TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-24-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-23-NEFS(BENLİK) SAFHASI-12-

“Ben hassası” ve “ruhi mecra” baştan itibaren açık ve canlı tutulmazsa, nefs zihni evreni her santimetre karesine kadar işgal eder. Bu işgalin hususiyeti, nefs, hem merkezi bir bünyeye sahip hem de tüm zihni evrenin her santimetre karesine nüfuz eden bir mahiyete sahip olmasıdır. Zihni evrende ne oluyor, ne oluşuyor, ne harmanlanıyorsa hepsine nüfuz etmektedir. Müslümanın ruhi hale en yakın olduğu tatbikatı namazdır, nefs ona da sirayet etmek, onun maksadını ve istikametini de kendine çevirmek gibi bir nüfuz istidadına sahiptir.
Zihni evrenin nefs tarafından işgal edilmesi halinde, insan her ne yaparsa nefsi besliyor ve güçlendiriyor. İlim, amel, maksat ne varsa her şey nefsin işine yarıyor, nefsi zapt altına alacak, onun gücünü kıracak, insanı ruha ulaştıracak bir faaliyet çeşidi bulmak kabil olmuyor. Mesele ruhi koridorun açık olup olmamasıyla ilgilidir, ruhi koridor açık değilse insan ruha ulaşamadığı için ibadetlerinden bile nefs faydalanıyor.
Bu nokta mühim ve tehlikeli… Meselenin özünün ruh olduğu, maksadın ruha ulaşmak olması gerektiği unutulunca, yapılan işler neticesiz kalıyor. Nefs, şeytan gibi değildir, Müslümanlar şeytana karşı korunmuşlardır, korunma yolları sarih şekilde gösterilmiştir. “Euzü besmele” ile başlanan işe şeytan müdahale edemez lakin insanlar (ve Müslümanlar) nefse karşı korunmamıştır. Hem şeytan hem de nefs imtihan içindir ama nefs daha çetindir.
Bilginin ruha ulaşacağı, ruh tarafından kabul ve değerlendireceği bir koridor gerekiyor, dışarıdan içeriye doğru böyle bir akışı mümkün kılacak olan “ruhi mecra” aynı zamanda ruhi hamlelerin dışarıya saf haliyle çıkabilmesini de mümkün hale getirecektir. Ruhi mecranın nefse karşı korunmuş, nefse uğramadan ruha ulaşmayı mümkün kılmış olması şart. Nefs safhasına gelinceye kadar bu koridor oluşmamış, oluşturulamamışsa iş zorlaştırılmış demektir.
Bilgilenmek (öğrenmek), ilim tahsil etmek (anlamak) zahmeti dışında nefsin hoşlanmayacağı bir iş değildir. Nefs, tabiaten atalet sahibidir, çok şey ister, büyük iddialarda bulunur ama bunların en zahmetle, en az gayretle, en az çalışmakla olmasını ister. Ne var ki çalışmak zorunda kaldığında bile elde ettiği neticeleri reddetmez, aksine çalışarak elde ettiklerine daha fazla sahiplenir. Bu sebeplerle azimli ve ısrarlı çalışmalar neticesinde elde edilmiş bilgi ve ilimden de azami derecede faydalanır.
Bilgi ve ilim sahibi olmak nefsi zayıflatmaz, kuvvetlendirir. Ruhu besleyecek bir koridor yoksa, o koridordan ruh beslenmiyorsa, beslenme neticesinde nefsin hakimiyet alanı dışında zuhur etmiyorsa, yapılan her iş nefsi besler ve güçlendirir. Nefsin, kendi menfaati için istismar etmeyeceği hiçbir kıymet yoktur. Bu sebeple “nefs terbiyesinden” geçmemiş ilim ve fikir adamlarındaki “nefs”, cahillerdeki nefsten daha güçlüdür. İslam irfanının ilim ile ameli harmanlaması, ilim ile ahlak ve edebi harmanlaması, “bildiğin kadar amel et” hikmetini vazetmesi, “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” hikmetini şiar edinmesi, derinliğine insan telakkisi ile ilgilidir. Amele yönelmeyen, ahlakı ilzam etmeyen ilim, sadece ve sadece nefsin katığıdır, nefsi beslemektedir. Nefsi besleyen ilim, imtihanı kolaylaştırmamakta, aksine nefsi güçlendirdiği için imtihanı zorlaştırmaktadır.
Sadece talimden bahsedenler, terbiyeye kafi derecede kıymet vermeyenler, nefsinin köpeği haline gelen idrak fakirleridir. Terbiye aslına uygun şekliyle (yani nefs terbiyesi olarak) tatbik edilmiyorsa, talim nefse yakıt taşımaktır. Terbiye yapılıyor fakat aslına uygun yapılmıyorsa, nefsin işine yarıyor, nefse içtimai hayatın içine nüfuz etme mahareti kazandırıyor, içtimai hayattan daha fazla faydalanmak, onu daha fazla istismar etmek imkanı sunuyordur. Nefs tabii haliyle hoyrat ve tembeldir, ruha geçit açmayan sahte terbiyeler (eğitimler), nefsin içtimai hayata nüfuz becerisini geliştiriyor. İnsanın içtimai hayata intibak etmesini, isyan etmemesini, problem çıkarmamasını arzulayanlar (siyasi sistemler), içtimai hayata nasıl intibak ettiğini, intibak muhtevasının ne olduğunu umursamıyor, nefse sınırsız istismar becerisi kazandırıyorlar.
*
Müslümanlar kendilerini hesaba çekmeliler, “Hayatlarında bir defa, nefslerinin nüfuz etmediği bir işleri var mı?” diye… Nefsin nüfuzunun, tesirinin, sirayetinin sıfırda kaldığı, sadece Allah rızasını kazanmak gibi saf ruhi hamleden ibaret olan bir işleri olup olmadığını, böyle bir hali yakalayıp yakalayamadıklarını tetkik etmeliler. Bu çalışma, meselenin ne kadar zor olduğunu gösterecektir.
*
Her insan, malik olmadığı bilgi ve tatbikattan mahrumdur ve onların cahilidir. Herhangi bir alanda ilim sahibi olması, diğer bir alanda o kişiyi alim yapmaz. Özellikle de, tecrübi ilimler bahis konusu olduğunda, bilmek kafi gelmez, tatbikatta şarttır.
Müslüman fikir ve ilim adamları, son birkaç asırdır İslam’ı anlamak ve tatbik etmek hususunda nakıstırlar. Nefs terbiyesi bahsine vakıf olmayan ve tatbikatını gerçekleştirmeyen her Müslüman (fikir ve ilim adamları da dahil) ruhi-akli süreçlerini, bu günün hakim kültürü olan materyalist temelli eğitim öğretimin işaret ettiği şekilde yaşamaktadır. İsimlerinin önünde kocaman akademik kariyerlerini gösteren profesör, doçent gibi unvanlar, İslam ilim ve tefekkür mecrasının verimleri ve neticeleri değil, modern eğitim ve öğretim süreçlerinin neticesidir. İslam maarif anlayışından habersiz, İslam tedrisat nizamını duymamış, İslam talim ve terbiye usullerini bilmeyenler, batının pozitif eğitim-öğretim ağına düşen, bu tuzağa düştüğünü de farketmeyen, tabii olarak da İslam’ı “pozitif akıl” ile anlamaktan başka bir yol bulamayan cahillerdir. Tahsil ettiklerini düşündükleri İslami ilimler, nefs terbiyesinden geçmedikleri için sadece nefislerini beslemekte, nefislerini kabartmakta, bir müddet sonra sahip oldukları bilgilerin de tazyikiyle kaskatı nefs haline gelmektedirler.
Bu iddialara itiraz etmenin tek yolu, İslam tedrisat nizamını, İslam talim ve terbiye usullerini ortaya koymaktır. Bunun dışında söyleyecekleri her şey, bu iddiaları çürütmez aksine destekler. Bu zamana kadar İslam tedrisatı, talim ve terbiyesi hakkında dikkate değer bir eser telif edememiş olmaları ise bu iddiaların doğruluğu için kafi bir delildir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir