TARİH VE DİN FELSEFELERİ

TARİH VE DİN FELSEFELERİ
Tarih yaşanmış olaylar yığınıdır. Bunların toplanılması ve tasnif edilmesi ile elde edilen öbekler halindeki bölümler bize hiçbir şey anlatmaz. Soğuk, cansız ve tatsız bilgi birikimleri olarak üstlenilen bir yüktür sadece. Diyakronik yöntemlerle kronoloji bilgisine hafızada yer vermek, onu daraltmaktan başka bir işe yaramaz. Üstelik dedi kodu birikimine sahip olmanın hiçbir erdemli yanı da yoktur. Antik çağlardan beri devam edegelen teorik-historik ayrımı boşuna yapılagelmiş değildir. Tarihi, bir bilim disiplini olarak kabul etme eğilimi hiçbir zaman tatmin edici ölçülere ulaşmamıştır. Nitekim 19. Yüzyılın ikinci yarısında Dilthey’in tezleri de gönülsüz bir kabullenmenin ötesine geçmemiştir. Ona göre tarih, bilimlerde geçerli olan ilkelerin dikkate alınmaksızın kabul edilmesi gereken bir bilimdir.
Tarih felsefesine gelince durum farklıdır. O, yukarıda söz edilen eleştirileri göğüslediği gibi daha fazlasını da tolere edebilecek bir genişliğe sahiptir. Sağlıklı bir oryantasyonu temin edecek olan pusuladır. Tarihin tefsir edilmesidir. Tarih felsefesine göre tarih, geçmiş değildir. Olanca haşmeti ile şimdidir. Buna göre tarih “ebedi bir şimdiliktir”. Geçmişte yaşananlar sanatıyla, felsefesiyle, bilimiyle şu anı etkilemektedir. Geçmiş, gitmiş, bitmiş ve tükenmiş değildir. Hep canlı, diri, taze ve etkileyicidir. Sanatçının örneğin mimarın sanat dehasını oluşturan ana malzeme nedir ki? Ayasofya ve Selimiye bir mimar için geçmiş midir? Duygusal nitelikli olan sanat dili, geçmiş ve şimdi bütünlüğünü daha kolay anlaşılır kılmaktadır. Esasen fizik de çok farklı değildir. Rölatif anlayışa göre bulunulan yerin durumu olayları belirler. Bu açıdan zaman da rölatiftir. Şu kadar uzaktan bir bakış dikkate alınsa, belki şimdi oradan bin yıl öncesi hâlihazır olarak algılanacaktır. Sönmüş yıldızların tarafımızdan parlak şekilde hala ışık saçıyor olarak görülüyor olması gibi. Başka bir noktadan gözlemlendiğinde İstanbul’un fetih hazırlıkları çalışmalarının yoğunluğu izlenebilecektir. Newton fiziği ile Quantum mekaniği ve nihayet izafiyet teorisinin günümüzde uygulanma alanları dikkate alındığında ve bunların eşyanın sırlarına ilişkin gerçekleştirdikleri çözüm iddiaları değerlendirildiğinde doğa alfabesinin ilk harflerini kekeleyerek çözmeye çalıştığımızı söyleyebiliriz. Bilimin dili, duygunun dili, sanatın, gözlemin, mantığın ve matematiğin, nihayet kalbin diliyle deşifre etmeye çalıştığımız varlığın özüne ilişkin söylemlerimiz zaman kesitlerini kuşatacak bir bütünlük arz etmektedir(etmelidir).
Bu yönleri hesaba katıldığında Tarih felsefesi bir tür hayat felsefesi, hayatın bütününü nazara alan, tarihi, sanatı, bilimi ve felsefeyi içeren kuşatıcı bir disiplindir. Tarihi, kullandığımız dile göre tefsir ederiz. Matematik dille ifade edersek bütün tarih bir “açıdan” ibarettir. Tarih felsefesi oluşturmada karşılaşılan en önemli sorun transformasyon sorunudur. Olanı, gerçeğine uygun şekilde algılamak imkânsıza yakındır. Algılayanın genel durumu ya da algılama anındaki durumu algılama şeklini belirleyici olduğu gibi, bunu bazı araçlarla aktarması, sonuç olarak başka kişilerin bunu anlamaları ve yorumlamaları, algılama, aktarma ve anlama dillerinin farkları da dikkate alındığında çok sayıda transformasyon süreci söz konusu olmaktadır. Nitekim gözün dili kulağın diline dönüştürülürken ya da yazı diline çevrimde kaçınılmaz olarak bir transformasyon gerçekleşecektir. Bu durum felsefe oluşturmada kullanılacak olan “veri” lerin gerçeğe uygunluk bakımından sorunlu olmalarını doğuracaktır. Bu sorunun giderilmesi için tarih boyunca pek çok yöntem denenmiştir. En yaygın olarak kabul göreni mantık olmuştur. Daha doğrusu Aristo mantığı olmuştur. Oysa Aristo mantığının kendisinin bile şekli durumun ötesinde bir hakikat tespiti iddiası yoktur.
Tarih felsefesinin bu kuşatıcı vasfı, gerçeğin belirlenmesi hususundaki fonksiyonu dikkate alındığında bir zorunluluktur. Diğer bilim alanlarında ortaya çıkan bölünme ve uzmanlaşmalar da esasen bir zaruretin sonucudur. Detayları elde tutabilme zaruretinin. Sonuç olarak ilim geleceğin dili, tarih geçmişin dili, sanat içe bakışın dili olurken tarih felsefesi bütün bu disiplinlerin terkibinden oluşan bir tefekkür dilini ifade etmektedir. Bu disiplinin özelliği bilimler metodolojisinde olduğu gibi analitik bir yöntem izlemek değil “holistik” bir bakışa sahip olmayı gerektirmektedir. Ağacın sahip olduğu ilginç detaylar ormanı görüp değerlendirebilmeye engel olmamalıdır. Tarihi olaylarda salt kronolojik olarak öncelik ve sonralık ilişkisi aralarında sebep-sonuç ilişkisi olduğu anlamına gelmez. Bunun için mantıki gereklilik ve yeterlilik şartlarının da varlığı aranır. Tarihte temsil kabiliyetine sahip olayların belirlenmesi, tarih felsefecisinin bir bakıma basiretinin kriteridir. İşte başlangıçta dile getirdiğimiz tarih eleştirisi bu bakış açılarını taşımayan ve böylesi sorumluluklar üstlenmiş bir kaygısı olmayan tarih bilgilerinin sunulması faaliyetleridir. Tarih yüzyılı, Alman Tarih okulu gibi deyimlerin oluşması da tarih felsefesinin önemini belirten unsurlardır. Nitekim Hegel’in, Marx’ın ve benzeri düşünürlerin ortaya koydukları sistemler de, bir tür tarih felsefesi yapmaktan oluşmuştur. Diyalektiğin şekillenmesini sağlayan, hatta adını bile taşıyan öz “tarihtir”.
“Din” yukarıda sözü edilen bakış açılarını oluşturan en temel faktördür. Tarihin ve içindekilerin tefsir edilip oryantasyonu oluşturacak şekilde yorumlanmasının yöntemini telkin eden de “Dindir. Dinin ortaya koyduğu önermeler ve bunların dikkate alınması hayat bütününü oluşturan unsurların terkibinden oluşan bir tefekkür şeklinin yani tarih felsefesinin özünü belirleyici niteliktedir. Yargılamanın gerçekleşeceği ve adaletin tam olarak tecelli edeceği bir sonun varlığını kabul etmenin, tarihsel bakış açısını ve düşüncesini etkileyerek tamamen farklı bir tarafa yöneltmeyi sağlayacağı kesindir. Nitekim ortaçağın tarih yorumu bu etkileri açıkça taşımaktadır.
İnsani şuurun idrak sınırları içerisinde faaliyet süren tefekkür tarzlarını daha üst seviyelere sıçratan ve algı kapasitesini yükselten unsurlar insana din tarafından sunulur. Hakikati anlamak bakımından insani şuurun zorlandığı ve metafizik şuura ihtiyaç duyulduğu noktada dinin öğretileri karanlığı yaracak ve insanın önünü açacaktır. İnsani şuur şu bardak ve hakikat da Akdeniz ise, bu hakikat denizi o bardağa sığdırılamaz. İşte gerçeğe ulaşmada kılavuzluk edecek olan ve insana sunulan din öğretileri insani anlayışa indirgenerek değil, insan şuurunun daha üst düzeye sıçramasını sağlayarak karşılanmalıdır. Bu durum din felsefesi açısından lengüistik olarak belirlenen problemin farklı düzlemlerde ele alınarak değerlendirilmesiyle aşılmaya çalışılacak olan bir konudur. Din dilinin özellikle yorumlanma süreçlerinde geçirdiği transformasyon, kullanılan dilin ve dönemin izlerini taşımaktadır. Anlam verme ve yorumlamada bu durumun dikkate alınması gerekmektedir.
Sonuç olarak bireysel ve toplumsal eğilimleri yönlendirme konusunda etkinliği bir gerçeklik olan tarih felsefesini oluşturan en başat faktörün din olduğu gerçeği dikkate alınarak din felsefesi çalışmalarında bu durum özenle gözetilmelidir. Gerçek şu ki, bizim tarihsel müktesebatımıza bakıldığında, değişik dönemlerde hissedilen ihtiyaçlar dikkate alınarak farklı yorum teknikleri oluşturulmuştur. Bunları pek çok disiplinde gözleme imkânına sahibiz. Ancak iki alanda, dil ve hukuk alanlarında bu çalışmaların teorik boyutlarının çok genişletilmiş olduğuna tanık olmaktayız. Bu alanlarda ortaya konulan malzemeler henüz din felsefesi alanına kazandırılabilmiş değildir. Dil ve hukuk felsefeleri konusunda ise çağdaşlarımızın anlayışına sunabilecek ve geçmişte sahip olunan hikmeti güncelleştirebilecek bir literatür oluşturabilmiş değiliz. Burada sahip olduğumuz kültür birikimini önceleme çabasında olmaktan öte tüm insanlığın karşılaştığı ve çağdaş anlayışların tıkanma noktasına geldiği sürece katkıdan söz ediyoruz. Tekrara düşmeden, ama kadim hikmet geleneğini irdeleme çabasını da bırakmadan, dini sağlıklı anlama ve tarihi de doğru okuma becerisine ulaşarak istikamet arayışımızı taçlandırabiliriz.
MEHMET EMİN ŞEN
meminsen42@gmail.com

“TARİH VE DİN FELSEFELERİ” için bir yanıt

  1. Hoşgeldin dost…
    Kalemine sağlık.
    Birçok yazının kuluçka makinesi olacak çapta bir yazı, bir yazı mecrası.
    Tekrar hoşgeldin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir