TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

TATBİK İLİMLERİNDE İHTİSASLAŞMA

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin reşit olmayan çocuğudur. Tetkik ve terkip ilimleri tarafından kesintisiz şekilde vesayet altında tutulmalı, bağımsızlaşmasına müsaade edilmemelidir.
Tatbik ilimleri, “ilim” mefhumunun tüm unsurlarını bünyesinde taşımadığı için, reşit olma, yani kendini ikmal etme imkanı yoktur. Bu sebeple sürekli tetkik ilimlerinden süt emmek zorundadır, bunun için tetkik ilimlerinin de mütemadiyen bilgi üretmesi gerekir. Tetkik ilimlerindeki inkişaf durduğu (süt üretemez olduğu) zaman tatbik ilimleri aç kalacağı için, süt yerine rakı içmeye (batıdan veya başka bilgi evreninden bilgi transferine) başlar. Tetkik ilimleri bilgi üretmeye devam ederken de tatbik ilimleri oradan süt emmekten imtina edebilir, kendini reşit görmek, müstakil ilim olduğu vehmine yakalanmak gibi ihtimaller mevcuttur. Bu sebeple tatbik ilimlerindeki ihtisaslaşma ve tetkik ilimlerinin vesayeti meselesi ehemmiyet arz eder.
*

Tatbik ilimlerinin, ana ilim havzasından (terkip ve tetkik ilimlerinden) bağımsızlaşması ve sadece pratiğin faydasına hapsolması, ilmin bağlı olduğu dünya görüşünden (bizde İslam’dan) uzaklaşması anlamına gelir. Tatbik ilimlerinin tetkik ve terkip ilimlerinden uzaklaşmasının ilk neticesi, “ilim telakkisi”nden bağımsızlaşmak ve bilgi ihtiyacını “her yerden” karşılamaktır. Bu durum, tatbik ilimlerini “eklektik” bir bünyeye savurur, biraz İslam’dan, biraz batıdan, biraz gayrimeşru hayatın tecrübe birikiminden karşıladığı bilgi ihtiyacıyla ortaya çıkan hayat, içinden çıkılmaz bir bilgi kaosu oluşturur. Bugünkü durum tam olarak bu değil midir?
Batının bilim telakkisinin işgaline maruz kalan Müslüman coğrafya, batı bilimini “ilim” zannetmeye başladığından beri, özünde materyalist ve evrimci olan, dolayısıyla insan anlayışı “gelişmiş hayvan” merkezine kilitlenen batının ürettiği bilgiyle insanı tarif ve tedavi etmeye çalışıyor. Yaptığı iş, özünde baytarlıktır ama kendini tabib zanneden insanlar tarafından hayvani işleme tabi tutuluyor. Hazin olan ise bunun farkına bile varmamış olması.
*
Bugünün dünyasında ihtisaslaşma, bir bilim (ilim değil) dalının müstakil bünyeye sahip olduğu vehminden de beslenir. Esasında hiçbir bilim dalı, içinde yer aldığı bilgi evreninden müstakil değildir, tabii ki batı bunu bilir, ne var ki batının kötü kopyası olan Türkiye’deki üniversiteler mezkur vehmi beslemektedir. Batı, kendi kültür coğrafyasında, hiçbir bilim dalının bilgi evreninden (bilgi telakkisinden) bağımsız olamayacağını bilmesine rağmen, diğer kültür coğrafyalarına bilgi ve bilim ihracını, “ihtisaslaşma” kumpasına sarar ve öyle sunar. Böylece bilim adamları, batı bilim telakkisinde derinleşemez ve onun materyalist altyapısını göremez.
Batı, kendi içinde de ihtisaslaşma meselesinde marazi savruluşlara yakalandı. Bilgiyi terkip ve tertip edemez hale geldi, bilgi dağıldı. Ne var ki başka coğrafyalara bilgi ve bilim ihraç ederken, ihtisaslaşma meselesini aşırı bir hassasiyete bağladı ve böylece derinleşmeye mani olarak, materyalist temellerini gizledi.
Türkiye’deki ihtisaslaşma, bilgi ve ilim telakkisinden koptu. Herhangi bir bilim dalında ihtisaslaşmak, bilim telakkisinde cahilleşmek anlamına gelmeye başladı. Bilgi telakkisinden bağımsızlaşan bilimler ve bunu temin eden ihtisaslaşma, bilimin batıda üretilmesi ve bizde tüketilmesiyle, yani kopyacılıkla malul hale geldi.
*
Tatbik ilimlerindeki ihtisaslaşma, ülkenin ve ümmetin içinde bulunduğu bilgi kaosunda ayrıca ehemmiyet arz ediyor. İlimlerin tasnifi meselesi, aynı zamanda ihtisaslaşma mevzuunu doğru merkeze yerleştirme ve doğru izaha kavuşturma faydasını da muhtevidir. İlimler tasnif edilmez, bilginin haritası çıkarılmazsa, ihtisaslaşma denilen çaba, ilim adamı değil cahil yetiştirir. Cahillerin ilim adamı muamelesi görmesinin nasıl bir tahrifata sebep olacağı hayal bile edilemez.
Tatbik ilimleri, bağlı oldukları tetkik ilimden bağımsızlaşmamalıdır. Tetkik ilminin birden çok tatbik ilmi olacağı için, her tatbik ilminin mütehassısı onlara da vakıf olmalıdır. Tetkik ilminin tatbikatı, kendisine bağlı tüm tatbik ilimleriyle ancak mümkündür. Tatbik ilimlerinden sadece birinde ihtisaslaşmak, diğerlerine körleşmek, tetkik ilminin tüm tatbikat sahasına uzak kalmaktır. Bir tetkik ilminin başka bir tatbik ilmine cahil kalan bir mütehassıs, meselenin derinlik buudu göz önüne alındığında ne yaptığını biliyor olamaz.
İnsanın ve hayatın bütünlüğü, aynı zamanda bilginin de bütünlüğünü ilzam eder. Bilgi çözülüp dağıldığında insan da hayat da çözülür ve dağılır, keza bunun tersi de doğrudur, insan dağıldığında bilgi de savrulur. Herhangi bir tetkik ilmi, kendine bağlı tatbik ilimlerini ve tatbikat sahasını tarassut altında tutmak, bilginin, insanın, hayatın dağılmasını engellemekle mükelleftir. Bunun ilk şartı bilginin derli toplu halde tutulmasıysa, ikinci şartı ihtisaslaşmadaki anlayış ve çerçeve meselesidir.
Tetkik ilmine bağlı tüm tatbik ilimlerine dair bilgi ve idrak sahibi olmak, ihtisaslaşma meselesinin yatay şartıdır. Bununla birlikte; tatbik ilimleri, tetkik ilimleri, terkip ilimleri ve nihayet Mutlak İlim istikametindeki dikey güzergahtaki bilgi silsilesi ise derinlik şartıdır. Her iki şart bir şahısta gerçekleşmediğinde, o şahıs mütehassıs olamaz, olmamalıdır.
*
Her tatbik ilmi, tetkik ve terkip ilimlerine doğru dikey boyuttaki silsileye bağlılığını sürdürmelidir. İlmi silsile, bilginin nesebidir. Tatbik ilmindeki mütehassıs, sahip olduğu ve tatbik ettiği bilginin silsilesini bilmelidir, bilmemenin mazeret olmadığı hususlardan birisi de budur. Bilginin silsilesini bilmemek, ihtisası ve tatbikatı nesepsiz bilgiyle yapmaktır ki, İslam medeniyetinde nesepsiz bilginin vücut bulması ve tatbik edilmesi, ilmi, siyasi ve içtimai kıyametin kopmak üzere olduğunu gösteren alarmdır.
Bilginin silsilesine malik ve vakıf olmak, insanı alim yapar. Bilginin silsilesi, derinlik buudu olduğu için, bilmekten daha çok idrak etmekle ilgilidir. Bu sebeple, tatbik ilimlerinde ihtisas sahibi olmak alim olmaya kafi değildir, bilginin silsilesi derinlik buudunda idrak edilmemişse, o kişi sadece meslek sahibidir. Meslek ve zanaat sahibi olmak, alim olmak için kafi değildir ve itibar dereceleri de farklıdır.
ALİHAN HAYDAR
alihanhaydar@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir