PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ-2-

PARA VE BANKACILIĞIN KISA TARİHİ -2-

Mezopotamya’da tapınaklar ibadetin yanısıra bankacılık hizmeti de verirlerdi. Rahibler, Tanrı’nın adına iş yaptıklarından halk onlara güvenir, mallarını teslim ederdi. Tarihî kayıtlar, tapınaklar ile bankacıların gizli, girift ilişkisini ortaya koyuyor. Britanika An- siklopedisine göre, Babil’in IGIBI Bankası, devletin/tapınağın kasasında duran mallara karşılık borç para üretiyordu. Bu sistem İngiltere Merkez Bankası yolu ile küreselleşme fırsatı yakalamış olan sistemin neredeyse aynısı.

Hazret-i Süleyman’ın ölümünden sonra İsrailoğulları ikiye bölünüyor. Kuzeyde İsrail, güneyde Yahuda. İsrail Asurlular, Yahuda ise Babilliler tarafından sürgüne gönderiliyor. İsrailoğulları’nın dönüm noktası Babil Sürgünü. Modern uluslararası para sistemini Yahudilerin bu dönemde keşfettiklerine inanılıyor. İsrail’in bugünkü para birimi Shekel. Ne tesadüf, Babillilerin para biriminin adı da Shekel. David Astle’a göre, Yahudiler Babil para endüstrisinde üst mevkilere yükselmiş olmalılar. Babil zamanında, Hazret-i Musa’nın şeriatına sırt çevirerek para ticaretinin en gizli sırlarını öğrenmişler. Ne ilginçtir ki Pers güçlerinin Babil istilasından hemen sonra İsrailoğulları’nın anavatanlarına geri dönmelerine izin verilir. Ayrıca kabile hayatlarını ve tapınaklarını tekrar inşâ etmeleri için her türlü destek sağlanır. Bütün bu veriler Yahudi bankerlerin Perslileri finanse ettiğine dair işaretler taşıyor. Aynı II. Dünya Savaşı sonrasında İsrail’in tekrar kurulmasında Rothchild ve Rockefeller gibi Yahudi bankerlerin gerek savaşların, gerekse İsrail’in kurulması için gereken finansmanda oynadıkları rol gibi.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İhanet örgütünün yayın organı olan Zaman isimli mevkute, internet sitesinde, 24.07.2014 tarihinde bir haber yayınladı. Haberin başlığı, “Erdoğan’dan cesaret ödülünü geri istediler”…

Haber şu; Amerikan Yahudi Kongresi, 2004 yılında Erdoğan’a cesaret madalyası vermiş, Erdoğan’ın İsrail ile ilgili tavrından dolayı o madalyayı geri istiyor, bunun için kongre başkanı Erdoğan’a mektup yazmış, Zaman gazetesi de bu mektubu yayınlıyor.

Nasıl?

Bir taraftan Erdoğan’ı İsrail ile iş yapmaktan, Yahudilerden cesaret madalyası almaktan dolayı tenkit eden paralel örgüt diğer taraftan Yahudi Kongresi başkanının o madalyayı geri istemesinin haberini yapmış. Böylece Erdoğan, kafasının üstünde demoklesin kılıcı gibi sallanan o madalya belasından kurtulmuş olmuyor mu?
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

Fethullah Gülen, takiyyeyi inanç haline getirmek ve bir metot olarak kullanmak bakımından Şiilerle yarışıyor. Takiyye konusunda hangisinin daha ileri gittiği sorusuna verilecek net bir cevap yok, sadece Fethullah Gülen’in bir konuda takiyye yapmadığı veya yapamadığı dikkate alınırsa Şia’nın takiyye konusunda daha ileri olduğu düşünülebilir. Çünkü Şia’nın takiyyesinde sınır yoktur, istisna yoktur, kırmızı çizgi yoktur, Fethullah Gülen isimli başhainin takiyyesinde ise bir sınır, bir istisna, bir kırmızı çizgi mevcut.

Fethullah Gülen, İsrail ve Yahudiler konusunda takiyye yapmıyor veya yapamıyor. Fethullah Gülen’in İsrail konusunda takiyye yapmaması, Şiilerin her konuda takiyye yapmasından daha mı iyidir yoksa daha mı kötüdür, orası belli değil…
Okumaya devam et

Share Button

DÜNYA VE TÜRKİYE YAHUDİLERİNE ÇAĞRI

DÜNYA VE TÜRKİYE YAHUDİLERİNE ÇAĞRI
Yahudi tarihi uzundur, çok uzatmadan meselemizle ilgili birkaç noktaya temas edelim. Hıristiyan batı dünyası, Yahudileri, toplumun en aşağıdaki sınıfından daha aşağıda gören, insan sınıfında kabul etmeyen, insan ile hayvan arası bir varlık türü olarak değerlendiren, bundan dolayı da “Yahudi katliam günleri” gibi yılanlara ve akreplere bile layık görülmeyecek muamelelere tabi kılan bir kültür üretmiştir. Bu kültürün tabii neticesi olarak da Yahudi katliamları yapılmış, dahası Yahudi katliamını normal ve tabii kabul etmiş, tarih boyunca Yahudileri öldürmeyi ceza kanunu çerçevesinde “cinayet” olarak bile değerlendirmemiştir. Hitler’in Yahudi katliamına şaşıranlar, batı kültüründeki Yahudi bakışını bilmeyenlerdir. Batı da kendi içinde Hitler’i “günah keçisi” olarak seçmiş ve onun dışındaki Yahudi katliamlarını perdelemiştir. Oysa her Avrupa ülkesinde Yahudiler, tarih boyunca katledilmiş, zulme uğramıştır.
Keza tarih boyunca Yahudilerin rahat yaşadıkları, hukuklarına saygı gösterilen, insan sınıfından kabul edilen tek kültür havzası, İslam coğrafyasındadır. Tarihte, Hıristiyanların Yahudi katliamlarını engelleyenler sadece Müslümanlardır. İslam tarih ve coğrafyasında, hiçbir zaman bir Yahudi katliamına sahnelenmemiş, haklarının ihlal edildiği görülmemiş, aksine kendi hukuklarına uygun yaşama imkanı verilmiştir. Osmanlının, Endülüs katliamında Yahudileri de kurtardığı, onlara kendi ülkesinde imkanlar sağladığı tarihi bir vakadır. Okumaya devam et

Share Button

İSRAİL’İN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

İSRAİL’İN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI
İsrail ile ABD arasındaki münasebetleri tarif ve izah ederken kullanılan bazı şablonlar var. “ABD’yi İsrail (Yahudiler, Yahudi lobisi) yönetiyor” gibi… “Aralarındaki münasebetin asla bozulmayacağı, kopmayacağı, zayıflamayacağı düşüncesi” gibi… “ABD’nin, her ne pahasına olursa olsun İsrail’i savunacağı, destekleyeceği” yaklaşımı gibi… Aralarındaki münasebetin Katolik nikahına teşbih edilmesi gibi…
Gerçekten böyle midir? Mümkün değil, eşyanın tabiatı gereği mümkün değil, insanın tabiatı gereği mümkün değil, ABD’nin tabiatı gereği mümkün değil, İsrail ve Yahudilerin tabiatı gereği mümkün değil. Ve daha birçok sebeple mümkün değil.
İsrail kurulduğundan bugüne ABD ile münasebetlerinin yukarıdaki şablonlara uyduğu doğrudur. Zaten insanları ve dünyayı yanıltan da bu… Bu güne kadar öyle olması, öyle süreceğinin delili değil. İsrail ile ABD arasında bugüne kadar gelen münasebet yoğunluğu, konjonktüreldir (devridir). Münasebetlerin İsrail kurulduğundan beri yani varolduğundan beri aynı şekilde devam ediyor olması, insanlarda “zihni tortular” oluşturuyor, bu tortular da münasebetler hakkında “daimilik vehmi” üretiyor. Münasebetlerin devri (konjonktürel) olduğu gerçeğini perdeliyor. Yeryüzünde ilelebet devam edecek dostluk bulmak ne mümkün, keza ilelebet devam edecek düşmanlık. Okumaya devam et

Share Button

TEŞKİLATIN İSRAİL (MAVİ MARMARA) OPERASYONU

TEŞKİLATIN İSRAİL (MAVİ MARMARA) OPERASYONU
Mavi Marmara olayı ve ona bağlı gelişmeler, “Teşkilatın” en başarılı operasyonlarından biridir. Elde edilen neticeler ve kazançlar, planlanan hedeflerin en azından on katı büyüklükte. Tabii hemen eklemek gerekir, operasyondaki başarı teşkilata ait, başarının büyüklüğü ise İsrail’in ahmaklığına ait.
Konuyu baştan alalım. Teşkilat, dış politikada, İsrail ile ilişkileri gerecek, çözecek, zayıflatacak ve nihayet koparacak gerekçeler arıyordu. Dünya siyaseti, İsrail ile münasebetlerinizi keyfinize göre düzenleyebilmenize müsaade etmez. “Ben seninle ilişkilerimi kesiyorum” diyemezsiniz, bunu yapabilmek için ülkede “ihtilal hükümeti” olması gerekir. Türkiye’deki İsrail ve Yahudi lobisi hatırlanırsa, sadece dünya siyaset dengeleri değil, iç dengeler de buna müsaade edecek gibi değildi.
İsrail ile ilişkileri koparacak veya asgariye indirecek ciddi bir sebep arayışı yaklaşık beş yıldır var. Gazze ile ilgili Başbakanın ciddi çıkışları oldu ama o mesele arzulanan gerekçeyi oluşturmadı. Oluşturmadı çünkü Gazze konusunda ana “unsur” eksikti, ana unsur, İsrail’in, Türkiye veya Türk vatandaşlarına doğrudan zarar vermesiydi. Türkiye’de Gazze merkezinde geliştirilen “hassasiyet” hiçbir zaman istenen seviyeye ulaşamadı. İslamcı guruplardaki hassasiyet seviyesi ve keskinliği değil anlatmaya çalıştığımız, halkın ciddi bir kesimini kapsayacak ve Gazze’yi “milli mesele” yapacak yaygınlıkta ve derinlikte bir hassasiyet geliştirilemedi. Türkiye’deki Yahudi ve İsrail lobisi o kadar güçlü ki, hala, İsrail’in Mavi Marmara olayında milletlerarası hukuka göre haksız olduğu anlaşılmasına rağmen, “orada ne işleri vardı?” cinsinden yayın ve propaganda yapabiliyorlar. Teşkilat, Gazze’yi milli mesele yapamadı, İsrail’e karşı da istenen gerekçeyi üretemedi. Birkaç yıl böyle geçti ve sabırlar tükenmeye başladı. İşte tam bu sıralara, İHH’nın Mavi Marmara projesi (geniş bir proje tabii ki) ortaya çıktı. Okumaya devam et

Share Button

NİYE KAÇMIYORLAR?

NİYE KAÇMIYORLAR
Ergenekon terör örgütü ile başlayan, darbe davaları ile devam eden hukuki süreçte dikkat çekici bir kaç nokta var. Sanıkların kafi derecede itiraf furyasının başlamaması ve dışarıda bulunanların da yurtdışına kaçmaması… Özellikle 28 Şubat soruşturmasına konu olanların evlerinde polisin gelip yakalamalarını beklemeleri ilginç. Soruşturmanın birinci dalgasında yakalananların tutuklanmasına rağmen ikinci dalgadakilerin sırasını beklemesi, ikinci dalgada yakalananların tutuklanmasına rağmen üçüncü dalganın muhataplarının sırasını beklemesi ila ahir… Bu durum Ergenekon soruşturmasında da görüldü, balyoz soruşturmasında da…
Niye kaçmıyorlar veya niye itiraf etmiyorlar?
Ergenekon soruşturması ve davası ile balyoz soruşturması ve davasında genelkurmay, sanıkları, kurum olarak desteklemişti. Cezaevlerini ziyaretler, avukatlık ücretini ödemeler, ziyaretlerde verilen ümitler vesaire o davalardaki direnişi açıklıyor. Genelkurmayın açık desteğine rağmen tutuklandılar ve hala tutuklulukları devam ediyor. Bunu göre göre, 28 Şubat soruşturmasına konu olanların kaçmaması nasıl açıklanır? Üstelik 28 Şubat soruşturması, önceki soruşturmalara nispetle daha fazla bilgi ve belgeye (yani delile) sahip. Tutuklanacakları ve belki de yıllarca tutuklu kalacakları aşikardı. Yargılama neticesinde alacakları ceza, muhtemelen hayatlarının geri kalanını cezaevinde geçirmelerine kafi gelecek. Buna rağmen kaçmamaları nasıl açıklanır? Okumaya devam et

Share Button

EN VİCDANLI YAHUDİNİN “YAHUDİLİĞİ”

Konumuz, Taraf Gazetesi yazarlarından Roni Margulies… “Dünyayı Yahudi güdüyor” başlıklı 22.09.2010 tarihli yazısı… Yazının başlığı, aynı zamanda, Üstad Necip Fazıl’ın bir yazısının başlığı… Roni de zaten Üstad’ın o yazısını tenkit için bu başlığı kullanmış.
Yazımıza sakin bir giriş yaptık ama bu durum, iç dünyamızda nükleer patlamalar olmadığı manasına gelmez. Sadece akl-ı selimimizi kaybetmeden tenkidimizi yapma çabasındayız. Doğrusu sükûnetimizi ve akl-ı selimimizi kaybedecek bir durumla karşı karşıya olduğumuz aşikar. Lakin insana akıl, en çok öfkelendiği zaman lazım. Sükûnetimizin sebebi bu… Okumaya devam et

Share Button