TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-36-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-35-NEFS SAFHASI-14-

***Tefekkür Terbiyesi
Nefsin tam teşekküllü zuhur etmesiyle insan tabiatı tamamlanmış olur. Bu noktadan itibaren her yaparsa, “tam” olarak yapabilmenin altyapısına kavuşur. Ne var ki tabiatının tamamlanması, iktisabının tamamlandığı manasına gelmez, zaten bu noktadan sonra iktisap faaliyeti tabiat altyapısına sahip olmuştur ve sıhhatli iktisap mümkün hale gelir.
İnsan tabiatı, ruh, nefs ve beden ile tamamlanır. Bunlara bağlı olarak kalbi evren ile zihni evren açılır. Tabii ki kalbi evren ile zihni evren açılmadan insan tabiatı tamamlanmış olmaz ama nefsin tam teşekküllü zuhuruna kadar zaten kalbi ve zihni evren açılmış ve kafi derecede hacim kazanmıştır.
İnsan tabiatının tamamlanmış, altyapısına kavuşmuş olması, temel iktisap alanlarını (çalışıp kazanma sahalarını) ortaya çıkarır. Bunlardan biri de tefekkürdür.
Tefekkür, akla bağlı bir faaliyet olarak ortaya çıkar ama aklı aşan bir hacmi vardır. Zihni evren mütemadi bir deveran halindedir, dış dünyadan herhangi bir tesir vuku bulduğunda, kendiliğinden o tesiri alır, değerlendirir, tesir veya aksülamel olarak dışarıya verir. Zihni evrenin tabii faaliyeti tefekkür değildir ama tefekkür bir taraftan zihni evrende mayalanır diğer taraftan zihni evrenin deveranından faydalanır. Akıl muayyen bir mevzuda tefekkür faaliyetine başlayacağı zaman, zihni evrenin o anki hali her ne ise, o halden doğrudan müteessir olur. Zihni evrendeki deveran, akli bir faaliyet olmayıp, tabii bir hareketliliktir. Bu sebeple zihni deveran aklı kuşatmıştır. Akıl tefekkür faaliyeti için istikamet tayin ederken, mecra ararken, malzeme bakınırken, zihin evrenin halihazırdaki deveranının dışına çıkmak, onu aşmak, yeniden tanzim etmek gibi bir iktidara malik değildir. Bu sebeple aklın inşasıyla birlikte aynı zamanda tefekkür terbiyesi lazımdır.
Tefekkür terbiyesi, bir manada zihni evrenin “deveranını” tertip etmektir. Zihni evrendeki tabii deveran için bazı mecralar açmak, bazı havzalar oluşturmak, bazı istikametler tayin etmektir. Zihni evrenin deveranı, kainattaki deveran gibi, girift, çok bilinmeyenli, sayısız malzemeli bir hadiseler ve akışlar cümbüşüdür. Zihni evrendeki deveranın tamamını terbiye etmek kabil değildir. Tefekkür terbiyesi, başlangıç olarak zihni evrende bazı mecralar açarak imanın akışını tanzim etmek ve bazı havzalar açarak iman konularını çerçeveye almaktır.
İmanın tezahür mecralarının açılması ve iman mevzularının çerçevelenmesi, öncelikle hassasiyet inşası içindir. Hassasiyet inşasının akabinde ise, imanın akışı, tezahürlerinin belli havzalarda toplanması, orada yoğrularak tefekkür ve fiil haline getirilmesi gerekiyor. İman etmiş bir insanın zihni evreni kendi haline bırakılır, iman için mecralar açılmaz, havzalar oluşturulmazsa, iman, nefsin mecralarında akmak zorunda kalır. Bu ihtimalde günah ile harmanlanmış bir iman sözkonusu olur ki, günahları meşrulaştırma kaynağından ibaret hale gelir.
Zihni evrenin tabii deveranına mahkum olan akıl, zihni çalkantılardan kurtulamaz, tefekkür faaliyetini gerçekleştiremez, sadece basit bazı menfaat denklemleri kurabilir. Oysa Müslüman şahsiyetin aklı (daha sonra akl-ı selime sıçrayacaktır), “İslami tefekkürü” gerçekleştirmelidir. İslami tefekkürün merkez ve istinat noktası imandır. İman, zihni evrene, atık su havuzuna girdiği gibi girerse, ne tefekkür faaliyeti mümkündür ne de İslami tefekkür… Zihni evreni lalezar yapmak tabii ki fevkalade zordur ama en azından iman için hususi mecralar açılmalı ve yavaş yavaş zihni evren (havzayı) o mecradan akan temiz su ile sulanmalıdır.
*
Tefekkür terbiyesi muhakkak ki aklın bünyesiyle ilgilidir. Aklın bünyesiyle ilgili olan kısmı zaten akıl inşasında gözönüne alınmalı, ona göre bir bünye oluşturulmalıdır. Akıl bünyesi nasıl inşa edilirse edilsin, aklın bünyesi için dış şartlar diyebileceğimiz zihni evren her ihtimalde mühimdir. Maksat hem akıl bünyesinin sıhhatli olması hem de zihni evrenin sıhhatli olmasıdır, birisi eksik kaldığında marazi durumlarla karşı karşıya kalırız.
Tefekkür terbiyesinin zihni evren boyutu ile akıl boyutu birlikte yürütülmelidir. Zaten zihni evrendeki iman mecralarının açılması, aynı zamanda akıl inşasının çevre şartlarını oluşturmaktır. Zihni evrenin tamamen kaotik olduğu bir durumda akıl inşasını gerçekleştirmek mümkün değildir.
Akıl inşası bahsi başlı başına bir meseledir. O mevzuu zaten ilgili kitaplarımıza havale ettik. Akıl inşasının tefekkür terbiyesi ile ilgili kısmına kısaca temas edelim.
Akıl inşasının asgari yarısı, tefekkür maharetinin geliştirilmesidir. Zihni evrenin tabii deveranını hususileştirmek, muayyen mecraları açmak, nispet noktaları ve “mana havzaları” oluşturmak gerekir. Mana havzaları oluşturmak, zihni evrenin o havzalarda nasıl faaliyet göstereceğini, tabii deveranının oralarda nasıl kıvrılacağını belirler. Nispet noktaları oluşturmak, zihni evrendeki malzemelerin (bilgilerin) irtibatlarını temin eder, malzemeleri tertip eder, malzemeleri bir örgüye göre dizer. Bu durum hem mana havzalarını inşa etmeyi mümkün kılar hem de mecraların altyapısını oluşturur. Bu ve benzeri çalışmalar, zihni evreni nispeten hususileştirir. Zihni evrenin hususileşmesi, üzerinde tasarruf edilmesini mümkün hale getirir.
Zihni evrenin hususileşme derecesi, inşa edilecek aklın bünyesini tayin eder. Zihni evrene hiç müdahale edilememişse, akıl bünyesi zor oluşur ve zihni evrenden ayrışamaz. Oysa akıl, bünyeleştiğinde zihni evrende hususi bir mevkie gelmeli, zihni evrenden kafi derecede ayrışmalı, nispeten müstakil bir merkez olmalıdır. Zihni evren tamamen tabii halini muhafaza ediyorsa, aklın “nüvesi” zuhur eder, etrafından bir şeyler toplar ama zihni evrende kendine hususi bir mevki edinemez. Beyaz sayfa üzerinde beyaz çizgi gibi bir hal alır, sayfada çizgi vardır ama ayırabilene aşk olsun.
Bu safhada zihni evrene yapılan tüm iç (ruhi) ve dış (cemiyet) müdahaleler, aklın bünyesini oluşturmaya dönüktür. Aklın inşa edilen bir bünyeye sahip olduğu bu sebeple de ilk ve orta öğretimin özünün “akıl inşası” olduğu bilinmez. Bu sebeple yapılan işler (müdahaleler, eğitim, öğretim) akıl inşası için değildir ama bilmezler ki akıl inşasından başka bir işe yaramaz. Bilinmeden hatta ihtiyaç duyulmadan yapılan akıl inşası faaliyeti, körün resim yapması gibi neticeler vermektedir.
Zihni evrene yapılan tüm müdahaleler, başlangıçta akıl inşası için zemin (altyapı) oluşturmaya hizmet eder, bir müddet sonra aklın bünyesinin inşasına katkı sağlar. Zihni evrenin ne kadarında tasarruf sağlanabilir hale gelinmişse, akıl bünyesi o nispette güçlüdür. Akl-ı Selim, tüm zihni evreni kuşatan bir hacim ve kudrete sahip olduğu (olması gerektiği) için, tavsiye edilmiş, hedef kılınmıştır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir