DÜNYANIN YENİ BİR DİLE İHTİYACI VAR

DÜNYANIN YENİ BİR DİLE İHTİYACI VAR
Dünyanın içinde bulunduğu hali teşhis etmek için fazla çabaya gerek yok. İletişim çağında dünyanın halinin ne olduğunu hala bilmeyen ve anlamayanlara izah etmek lüzumsuz bir çaba. Dikkatleri yoğunlaştırmak için ifade edilmesi gereken nokta ise, batının insanlık tarihindeki en büyük katliamları, zulümleri, alçaklıkları yaptığı birkaç asır geçirdi dünya… Tarih hiçbir döneminde yirminci asırda olduğu kadar kanlı geçmedi. 19 ve 20. Asırda batı tarafından gerçekleştirilen sömürge, dünya tarihinin toplamındaki sömürgeyi geçti.
Batı, dünyanın ve insanlığın habis urudur. Bu kanserli hücreleri (veya organı) kesip atmaktan başka her ihtimal dünya için sömürge, katliam ve baskı demektir. Batı, mutlaka ve acilen tasfiye edilmelidir. Bu ihtiyaç, doğu ile batı arasındaki basit bir intikam savaşı değil, tüm dünyanın “insanlığı” kurtarmak için gerçekleştirmesi gereken, tarihin en asil görevidir.
Doğunun batıdan intikam alması için gelmiş geçmiş en büyük dünya savaşını bile çıkaracak kadar sebebi ve haklılığı var. Batıdaki bir avuç vicdan sahibi “insanı” bir tarafa bırakarak tüm nüfusu katletmek, Avrupa ve Anglo Amerika kıtasını okyanusa gömmek dahil en ağır neticeleri hedefleyen bir dünya savaşının bile kafi derecede gerekçesi var. Doğrusu dünya hızlı şekilde bu noktaya doğru gidiyor. Asırlardır sömürülmekten, katliamlara uğramaktan, itibarının ve şerefinin batı tarafından ayaklar altında çiğnenmesinden dolayı meydana gelen psikolojik enerji birikimi, batıda taş üstünde taş, omuz üstünde baş koymayacak kadar şiddetli bir kin oluşturdu. Fakat böyle bir hesaplaşma, doğunun tüm haklılığına rağmen, dünyanın sonu değilse de insanlığın sonu demektir.
Batının iktisadi ve siyasi çöküş sürecinde olmasına rağmen sahip olduğu askeri yığınaklar, batı ile hesaplaşabilmeyi, batıdan daha vahşi olma şartına bağlıyor. Batının insani tüm kıymetleri elinin tersiyle itmesi ve sadece kendi menfaatini düşünmesi, menfaati için milyonlarca insanı kısa sürede katledecek kadar vahşileşmesi, dünyadaki mücadele anlayışını “vahşet” merkezine taşıdı. Son birkaç asırdır dünya, mücadele dendiğinde hiçbir hukuki ve ahlaki kural ile kendini kayıtlı hissetmiyor. Dolayısıyla batıya karşı mücadele etmek isteyen tüm direniş gurupları, batı kadar vahşileşmekten başka bir çıkar yol bulamıyor.
Bu fasit daireyi kırmak gerekiyor. Batı ile mücadele etmek isteyenlerin ruhlarının ve bedenlerinin çelikleşmesi gerektiği doğru. Irak, Afganistan, Filistin, Pakistan gibi batı işgali altındaki ülkelerde ve o ülkelerden esir alarak batıya götürülen insanlara nasıl işkenceler yaptıkları malum. Batıya karşı mücadelenin, tarihin en ağır mücadelesi olduğu doğru… Büyük ve zor mücadelelerin insanlar üzerinde meydana getirdiği değişiklileri bilenler, batıya karşı oluşan direniş guruplarının (El Kaide de dahil) mecburen çelikleştiği ve hissizleştiğini, bunun sebebinin de batı olduğunu biliyorlar.
Tüm bunlara rağmen fasit daire kırılmalı… Vahşet merkezinde dönüp duran fasit dairenin kırılması istikametindeki çabaların başına gelebilecek en büyük tehlike, batı tarafından istismar edilmesi ve batıya karşı oluşan isyan ruhunun köreltilmesi ihtimalidir. Bu hususta azami dikkat ve itina gösterilmesi şartıyla söylüyorum, fasit daire mutlaka kırılmalı.
Batıya karşı askeri alanlarda yürütülen mücadelelerin sertleşmesini önlemek mümkün değil. İsrail’in 2008 yılında Gazze’ye karşı yürüttüğü operasyonlardaki vahşeti, İsrail’de yapılan kamuoyu araştırmasında halk tarafından yüzde 90 nispetinde kabul ve destek görmüştü. Batı ve batılılaşmış dünyanın vahşeti o kadar ileri safhadadır ki, sivil halk bile aynı vahşet seviyesinde kodlanmış durumda. Bu vaka karşısında direniş guruplarının çıldırmaktan ve vahşileşmekten başka ne yapabileceği düşünülebilir. Batıya karşı askeri mücadeleleri bu fasit daireden çıkarmak neredeyse hayal… Fakat bu hayalin peşini bırakmamak gerek.
Mutlaka kırılmalı bu fasit daire… Kırılabilmesinin yolu ise yeni bir dil inşası ve dünyaya sunulmasıdır.
Tayyip ERDOĞAN’IN son zamanlarda kullandığı dile bakınca ümitlenmeye başladım. Batıda herhangi bir ülkeyi hedef almaksızın fakat tüm batıyı hedefe koymaktan imtina etmeden kullanmaya başladığı bir dil var. Bazen Somali üzerinden bazen Filistin üzerinden bazen Libya üzerinden bazen tüm Afrika üzerinden bazen BM üzerinden kullanmaya başladığı bir dil… Dünyanın kaynaklarını birkaç asırdır sömüren batının hala aynı şeyi yapmaya devam ettiğini fakat açlıkla ilgili kılını bile kımıldatmadığını yüksek sesle söylüyor. Yani dünyadaki tüm insanların asgari gıda ihtiyacının tüm insanlığın mesuliyeti altında olduğunu ifade ediyor. Dünyanın kaynaklarının batılı vahşiler tarafından hala sömürülmeye devam ettiğini söylerken, her ülkede yaşayan insanların kendi ülkeleri üzerinde tasarruf sahibi olması gerektiğini dile getiriyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki veto yetkisi olan beş daimi üyenin adaletsizliğinden bahsederken, kurulacak yeni dünya düzeninde adaletin temel ihtiyaç olduğunu haykırıyor. İla ahir…
Doğu ile batı arasında kaçınılmaz olan “nihai hesaplaşma”nın ortaya çıkaracağı büyük ve tamir edilemez “yıkımı” önlemenin bir yolu olmalı. “İnsan” merkezli yeni bir dil geliştirilmeli. Tüm dünyaya hitap edecek bir dil… Tüm ülkelerin halklarına hitap edecek ve tüm insanlık tarafından kabul görebilecek bir dil… Siyasi rejimlerin ve hükümetlerin karşı çıkmalarına rağmen insanların ruhlarına nüfuz edecek bir dil…
Böyle bir dil geliştirilir ve güçlü şekilde dünyaya ilan edilirse, birçok meselenin ne kadar kolay çözüleceği görülecektir. Erdoğan’ın bir müddettir kullandığı dil, her ne kadar “anlam haritasını” daha bulamamış ve “diyalektiğini” hale oluşturamamış olsa da, ciddi neticeler verdiği malum. İsrail ile ilgili geliştirilen dilin Arap coğrafyasında bir müddettir İsrail’e karşı silahlı mücadeleyi yavaşlattığı görülüyor. Güçlü bir siyasi dil, silahı susturabiliyor. İnsanlar bu dilin peşine düşüyor ve silahlarını gömmüyorlarsa da emniyetlerini kapatıyorlar. Fakat bu siyasi dilin mütemadiyen güçlenmesi ve tesir sahibi olması gerekiyor. Aksi takdirde yeniden başlayacak silahlı mücadeleye karşı geliştirilebilecek bir tedbir olmayacak ve dünya büyük savaşa doğru hızla ilerleyecek.
Batıya karşı teyakkuza geçen ve mücadeleye başlayan “büyük isyan ruhunu” söndürmemek şartıyla, fikri-siyasi dilin geliştirilmesi, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması şart. Bu dili, dünyada üretebilecek bir kültür ve medeniyet havzası yok. Bu imkana sahip olan sadece İslam’dır ve dünyanın tek ve son şansı da odur. Türkiye, bu dilin kültür ve medeniyet havzasını oluşturabilecek “merkezi ülke”dir. Türkiye hızla bu işi yapmalıdır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com