TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-37-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-36-NEFS SAFHASI-15-

Tefekkür terbiyesinin mühim konularından birisi de, zekanın terbiyesidir. Zeka, tabiatı gereği hoyrat, kuralsız, bağımsızdır. Bir merkeze bağlılığı yoktur, belli bir mecrada akmaz, tabii şekilde meselelere yönelir. Aklın inşasından önce zekayı zaten zapt edecek bir merkez ve kuvvet yoktur, aklın inşasından sonra ise aklın hacmi ve gücüyle paralel olarak zekayı zapt etme ihtimali mevcuttur. Zeka akıl öncesi safhadaki hürriyetini daha sonraları da devam ettirmek ister.
Zekanın tabiatındaki ve faaliyetlerindeki hoyratlık, azami verimin elde edilmesine manidir. Zeka, zihni evrende açılacak olan mecralarda akmazsa, dağınık ve savruk şekilde gerçekleştirdiği faaliyetleriyle nizami şekilde verim elde etmez. Zaten zekanın tabiatı nizamı sevmez, zeka nizama da sokulamaz, bu sebeple zihni evrende mecralar ve havzalar açılmalıdır ki, zeka o mecralarda aksın (faaliyet göstersin), elde ettiği verimleri o havzalarda biriktirsin. Zekanın terbiyesi doğrudan değil, dolaylıdır. Zihni evrenin terbiyesi, zekanın faaliyet terbiyesini gerçekleştirmek içindir. Zeka, terkibi bir merkez olmayıp, yeknesak bir bünyeye sahip olduğu için, üzerinde terbiye işlemi gerçekleştirilemez. Bu zorluktan dolayı, faaliyet göstereceği zihni evrenin terbiye edilmesi ihtiyacı hasıl olur.
*
Zekanın tabiatı, keşif içindir. Keşif “meçhule” dönük zihni faaliyettir. Akıl daha ziyade “malum” üzerinde çalışır, zeka ise meçhul… Bu sebepledir ki akıl ile zeka aslında tek bünyede toplanmalıdır çünkü her iki meseleye de fevkalade ihtiyacımız bulunmaktadır.
Meçhule dönük keşif faaliyeti yoksa terakki yoktur. Terakki yoksa hayat donar ve biter. Zeka keşif merkezi olduğu için hayatın motor gücüdür. Akıl ise öğrendiklerimizi anlamamızı sağlar. Akıl olmadığında sadece ezber ve öğrenme süreçlerine mahkum kalırız. Zekanın bile keşfettiklerini yoğuran, anlayan ve anlaşılır kılan akıldır. Zeka ne kadar keşif yaparsa yapsın, akıl yoksa keşfin bir anlamı ve kıymeti yoktur.
“Akılsız zeka” delidir, çılgındır, ütopisttir, hayalperesttir. “Zekasız akıl” ise aslında olmaz, sıfır zeka sıfır akıl demektir. Ne var ki herkeste bir miktar zeka olduğu için, akıl da zuhur eder. İlerleyen yaşlarda zekanın faaliyeti sıfırlanır (belli şartlarda mümkün) veya ciddi derecede azalırsa akıl, zekasız kalır. Bu manada zekasız akıl, itiyatlardan ibarettir ve ancak ezber ve bazen de öğrenme faaliyetini gerçekleştirebilir.
Türkiye, zekasız akıl sahipleri ile akılsız zeka sahiplerinin cirit attığı bir ülke haline geldi. Yüksek zekalarda, zeka ile mütenasip akıl inşası gerçekleştirilemiyor ve onlar, “akılsız zekaya” mahkum ediliyor. Ortalama zekalarda ise donuk bir akıl inşa edildiği için zeka bir müddet sonra faaliyetini sıfıra kadar geriletiyor ve “zekasız akıl” sahibi insanlar ortaya çıkıyor. Ne hazindir ki bu yapılanlar ve yapılamayanlar eğitim-öğretim sistemiyle gerçekleştiriliyor.
Keşif (zeka) yoksa tekrar vardır, tekrarda zeka olmadığı gibi akıl da yoktur. Akıl yoksa idrak yoktur, idrak yoksa zeka deha çapında da olsa anlamsızdır. Tabii ki zeka varlığını akla borçlu değildir, zaten zeka akıldan önce mevcuttur. Fakat zeka ile mütenasip bir akıl inşa edilmemişse, zekanın bir faydası yoktur. Eksik misaldir ama bu durum, televizyonun olmadığı ülkede, televizyon yayını yapmaya benzer. Akıl ve zeka ile ilgili kitaplarımızda bu hususlar tetkik edildiği için burada temas etmekle iktifa ediyoruz.
*
İşin özü, keşif ile idrak arasındaki münasebeti bilmektir. İdrak faaliyetini akıl yürütür, öyleyse zeka aklın emrinde olmalıdır. Akıl, neyi idrak etmek gerektiğini bilir, bilmelidir. Zeka neyin gerektiğini bilmez, o sadece keşfin peşinde ve keyfindedir. Zeka, aklın idrak konularına sevkedilmelidir.
Nelerin idrak edilmesi gerektiğine dair listesi olmayan insan, hem aklını hem de zekasını atıl hale getirmiştir. Nelerin hangi sırayla idrak edilmesi gerektiğine dair liste sahibi olmanın yolu, dünya görüşüdür. Nefs safhasında insanların (çocukluk-gençlik çağında) dünya görüşü olmaz, olamaz, buna zihni evrenleri ve akıl seviyeleri kafi gelmez. Bu sebepledir ki talim ve terbiyeye ihtiyacımız vardır, bu sebepledir ki akıl inşasına ihtiyacımız vardır, bu sebepledir ki tefekkür terbiyesi gibi bir meselemiz vardır.
Nefs ve akıl safhalarındaki akıl inşa faaliyeti, aynı zamanda konu tertibini oluşturur. Bu safhalardan önceki süreçlerde iman talim ve terbiyesi marifetiyle itikat bahislerinin tertibi yapılmış olmalıdır. Bunun üzerine akıl inşa edilirken, idrak mevzuları tertibi yapılabilir, yapılmalıdır. İdrak mevzularının örgüsü (tertibi), itikadi meratip silsilesini (nizamını) muhtevidir. Akıl bünyesi, önce itikadi meratip silsilesi (hiyerarşisi) sonra da mevzu tertibi ile inşa edilir. İnşa faaliyetinin bu usulde gerçekleştirilmesi, aklın idrak faaliyetlerini bir nizama tabi kılar ki bu aynı zamanda tefekkür terbiyesidir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir