TASNİF YOKSA TERKİP MÜMKÜN MÜDÜR?

TASNİF YOKSA TERKİP MÜMKÜN MÜDÜR?

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İhtisaslaşmanın zirveye çıktığı günümüzde bilginin derlenip toparlanması acil ihtiyaç haline geldi. İhtisaslaşma, kendinden beklenen faydaları üretti fakat orada durmadı, teferruata kadar inen bir ihtisaslaşma bilgiyi dağıttı. Batı bilgi telakkisi, kendi içinde dağılmaya başladı, toparlayacak bir merkezi anlayış ve düşünüş yolu da kalmadı. Felsefe bilgiyi nispeten bir arada tutuyordu, felsefi krizin başladığı (yaklaşık) bir asırdan beri bilgi her türlü merkezini kaybetmeye başladı. Bugünün dünyası, tam bir bilgi kaosu içine düştü.
Batı bunu bir müddet dert etmedi, nasıl olsa bilgiyi kendisi üretiyordu ve kendi uygarlık ve kültürünün eseriydi. Onunla dünyayı işgal ediyor, onunla dünyayı sömürüyor, onunla kendine asalet satın alıyordu. Ne var ki bilgi kaosu, yirminci asrın sonlarına doğru batıyı da vurmaya başladı. Savruk bir şekilde dünyaya dağılan bilgi, başka kültür iklimlerinde kullanılmaya, geliştirilmeye başlandı ve batıya mermi olarak dönmeye başladı. İktisadi manada mermi, askeri manada mermi, diplomatik manada mermi ila ahir…

Batı aslında ipin ucunu kaçıralı çok oldu. Bilgi üzerindeki tasarrufu, mesela on dokuzuncu asırdaki kadar münhasır ve muhkem değil. Bilgi, parça parça olmak üzere başka kültür coğrafyaları tarafından üretilmeye ve kullanılmaya başlandığı günden beri batı geriliyor, zayıflıyor, her geçen gün daha yüksek hızla çöküyor. Bunlar tabii ki batının problemleridir. Bu problemin bize yansıyan tarafı bambaşka…
*
Batı, kendi ürettiği bilgi üzerindeki mutlak tasarrufunu muhakkak ki kaybediyor. Fakat bu durum, dünyada tedavül eden bilginin kahir ekseriyetinin batı mührünü taşıdığı gerçeğini değiştirmiyor. İslam kültür coğrafyası dışındaki doğu, batının bilgisini alıp kullanmaktan, onu kendi kültür ikliminde yeniden üretmekten kaçınmıyor. Bilginin üzerinde batı uygarlık mührünün bulunmasını dert etmeyen doğu, bilgiyi aynı batı gibi üretmekte, aynı batı gibi tüketmekte, aynı batı gibi kullanmakta bir sakınca görmüyor. Neden? Çünkü dünya yeterince batılılaştı, doğu meseleyi refah ve zenginlik olarak kabul etti ve bilgiyi batı gibi üretmek ve kullanmakta bir beis görmedi. Mesela kapitalist batıyla hesaplaşmak için kapitalistleşmekte hiçbir mahzur görmedi.
Oysa bizim bir imanımız var, bizim bir dinimiz var. Bizim merkezi kıymetimiz dinimizdir, dünyanın zenginliğini kazanmanın kati bir yolunu gösterseler biz dinimizden vazgeçmeyiz. Biz zengin birisi olarak yaşamayı ve zengin birisi olarak ölmeyi hayal eden bir ümmet değiliz, biz mümin olarak yaşamayı ve mümin olarak ölmeyi tercih eden asil bir ümmetiz. Bu sebepledir ki biz, bilgiyi batı gibi anlamaz, batı gibi üretmez, batı gibi kullanmayız. Öyleyse bizim çok temel bir meselemiz var…
Batı, kendi bilgi telakkisi üzerindeki tüm tasarrufunu kaybetse, hatta kendi bilgi müktesebatının mutlak cahili haline gelse bile biz yine de o bilgi çeşidine, bilgi üretme sürecine, bilgi üretme melekesine dahil olmayı, mensup olmayı kabul etmeyiz.
*
Bilgi üzerinde tasarruf kurmanın birinci safhası, tasnif haritasını çizmek ve bilgiyi o haritaya yerleştirmektir. Ne var ki bu hamle meselenin altyapısı içindir ve nihai maksadı değildir. Bilgi üzerinde tasarruf kurmanın ikinci safhası, onu terkip etmektir. Bilgiyi terkip etmek, bilgiye mühür vurmaktır, mühür vurmak ise bilgiyi kendi medeniyetimiz adına teslim almaktır.
Bilgiyi terkip etmek için tasnif ve tertip etmek şarttır. Tasnif yoksa terkip imkansızdır.
*
İlimlerin tasnifi, terkip güzergahının ana menzilini oluşturur. Terkip, idrak seviyesi yükseldikçe yenilenen bir süreçtir. Her seviyenin terkibi vardır, olmalıdır. Terkip güzergahının en hacimli misali, “büyük terkip”tir ki, ona medeniyet tasavvuru diyoruz. İslam medeniyet tasavvuru, bilginin en hacimli terkip güzergahının zirvesidir. Bilginin derinliğine doğru terkip zirvesi, tevhid güzergahındaki “tecrit” safhasının eşiğidir. Bilgi, terkip edile edile tecrit safhasına, tecrit güzergahının müntehasında ise tenzih makamına ulaşılır.
Bilgi, derinlik istikametinde terkip silsilesine girdiğinde, adım adım lafzını kaybeder ve saf manadan ibaret hale gelir. Saf mana haline geldiği andan itibaren tecrit güzergahı başlar, orada mesafe aldığında tek manaya doğru yürür, tek mana haline geldiğinde tenzih güzergahının müntehasına ulaşmış olur ki artık tevhid ile muhatap olunur.
Bilgi, genişlik istikametinde terkip edilmek istendiğinde, önce tüm çeşit ve miktar olarak ortaya çıkması iktiza eder. Kesret alemindeki zenginliğe muadil bir sayı ve çeşitliliğe ulaştığında, dağılmaması için tertip ve tasnif edilir. Kesret aleminin kaynağında bulunan tevhidi hakikatin gözden ve gönülden uzaklaşmaması için, akıl almaz kesret cümbüşü içinde mahirane bir terkip yapılmalı, terkip silsilesinin zirvesine medeniyet mührü vurulmalıdır.
*
Tevhid güzergahının mücevher ile tanzim edilmiş mücerred yolu tasavvuftur ve tasavvufun açtığı yoldan tevhide ulaşmak için kesret aleminin cümbüşünde seyahat etmek gerekmez. Ne var ki herkesin yolu tasavvufa çıkmaz veya herkesin yolunun tasavvufa çıkması için kesret alemini tarassut altına alacak, onu terkip edecek, kesret cümbüşü içinde tevhide giden bir otoban açacak bilgi telakkisini oluşturmak, ilimlerin tasnifini yapmak, mevzu haritasını çizmek gerekir.
Hayat çeşitliliği sever, hatta hayatı mümkün ve daim kılan çeşitliliktir. Teklik münhasıran Cenab-ı Allah Azze ve Celle’ye aittir, dünyadaki hayat muhakkak ki kesret ve çeşitlilik üzerine bina edilmiştir. İmtihanın sırlarından birisi olan bu kesret ve çeşitlilik cümbüşü, bir taraftan muhafaza edilerek hayatın devamı temin edilir diğer taraftan onun içinde bir tevhid güzergahı açılır ve insan, nihai maksadı olan tevhide ulaşmanın yoluna sahip olur.
Kainattaki çeşitlilik, varlığın tabiatına yerleştirilen ve hayatın kendisiyle mümkün kılındığı bir tecelliyattır. Çeşitlilik daim, terkip de zaruri olduğuna göre, tasnif ve tertip şarttır. Kesret aleminde tasnif ve tertip yapmamak, varlığı aynileştirme teşebbüsüdür, hayattaki karşılığı ise insan tabiatını yok etmek ve robot-insan üretmektir. Bu ihtimal İslam’ın maksadı değil, aksine İslam’ın maksadının imhasıdır.
EBUBEKİR SIDDIK KARATAŞ

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir