TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-33-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-32-NEFS SAFHASI-21-

Lisan talimi ile ahlak inşası arasındaki münasebet, lisandaki mana mimarisinin aynı zamanda inşa edilecek ahlak mimarisi ile mutabık olmasıdır. Böyle olması talim ve terbiye süreçleri için fevkalade faydayı muhtevidir. Aksi durumda ise çatışmalı bir zihni evrenden bahsetmek zorunda kalırız. Lisandaki mana mimarisi, zihni evreni nispeten nizami bir altyapıya kavuşturur. Bu nizam, belli belirsizdir ve belki de ihmal edilebilir ama eğer lisandaki mimari ile ahlaktaki mimari çatışıyorsa, ihmal etme imkanı kalmaz. Çatışma durumunda, önce lisandaki nizami altyapıyı söküp atmak, zihni everenin zeminini tesviye etmek ve sonra da ahlak inşa etmek gerekir. Tabiatıyla zahmetli ve zor bir iştir.
Lisandaki mana mimarisi ile ahlaktaki mimaride mutabakat varsa, işimiz daha kolaydır. Bu durumda ahlak inşasında yapmamız gereken bilgi işleme işi, lisan mimarisi üzerinden devam edebilir. Lisandaki mana mimarisini temel almak, ahlak inşasına başlandığı anda bile mesafe alınmış olur, sıfırdan başlamak gerekmez.
Ahlak inşası, zihni evrenin ikinci defa inşasıdır aslında ise bu durum, zihni evrenin ikinci katını inşa etmektir. Birinci katta bilgiler, nispeten dağınık halde bulunur, ikinci katta ise kaideler… İkinci kattaki mimari, bilgi birimi değil kaide birimi üzerine kurulduğu için, bilgiler bağımsız ve dağınık değil, demet halinde ve tanzim edilmiş şekildedir.
Zihni evrendeki kaide sayısı, hiçbir zaman bilgi miktarına eşitlenmez, kaideler bilgiden mutlaka azdır. Üstteki her kat, alttaki katlardan daha dardır (daha az) fakat daha kıymetlidir, azaldıkça kıymeti artar. Bu özellik, zihni evren inşasında piramitler meydana getirir. Piramidin zirvesinde ise “iman” oturur. Temelden zirveye doğru sıralamak gerekirse, lisan (bilgi), ahlak (kaideler ve kıymetler), akıl, şuur (akl-ı selim) ve imandır. Bu piramit, Müslüman şahsiyetinin zihni evreninde arzulanan yapıdır, talim ve terbiyenin hedefi de budur. Ne var ki zihni evrende piramit tek değildir.
*
Ahlak, zihni evrendeki bilgileri, yapabilme kudreti haline getiren disiplindir. Zihni evrendeki bilgiler, kendiliğinden fiil haline gelmezler veya fiili üretmezler. Bilgilerin fiil haline gelmesi için birçok şeyle birlikte ahlaka ihtiyaç var. Ahlak, bilgiyi fiil haline getiren ilk disiplindir.
Ahlak, “nasıl” sorusunun cevabıdır, “nasıl” sorusunun cevabı ise fiildir. Ahlak inşa edilmeyen zihni evrenler fiili, görerek imal eder. Çocuk gördüğünü tekrar eder, gördüğünden ibaret bir “ahlak” edinir. Sadece görerek öğrenmek ve tekrarlayarak yapmak, çok yavaş bir zihni inkişaftır. Maalesef ülkemizde ve dünyada altı yaşına kadar bu süreç yaşanmaktadır.
“Nasıl” sorusu cevaplanmadan fiil gerçekleşmez mi? Gerçekleşir ama gelişigüzel ve iptidai şekilde… İşte ahlak tam olarak burada ihtiyaç haline gelir. İnsan davranışı ile hayvan davranışı arasındaki fark, ahlakiliktir. Ahlak inşası, çocuğun zihni evrenine “nasıl” sorusunu yerleştirir, bu soruyu ihtiyaç haline getirir, fiili bu sorunun cevabı olarak görür. “Nasıl” sorusuna yabancı olan zihni evren, fiili anlamlı bir terkip olarak göremez, nefsinin tazyiki ve bedeninin imkanıyla harekete geçer. İşte bu hareket, hayvan fiilidir.
*
Ahlak inşası, “insanileşme sürecinin” olmazsa olmaz şartlarındandır. Zihni evrende ahlak inşa edilir, o ahlak ile zihni evrenin ikinci katı inşa edilmiş olur. Ahlak ihtiyacı, sadece imanın zihni evrende tahkim edilmesi için değil aynı zamanda insanileşme süreci için şarttır.
Ahlak, kişinin diğer insanlarla beraber yaşamasını mümkün kılan çerçeveyi oluşturur. Ahlak kaideleri, ferdi değil içtimaidir, bu sebeple tek boyutlu değildir. Kişi, insanlarla beraber yaşayabilme maharetince “insanileşme sürecinde” mesafe almıştır. Bir varlık, kendi türleriyle birlikte yaşayamıyorsa, o varlık türüne ait değildir. Bir insan, insanlarla birlikte yaşamaktan daha çok hayvanlarla birlikte yaşıyor, hayvanlarla yaşamaktan zevk alıyorsa, hayvanileşme temayülü içindedir, tabii olarak da insanlıktan uzaklaşmak sürecini yaşamaktadır.
Dünyada iki insanın uzun süre bir arada yaşamasını mümkün kılacak mizaç hususiyetleri yoktur. Nefs ise başka bir insanla, ancak o insana sahip olduğunda, hakim olduğunda birlikte yaşayabilir. İki insanın birlikte yaşama kaynağı ruhtur, birlikte yaşama çerçevesi ise ahlak… Nefsin ahlakı değil, menfaati vardır, birlikte yaşadığı insanları da “fayda” olarak yani obje olarak görür. Muhatap, obje olarak görüldüğünü anladığı andan itibaren de o münasebet biter, kaldı ki muhatabın nefsi de karşısındakini obje olarak görür. Nefs hem kendini süje olarak görür hem de muhatabının kendini süje olarak görmesini ister, bunları yapar ve isterken de muhatabını obje olarak görmeye devam eder. Bu ve başka sebeplerle iki insanın birlikte yaşama kaynağı ve imkanı bellidir, ruh ve ahlak…
Ruha (imana) bağlı ahlak inşası, insanileşme sürecinin ta kendisidir. Nefs merkezli insanlar, insanileşme sürecini tamamlayamamıştır. Bunların zeki ve akıllı olması, insanileşme sürecini tamamladığını göstermez zira zeka ve akıl nefsin emrine girdiğinde sadece yıkıcı hale gelmektedir. Zihni evren nefs merkezinde inşa edilmiş, nefs de akıl ve zekayı emrine almışsa, o akıl ve zeka, menfaatin, sapıklığın, zarar vermenin manivelası haline geliyor. O akıl ve zekanın meşgul olduğu bilim (ilim değil) bile gidip atom bombası yapıyor, başkası da gidip onu şehrin üstüne atıyor. Bunları yapan insanlar hakkında çok şey söylenebilir ama mutlaka söylenmesi gereken söz, “insanileşme sürecini” tamamlamamış olduklarıdır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir