TALİM VE TERBİYE SÜREÇLERİ-42-RUHİ-AKLİ SÜREÇLER-41-KALB-İ SELİM SAFHASI

KALB-İ SELİM (KEMAL) SAFHASI
İnsan inkişaf seyrinin nihai kemal seviyesi, kalb-i selim safhasıdır. Bidayetinde talim ve terbiye ile başlayan, ilerleyen yaşlarda tefekkür cehdi ve kendi kendini terbiye ile devam eden süreçlerin ulaşması gereken (arzulanan) menzili, kalb-i selimdir. Ne var ki kalb-i selim safhasına ulaşmanın hususi bir usulü ve güzergahı var, tasavvuf…
Kalb-i Selim safhası için akılla söylenecek bir şeyler var tabii ama ham olur. Maksat ifade edilmiş olmaz, murat gerçekleşmez. Meseleyi ehline havale etmek en doğrusudur.
*
Akl-ı Selim ve Kalb-i Selim safhalarını, talim ve terbiye bahsi içine neden aldık? Çünkü İslam maarif anlayışında talim ve terbiye süreçlerinin bittiği nokta ölümdür. Öğrenme ve öğretme, anlama ve anlatma, terbiye etme ve terbiye olma süreçleri, İslam’ın engin ufkunda namütenahi bir güzergaha sahiptir. Tevhid yolculuğu, mahdut değildir, sonu yoktur, ölene kadar bitmez. İslam’ın insana sunduğu inkişaf seyri sonsuz güzergaha sahiptir, öyleyse insan, her safhada bırakması gerekeni bilmeli, kuşanması gerekeni anlamalı, inkişafa devam edebilmelidir.
*
İslam maarif anlayışının özü muhakkak ki tasavvuftur. Tasavvufu ihtiva etmeyen maarif anlayışı, tedrisat nizamı, talim ve terbiye tatbikatları eksiktir. Eksiklik hem güzergah ve nihai menzil cihetiyledir hem de muhteva ve derinlik cihetiyledir. Güzergah cihetiyle eksiklik, kalb-i selim menziline ulaşamadan yani “ölmeden önce ölme” menziline ulaşamadan sürecin bitmesidir, muhteva cihetiyle eksiklik, hakikate, hakikatin tecelli derecelerine, tevhide ulaşamamaktır.
Tasavvuf, bir taraftan İslam maarif anlayışının içindeki bir müessese diğer taraftan maarif anlayışını üreten ana yoldur. Tasavvuf yoksa nefs terbiyesi çok mahdut birkaç tatbikattan ibaret kalır ki, insanı nihai menzile taşıyamaz. Nefs terbiyesi yoksa sadece akıl ve zihin terbiyesinden bahsetmek kabil olur, ne var ki aklın azmanlaşmasının önüne geçilemezse zihin ve akıl terbiyesi eksiktir ve ortaya çıkan netice marazidir.
Müslüman şahsiyetinin ana hatları zihin ve akıl terbiyesi ile kurulabilir, cemiyet bu merkezde tertip edilebilirse de, kalbi hayat ve ruhi kıvam yakalanamayacağı için muhtelif marazlar ve çözülmemiş meselelerle muhatap olmak mukadderdir. Tasavvuf ister müstakil bir müessese olarak varlığını, hayatiyetini ve terbiye faaliyetini devam ettirsin isterse tedrisat nizamının muayyen bir yerinde mevzilendirilsin, müdahil olması gerekir.
Kadim gelenek birçok sebeple (ve hacimli müktesebatın gereği olarak) ihya ve idame ettirilmelidir. Tasavvufu, o mecranın dışından birilerinin tanzim etme çaba ve teşebbüsü haddini bilmezlik olacağı için, bulunduğu hal üzere bırakmak, mecrayı sahiplerine teslim etmek, faydalanma yollarını tetkik etmek gerekir. Netice olarak, her ne derlerse odur.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir