TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-38-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-37-NEFS SAFHASI-16-

Tefekkürün temel unsurları olan, bilgi, kaide, usul, nispet, terkip, tahlil, istidlal, mukayese, muhasebe vesaire gibi esasları, kaynak ile maksat, sebep ile netice, istikamet ile güzergah gibi süreçleri, edep, ahlak, hukuk, medeniyet gibi derinlik ve genişlik ölçü ve dereceleri, öğretilmeli, idrak etmesi sağlanmalı ve bunlarla tefekkür faaliyetini gerçekleştirebilir hale getirilmelidir.
Bilginin öğrenme, fikrin ve ilmin idrak bahsi olduğu, nakledilenin sadece bilgi olduğu, fikrin asla nakledilemeyeceği, fikrin nakledilirken bilgi haline geldiği… Tefekkürün, herhangi bir meselede, bidayeti ile nihayeti arasındaki güzergaha şamil olduğu, asla bir parantezlik tefekkürün olmayacağı, bir fikrin, ancak ilgili konunun bidayetinde ve nihayetinde test edilebileceği, bidayetine ve nihayetine ulaşana kadar o konuda fikir sahibi olunamayacağı… Bilgi üzerindeki gelişigüzel tertip çabalarının anlamak olmadığını, bilgiyi fikir haline getirmenin veya bilgiden fikir imal etmenin canhıraş bir çaba gerektirdiğini, dünyanın en zor işlerinden birinin fikir imali olduğunu…
Bilginin ham malzeme olduğunu… Kaidelerin, bilgiler üzerindeki küçük tertip ve tanzim çabalarının neticesinde meydana gelen bilgi demetleri olduğunu… Usulleri, bilgi ve kaideleri malzeme olarak kullanan idrak yolları şeklinde anlamak gerektiğini… Nispet ölçülerinin, tefekkür faaliyetinin mihenk taşı olduğunu, onlar olmadan tefekkür faaliyeti değil, zihni çalkantıların meydana geleceği, zihni deveranın tefekkür faaliyeti olmadığını… Terkibin, bir alandaki mana yekununun ilmek ilmek örülerek nihai hükme varmak olduğunu, tahlilin ise idrak edebilmek için konunun kaynağına, bidayetine, inmek maksadıyla tasnif ve taksim faaliyeti olduğunu ila ahir…
Tefekkür süreçlerinin, ezberleme, öğrenme, idrak etme, terkip etme, inşa etme gibi safhaları (temel safhalar) olduğu, bu safhalar atlanarak tefekkür faaliyetinin gerçekleştirilemeyeceği… Hiçbir sürece ve safhalara, istikamet ve güzergaha, kaide ve usule, tahlil ve terkibe tabi tutulmayan zihni faaliyete tefekkür faaliyeti denmeyeceğini… Tefekkür süreçlerinin her insanda, o insanın mizaç hususiyetleri ve gayreti ile mütenasip olarak farklı hızlarda aşılacağını ama her insanda bu süreçlerin mutlaka yaşanması gerektiğini…
Aklın tek idrak mercii ve merkezi olmadığını, ondan başka ve daha güçlü bir üst idrak mercii ve merkezi olarak şuurun (akl-ı selimin) bulunduğunu, aklı aşıp akl-ı selime sıçramak gerektiğini, akl-ı selimin de ötesinde kalbin ve ruhun olduğunu, ruhun kendine has bir idrakinin bulunduğunu… Aklın bünyesinin ve idrakinin mahdut olduğunu, ufku ne kadar genişletilirse genişletilsin yine de tüm meseleleri anlamaya kafi gelmeyeceğini… Akl-ı selimin akılla mukayese edildiğinde binlerce kat daha derin ve geniş olduğunu, buna rağmen akl-ı selimin bile sınırsız olmadığını… Sınırlı olanın, sınırsız olanı anlayamayacağını, kuşatamayacağını, bu sebeple haddini bilmesi gerektiğini…
Zihni evrendeki akıl ve akl-ı selimde önce bilmenin sonra anlamanın geldiğini, anlamanın bilmeye nispetle daha girift, daha zor, daha kıymetli olduğunu… Kalbi evrende ve ruhta, bilmenin anlamaktan daha kıymetli olduğunu, çünkü ruhun bilmesinin “müşahede” yoluyla gerçekleştiğini, müşahede başladığında idrakin bittiğini, zaten ihtiyaç kalmadığını, çünkü ruhun müşahedesinin “manayı” saf halde seyrettiğini…
Aklın terkip yoluyla “vahdet”e ulaşabileceğini, akl-ı selimin tecrit yoluyla vahdeti aşıp “tevhid”in eşiğine kadar geleceğini, kalp ve ruhun ise tenzih marifetiyle tevhide ulaşacağını… Aklın tevhide dair söyleyeceği bir sözünün olmadığını, sınırlı olanın sonsuz hakkında söz söyleme salahiyetinin bulunmadığını, tevhide dair bir şey söylemeye çabaladığında vahdeti tevhid yerine ikame ettiğini, akl-ı selimin tevhide işaret ettiğini, ona ihtiyaç duyduğunu ama vasıl olamadığını, tevhide ulaşmanın tek yolunun insanın kendi ruhuna ulaşmak ve onunla tevhide yönelmek olduğunu…
Bütün bunlar, tefekkür terbiyesine dairdir, tefekkürün terbiye edilebilmesi için sadece bazı misallerini verdiğimiz temel meselelerin anlaşılması gerektiği, bunların anlaşılması için ihtiyaç duyulan malzemelerin, usullerin, mecraların keşfedilmesi, tatbik edilebilir hale getirilmesi gerekiyor.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir