Zalimler-2-İslam’a (Hakikate) Zulmetmek

ZALİMLER-2-İSLAM’A (HAKİKATE) ZULMETMEK

(takipmaras.com sitesinden iktibas edilmiştir)

Hakikat İslam’dır. Hakikate zulüm, İslam’a zulümdür, İslam’a zulüm, hakikate zulümdür. Doğrudan İslam’a zulmeden zalim ve kafirlere karşı Müslümanlar, Türkiye dahil dünyanın her ülkesinde ve beldesinde şiddetli şekilde mücadele ve mücahede yürütüyor. Çünkü İslam’a doğrudan zulmedenleri Müslümanların en cahili dahi tanıyor, anlıyor ve harekete geçiyor. Fakat gizli zalimlere karşı, hem de içimizde olduğu halde kafi derecede dikkat ve idrak sahibi değiliz, bu sebeple gereken mücadele yürütülemiyor.
Zulmün zirvesi, hakikate (İslam’a) yapılan zulümdür. Çünkü İslam (hakikat) adaletin kaynağıdır, kaynağı olmadığında adaletin gerçekleşmesi ve gerçekleştirilmesi muhaldir. Zaten İslam’a zulmedilen bir yerde adalet, içi boş bir kelimeden ibaret hale gelir. Ve, İslam’a zulmeden bir zalim idareciden, herhangi bir sahada adalet beklemek, tedavisiz bir ahmaklıktır. İslam’a zulmeden gizli zalimlerin ilacı, derhal oturduğu makamın elinden alınması ve hayattan tecrit edilmesidir, zararlarından başka şekilde halkı korumanın yolu yoktur. Okumaya devam et

Share Button

KADDAFİ’NİN LİNÇ GÖRÜNTÜLERİNİ İZLERKEN…

KADDAFİ’NİN LİNÇ GÖRÜNTÜLERİNİ İZLERKEN
Bir gurup insan tarafından aralarına alınmış merhametsizce dövülüyor. Hem de yaralı halde… Ne düşünmek gerekiyor? Duygularımı kontrol ediyorum ama hiçbir şey anlamıyorum. Hangi çapta bir suçlu olması gerekir insanın o muameleye layık görülmesi için? O ortam hukuk ortamı mı diye sorasım geliyor kendime… Hukuk ortamı olmadığı malum ama içimden bir ses diyor ki, zaten hukukun manası, hayatın her noktasına kadar nüfuz etmesi değil midir? İnsanlık, hukuksuz tek bir santimetre kare alan bırakmamaktır. Hukuk sadece bir noktada geri çekilebilir ve alanı boşaltabilir. Kendinden daha naif olan ahlaka bırakabilir herhangi bir alanı… Ama daha naif olduğundan emin olunan ahlaka…
Linç eden insanları anlamak gerekir mi? Bilmiyorum… Uzun dönemdir zulüm altındaki insanların psikolojik labirentlerinde nelerin kaynaştığını kim bilebilir ki? Zulmün nasıl bir psikolojik organizasyon meydana getirdiğine dair kim araştırma yaptı? Neden bu alanda hiç araştırma yok? Dünya son birkaç asırdır batı tarafından katlediliyor, zulmediliyor, hakları gaspediliyor. Batı bizzat yetişemediği coğrafyalara sadık adamlarını kral veya diktatör olarak yerleştirip, sömürmeye ve katliam yapmaya devam ediyor. Bütün bunlara rağmen zulüm psikolojisi üzerine neden araştırma yapılmıyor? Dünyanın batı hegemonyasında olmasından mı kaynaklanıyor bu alakasızlık? Batı zaten zulmetmediğini ve demokrasi götürdüğünü düşündüğü için mi bu tür araştırmalar yapılmıyor? Batıyı anladık da, dünyanın geri kalanı neden, neticeleri tüm dünyayı ateşe atacak kadar ciddi olan bir konuda araştırma yapmayı düşünmez?
Hiçbir izaha dayanmaksızın zannediliyor ki, zulme uğrayan insanın iç aleminde “adalet” yeşerir. Oysa zulüm ilk olarak adalet duygusunu imha ediyor. Zulüm, insanın psikolojik evreninde o kadar ağır bir etkidir ki, bırakın adalet gibi hassas bir duyguyu her şeyi yerle bir ediyor. Siyasi tarih, zalimlerin hiçbirinin normal bir şekilde ölmediğini gösteriyor. Çok vahşi ve insanlık dışı şekilde öldükleri tarihin kayıtlarındadır. Bu bazen halkın elinde parçalanarak ölmek şeklinde tezahür ediyor bazen ise Allah’ın bir musibet vererek aylarca “böğürerek” ölmesi şeklinde tezahür ediyor.
Dünyanın ve özellikle de batının her şeyi yeniden düşünme vakti geldi. Bunu yapmak için de fazla bir vakti yok. Hem kendi vatandaşları hem de dünyanın batı ve batılılaşmış insanlarla çok ciddi hesapları var. Müthiş bir öfke ve kin birikimi var. Bölge bölge patlamaya başlayan bu birikim, küresel dalga haline gelip batılı halkları da sokaklara dökmeye başladı. Batı dünyası yakın zamana kadar dünyanın her tarafında yaptığı büyük katliamları şimdi kendi halklarına karşı yapmak zorunda kalacak. Batı bir an önce kendini rehabilite etmez ve dünyaya “özür manifestosu” yayınlamazsa, EL-KAİDE’YE gerek kalmadan kendi halkı tarafından kafaları ezilerek katledilecekler veya kendi halklarını milyonluk kitleler halinde katledecekler.
Dünyanın hızlı bir şekilde normalleşmeye ihtiyacı var. Bunun ilk ve en önemli şartı, batının köpekler gibi kendi halkından ve dünyadan özür dileyerek kendini affettirmesidir. Normalleşme ihtiyacı ve özür dileme lüzumunu hala anladığına dair bir işaret yok. Batı, hızlı bir şekilde çok kötü bir sona doğru gidiyor.
Zulme uğramış insanlara iktidarı vermemek lazım. Fakat zulme uğrayan insanların tüm haklarını vermek ve zulmedenleri de en ağır şekilde cezalandırmak şartıyla… Böylece mazlumlar rahatlayıp, normalleşip hayata devam edebilsinler. Bu yapılmadığı takdirde mazlumlar, büyük patlamalarla kendi ülkelerini işgal edecek ve sorumlu gördükleri şahısları feci şekilde öldürecek, müesseseleri ise yakıp yıkacak. Dünya içinde bulunduğu ağır şartlardan sonra böyle bir yıkımı kaldıramaz. Batı bunu yapar mı? Asla… Öyleyse niye yazıyoruz? Tarihe kayıt düşmek için…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

ERBAKAN’IN VASİYETİ

Necmettin ERBAKAN hakkında çok şey söylenebilir. Söyleniyor ve söylenecek de… Benim üzerinde durmak istediğim konu, cenaze merasimi ile ilgili vasiyeti. Kamuoyunca malum olduğu üzere, vasiyeti, resmi tören istememesi ve sade bir merasim ile İslami usule uygun defnedilmesidir.
Bu vasiyetin iki manası var. Veya ben bu vasiyette iki mana gördüm. Birincisi, iman… İkincisi ise ülkedeki resmi siyasi rejime karşı temel bir protesto…
Necmettin ERBAKAN ile ilgili en yaygın ve yerleşik tenkit, hırslı olduğuydu. Hırslı olmak kendi başına tenkit mevzu değildir. Necmettin ERBAKAN’ın hırsı ile ilgili tenkit hususu, hırsının istikametine dönüktü. Ki biz bugün bunun üzerinde duracak değiliz. Ne var ki, hırslı olduğu doğruydu. Konumuz da zaten tam olarak bu. Hırslıydı ve imanlıydı. Mümin insan ne kadar hırslı olursa olsun hırsı, imanını imha etmiyor, edemiyor. Bunun en calib-i dikkat misali Erbakan’dır. Zira Erbakan, hırsının miktarı konusunda tereddüt edilmeyen biriydi. İmansız insanların içinde Erbakan kadar hırslı olanların insanlığa nelere malolduğu hem tarih tarafından tecrübe edilmiş hem de halen tecrübe edilmektedir. Stalin, Hitler gibi eskimiş hırslı imansızların insanlığa maliyeti herhalde tartışma dışıdır. Keza bu gün için Kaddafi gibi imansızların insanlığa ve halkına maliyeti canlı yayında izlenmektedir.
İman böyle bir şeydir. “Ahirete iman” böyle bir şeydir. İslam’ın sadece kefenle defin anlayışının hikmeti bilinir. “Ahirete sadece siz geleceksiniz, yanınızda getirebileceğiniz hiçbir şey yok, sevap ve günahınızdan başka…”. Mümin Erbakan da bu anlayışa uygun bir merasimi vasiyet etti. Allah rahmetini esirgemesin.
Vasiyetin ikinci manası olan siyasi rejimi protesto bahsine gelirsek…
Bu ülkede, ağır sanayi, tam bağımsızlık, lider ülke, manevi kalkınma gibi ana başlıklarda toplayabileceğimiz siyasi projesi, halkın düşmanı silahlı ve sivil bürokrasi tarafından sürekli engellenmiştir. Hayatında bir defa (ilk defa) başbakan olduğunda, ülkenin de ilk “denk bütçesini” hazırlamasına rağmen üzerine tanklar sürülen bu adam, “kör ölünce badem gözlü olur” cinsinden övgülerle yadediliyor. Timsah gözyaşlarını bile 14 yıl sonra ancak döken alçaklar, ülkeye kattığı ve katabileceği değerleri imha etmek için sıraya girmiş aç sırtlanlar gibi üzerine saldırıyorlardı, 28 şubat sürecinde… Erbakan hoca, tüm bu alçaklara karşı en manidar tavrını, cenaze merasimi ile ilgili vasiyetiyle koydu.
Resmi merasim istememekle aslında, “sizin rejiminizin de, devletinizin de, ideolojinizin de…” diye başlayan bir cümleyi mezkur alçakların suratına, cenaze merasimi konusundaki vasiyeti ile tokat gibi vurdu. İkinci tokadını da muhtemelen cenaze merasimindeki, ülke tarihinin (Atatürk’ün cenazesi de dahil) en kalabalık nümayişiyle vuracaktır.
Kendinin edeben söyleyemediği o cümleyi ben söyleyeyim. Alın rejiminizi, devletinizi, ideolojinizi de başınıza çalın. Siz de gebereceksiniz. Bu dünyada nemrut ve firavun bile kalamamış ebediyen, siz kim oluyorsunuz ki? Gebereceksiniz ve hesaba çekileceksiniz. O inanmadığınız Allah, inanmadığınız mahşerde “mahkeme-i kübrayı” kuracak ve hesabınızı görecek. O inanmadığınız cehennemde, ebediyen kalacaksınız. Şehadet ederim ki, o güvenmediğiniz Erbakan’ın mahşerdeki hesabı sizin hesabınızdan sonsuz kere daha kolay olacak. Şehadet ederim ki, Erbakan hocanın gasp ettiğiniz hakları için sonsuz cehennem hayatınız içinde ayrıca sonsuz süre yanacaksınız. Aynel yakin biliyorum ki, cehennemde sonsuza kadar yanacaksınız. Cehennemi seviyorum, kafirler için… Cehennemi seviyorum, zalimler için… Cehennemi seviyorum, alçaklar için, katiller için, hainler için… Cehennemi seviyorum, sizin için… Allah’ı seviyorum, kafirleri adaleti ile yargılayacağı için… Allah’ı seviyorum, müminlere rahmetiyle muamele edeceği için…
Mahşerdeki halinizi televizyondan izler gibi görüyorum. Köpekler gibi yalvaracaksınız Erbakan hocaya, hakkını helal etmesi için… Fakat kafirler için af yok… Kafirler için rahmet yok… Zalimler için mağfiret yok… Sizin için ahrette cehennemden başka hiçbir şey yok. Allah’ın laneti ve gazabı üzerinize olsun.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button