TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-23-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-22-NEFS(BENLİK) SAFHASI-11-

Nefs, “benlik hassasının” ruhtan büyük oranda bağımsızlaşmış ve tamamen dünyaya yönelmiş halidir. “Benlik hassası” tam olarak nefsi ifade etmez, nefse tahvil olmadan da varlığını sürdüremez. “Benlik”, geçiş dönemi merkezidir, kendi başına yaşayamaz, bir çeşit nefs ceninidir. Büyüyecek ve nefsi doğuracak veya nefse dönüşecektir.
Nefsin tam manasıyla zuhur etmesi, bünyeleşmesi, zihni evrende merkezleşmesi bedene de, bağlıdır, bedenin tekamülünü tamamlaması gerekir. Bedenin tekamülünü tamamlaması, buluğ iledir, buluğa ermiş sıhhatli bir beden, tüm özelliklerini kazanmış demektir. Buluğ çağına kadar “benlik” hassası devam eder veya nefs bu aşamadan önce zuhur ederse bile bünyeleşmesini tamamlamış olmaz. Netice olarak nefsten kastettiğimiz hususiyetlerin tamamı, bedeni tekamülün tamamlanması ve zihni tekamülün belli bir aşamaya ulaşmasıyla kabildir.
Nefsin zuhuru veya bünyeleşmesinin bedeni tekamül şartına bağlanmasının sebebi, nefsin bedensiz (yani dünyasız) vücut bulamamasıdır. Ruh bedensiz şekilde vardır, varolabilir, bedenden önce vardı, bedenden sonra da varlığını devam ettirecektir. Ne var ki nefsin varoluş şartı sadece bedenden ibaret değildir, bedene rağmen nefsin zuhur etmeme ihtimali mevcuttur. Bazı delilik çeşitleri bu nokta ile ilgilidir.
Ruh ile beden arasındaki münasebet sıhhatli kurulmalıdır. Umumiyetle böyle olur, ruh ile nefs arasındaki münasebetin kurulması aşaması erken dönemlerdedir ve akıl öncesi devreye aittir. Bu sebeple ruh ile nefs arasındaki münasebet akıl tarafından kurulmaz, aklın teşekkülünden önce kurulduğu için aklın bu meseleyi anlaması da fevkalade zordur. Zaten akıl öncesi zihni ve kalbi arızalar, aklın teşekkülünü de etkiler, arıza derin ise aklın teşekkülüne mani olur.
Delilik meselesini sadece akıl ile ilgili zannetmek gibi bir yanlışımız var. Delilik kelimesi (mefhumu) akıllılık halinin zıddı olarak kullanıldığı için bu yanlışlık yaygınlaşmış ve derinleşmiştir. Oysa deliliklerin ciddi bir kısmı ruh ile nefs arasındaki münasebetin sıhhatli kurulamaması (doğuştan delilikler için) veya sıhhatli kurulan bu münasebetin sonradan marazi hale gelmesi (sonradan oluşan delilikler için) sebebiyledir. Dolayısıyla nefsin zuhuru bedene bağlıdır ama bedenden ibaret değildir. (Deliliğin ruh-nefs münasebetinden kaynaklanan çeşitleri için kitaplarımıza bakın)
*
Nefs bünyeleştiğinde, kendini tamamladığında zihni evreni işgal eder ve oranın tek hakimi olma iddiasına soyunur. Nefs için dünya yabancı bir yer değil, bilakis içine doğduğu anavatanıdır, anavatanında “garip” yaşamak istemez, hakimiyet iddiasından vazgeçmez, ikinci sıraya razı olmaz. Bu durum hem insanın zihni evreni için hem de dünyadaki hayatı içindir. Kudret ve imkan bulduğunda en yüksek noktaya (makama, iktidara) sahip olmak ister, bunun için canhıraş bir mücadeleye girer. Elinden imkanlar alınana kadar da zapt etmek kabil olmaz.
Nefs ya dışarıdan zapt edilir veya içeriden… Nefsin dışarıdan zapt edilmesi, kudret ve imkanlarının alınmasıyla olur, içeriden zapt edilmesi ise “nefs terbiyesi” yoluyla… Nefs terbiyesi, nefsin doğduğu kaynağa irca edilmesiyle mümkündür.
Nefsin doğduğu kaynağa yani ruha irca edilmesi, nefsin ruhi hususiyetleri kuşanması, ruhi tezahürleri zehirlemeden zihni evrene ve dış dünyaya çıkmasına müsaade etmesi hatta yardım etmesidir. İçeriden zapt ve aslına icra edilebilmesi için aynı zamanda dışarıdan zapt altına alınması da gerekir zira kudret ve imkan sahibi olan nefsi terbiye etmek, aslan terbiye etmekten zordur.
*
Kainatta en büyük kudret ihsan edilen varlık ruhtur. Ruhun nail olduğu kudret ihsanına başka bir varlık mazhar olmamıştır. Kainattaki en kudretli varlık olan ruh, aynı zamanda “alem-i ervah”ta muhatap alınmış ve imana davet edilmiş, o da iman etmiştir. Dünyaya, ruh kadar kudretli bir varlık, imansız şekilde gönderilmemiştir, ruh imansız şekilde gönderilmiş olsaydı, muhtemeldir ki her insan “ilahlık” taslayacaktı ve dünyada iman mümkün olmayacaktı.
Ruh o kadar büyük bir kudrete sahiptir ki, “cansız” bedene taalluk ettiğinde, onu “canlandırabilmekte”, cansız varlığı canlı ve akıllı hale getirebilmektedir. Bu kudretin büyüklüğü kemiyet ifadesiyle ölçülmez, buradaki keyfiyeti anlamak gerekir. Cansız varlığı canlandırma kudreti, kainattaki en muhteşem ve en büyük kudrettir.
İnsan bedenine taalluk eden ruh, onu dirilttikten sonra, bu dünyada yaşamayı mümkün kılacak çok sayıda “merkez”, unsur, mekanizma, süreç, akış ve faaliyet ile teçhiz etmektedir. Bunların içinde en önemli iki tanesi “insani terkibi” inşa eder, nefs ve akıl…
Nefs, ruhtan aldığı “hayat kaynağını” kullanma imtiyazına sahiptir, o kadar ki nefsi öldürdüğümüzde insani hayat bitiyor ve melekut başlıyor. İnsan melekten üstün olduğu için de, insani hayatın devamı gerekiyor.
Ruhun hayat kaynağını ve ona ait bazı hususiyetleri kendi bünyesine alıp, “kendileştirdikten” sonra kullanma mahareti, nefsi büyük iddialara sevkediyor. Ruh, nefsten mukayesesiz daha fazla kudret sahibi olmasına rağmen nefs kadar büyük iddialarda bulunmamasının sebebi, iman etmiş olması, dünyaya iman etmiş halde gelmiş olmasıdır. Nefsin doğum yeri dünya olduğu, ruhun da bazı kuvvelerini kullanabilme imtiyazına sahip olduğu için, “büyük iddiaların” sahibi ve kaynağı haline geliyor. İşte insandaki inkar ve iddia kaynağı ve sebebi…
Nefs, dünyada doğduğu için, ruhun maveraya ait bilgi ve imanını umursamıyor, aksine dünyaya ait hayatı, bilgiyi, zevki tercih ediyor. Ruhtan gelen iman hamlesini, kendi bünyesinde yoğuruyor ve kendine yönlendiriyor. Nefs, iman etmemiştir, iman etmelidir. Ruhtan aldığı iman hamlesini kendi bünyesinde zehirledikten sonra, onun (imanın) hedefinin başkası olmasına razı olmuyor, çünkü imanın yöneleceği hedef (mercii) muhteşem bir varlıktır. Nefsin ilk inkarı, ruhun, evvelden sahip olduğu imandır, o imanı kendine çevirmek gibi bir nankörlük yapmaktadır. Nefsin, kendi kaynağı olan ruhun en asil hamlesi olan imanı inkar etmesi, dünyada her şeyi inkar edebileceği manasına gelir. Nefs, kendine tapar, insan nefse teslim edildiğinde iflah olmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir