyabilen tek kadro Ashab-ı Kiram olmuştur, sebebi de merkezindeki şahsiyettir, yani Risalet’tir.

İdare, bir gözü hikmette diğer gözü halkta olan, hikmet ile halk arasında idari köprü kuran merkezdir. Hikmet ile halk arasındaki münasebeti kuran, hikmeti halka maleden, halkı hikmete muhtaç hale (yani hikmeti talep eder seviyeye) getiren karargahtır. Hikmetsiz hareket ve tatbikatın olmayacağını gösteren, olmaması gerektiğini anlatan, halkı da buna hazırlayan bir merkezdir. Halk ile hikmet merkezleri olan tekke ve medrese arasındaki sağlam irtibatı kuran, hayatı tekke ve medrese ile harmanlayan, bunun idari tedbirlerini keşif ve tatbik eden kadrodur.
Okumaya devam et

Share Button

HAKİKAT VE ADALET

HAKİKAT VE ADALET
Adalet bahsi, girift meselelerden biridir. Bu sebeple olsa gerek, en çok kullanılan mefhumlardan biri olmasına rağmen, derinliğine bir izahı yapılmamış, muhkem bir çerçeve oluşturulmamıştır. Adalet, o kadar büyük bir ihtiyaçtır ki, adalet mefhumunun herkes tarafından anlaşıldığı zannı galip ve yaygındır. Bu sebeple idrak çabasına ve izah gayretine konu olmamaktadır.
Hâlbuki dünyada derin bir sükunet ve huzuru temin eden mefhum adalet, kıyameti kopartan ve büyük altüst oluşları tetikleyen de mefhum-u muhalifi olan zulümdür. Bu kadar mühim ve müessir olan bir mefhumun derinliğine tetkik edilmemesi, mevzu listesinin başlarına alınmaması ciddi bir zafiyete işaret ediyor. Tabii ki kadim müktesebatımızda bu mevzuu ciltlerce eserle tetkik edilmiştir lakin müktesebata ulaşmaktaki zorluk, meselenin dikkatten kaçmasına sebep oluyor.
Adalet, hakikatinde ve tatbikatında nedir? Veya soru şöyle sorulabilir; “hakiki adalet nedir?” ve “tatbiki-nispi adalet nedir?”. Adaletin hakikatine dair nazari tetkik çabasına girilmeyince (herkes tarafından bilindiği ve anlaşıldığı zannıyla), tatbiki ciheti, tezahürleri göze çarpmakta, bazı tezahürler üzerinden ağır tenkitler geliştirilebilmektedir. Adalet bahsindeki en büyük ölçü ihlali, “kaynak şirki”dir yani İslam’dan başka kaynak arayışıdır. İslam’dan başka adalet kaynağı olabilecek “hükümler manzumesi” olduğu zannı yaygınlaşmaktadır. Okumaya devam et

Share Button