TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR

TENKİT FİKİR ZANNEDİLİYOR
Müslümanların son bir-iki asırdır her alanda yaşadıkları zafiyet, zihni ve kalbi evrenlerinde ağır hasarlar bıraktı. Hasarların bir kısmı müzmin hale geldi, vahim olan ise, müzmin hale gelen hasar ve hastalıkla uzun dönem yaşadıkları için, onların hasar ve hastalık olmadığını zannetmeye başlamış olmalarıdır. İnsan zihni, bir hareketi, bir davranışı, bir akışı uzun süre yaşadığında, onun aslında yanlış veya anormal olduğunu unutuyor ve kendini onu da içine alacak şekilde yeniden inşa ediyor. İnsandaki intibak maharetinin sınırsız olduğu malum… Yeni duruma önceleri isyan ve itiraz etse, dirense de, bir müddet sonra intibak etmekte mahzur görmüyor. Yeni durum, birkaç nesli eskittiğinde ise tamamen “normalleşiyor” ve insan zihninin “gerçeklik altyapısına” yerleşiyor.
İki asır önce İslam medeniyeti çöktü, bir asır önce de tasfiye edildi. Toplam olarak iki asırlık medeniyet harici hayat, Müslüman zihinlerde, İslam dışı yeni itiyatlar, mantık örgüleri, akıl terkipleri, duygu mecraları açtı. Birçok Müslüman nesil İslam medeniyetinden mahrum olarak yaşadı. Cumhuriyet operasyonu ile birlikte “kaht-ı rical” zirveye çıktı ve istikamet şaştı. Her şey birbirine karıştı, kendi merkezini kaybetti, tam bir zihni kaos hakim oldu.
*
Tenkit bahsi, hasarlı ve hastalıklı meselelerden biridir. Tenkit olmadığında fikrin inkişafı kabil değil fakat tenkit, kendi merkezini bulamaz, çerçevesini oluşturamazsa, ölçülerini vazedemezse, fikrin inkişafına değil, imhasına alet olur. Her şeyin kendi merkezinde bulunması zaruretinin ne kadar mühim olduğuna en iyi misallerden birisidir tenkit.
Fikir ve ilim adamlarını birkaç ay takip edenler göreceklerdir ki, fikir beyanı diye tenkit yapılmakta, tenkit, fikir beyanı zannedildiği için de kendi ölçülerine sahip olamamaktadır. Tenkit etmek, fikir üretmek zannediliyor, birisi diğeri yerinin yapıldığı için, her ikisi de yapılmamış oluyor. Ciddi fikir adamı edalarıyla piyasada cirit atanlar, hiçbir fikir beyan etmiyorlar (çünkü üretmiyorlar) sadece tenkit yapıyorlar. Bir kısmı, metin ve fikir tenkidi yapmadığı için, fikir beyan ettiğini zannediyor. Fikir ve metin tenkidi yapmadığı için de “muhayyel tenkit” yapıyor. Muhayyel tenkit yaptığında, aslında tenkit değil de fikir beyan ettiğini zannediyor.
İslam medeniyetinden bahisle, kimsenin bu istikamette bir çalışma yapmadığını, medeniyet çapında çalışma yapmayan (düşünemeyen) fikir adamlarının, her şeyi eksik ve yanlış yapmasının mukadder olacağını uzun uzun anlatanlardan, İslam Medeniyet Tefekkürüne dair hacimli fikir üretimi beklenir. Fakat durum bunun tam aksine gelişiyor, medeniyet çapında düşünmekten bahsedenin, medeniyet ile ilgili bir fikri, bir teklifi bulunmuyor. Aslında bunlar için söylenmesi gereken şu; sadece tenkit ediyorlar, buna mukabil hiçbir fikir üretmiyorlar. Fakat yazılarını biraz dikkatli tetkik edince görülüyor ki, adamlar fikir ürettiklerini düşünüyor, yaptıklarının tenkitten ibaret kaldığını kabul etmiyorlar. Bu durum ilginç bir akıl terkibine, tuhaf bir zihni evrene işaret ediyor. Kendi kendini tenkit etmek… Fakat bunun farkına varmadan yapmak… Başkalarını tenkit ettiğini zanneden adam, aslında kendini tenkit ediyor lakin bunun farkına varmıyor. Çok ucube bir durum.
Kur’an-ı Kerim’i çıplak akılla anladığı iddiasına sahip olanlara bakıyorsunuz, meali tekrar etmekten başka bir şey yapmıyor. Yaptığı iş, meali öğrenmek… Öğrenmekle anlamak arasındaki farkı bile bilmiyor ama Kur’an-ı Kerim’i anladığını iddia ederek, çıplak akılla anlamaya çalışmanın doğru olmadığını söyleyenleri tenkit ediyor. Adamı bir saat dinliyorsunuz, hiçbir anlama emaresi yok. Anlamadığı için bir fikri yok. Ya meali tekrar ediyor veya kuru akılla anlamaktan imtina edeni tenkit ediyor. Sorduğunuzda, anlattıklarının fikir olduğunu söylüyor, çünkü öyle zannediyor. Anlamakla öğrenmeyi birbirine karıştırdığı gibi, fikir ile tenkidi de birbirine karıştırıyor. Mesela diyorsunuz, anladıysanız, en küçüğünden olmak üzere, ilkokul eğitim sistemini ortaya koyun veya faizsiz iktisadi sisteme dair küçük bir müessese teklif edin ila ahir. Hayatın ne küçük alanına dair en küçük bir müessese, çözüm, formül vesaire teklifi yok ama iddia dünya çapında; “Kur’an-ı Kerimi anlıyorum”. Oysa anlamak mümkünse, vaki de olmalı değil mi? Hayır, adamların kafasında sadece anlamak mümkün, buna mukabil vaki olduğuna dair hiçbir alamet yok.
İnsanlar bu şekilde on yıllarca yaşıyor. Bu kadar ağır ve bariz tezatları insanın zihni evreni nasıl taşır? On yıllarca taşıyabilir mi? Sıhhatli bir zihni evren ve akıl terkibi bu tezatlara birkaç ay bile dayanamaz. İlim ve fikir adamı olarak geçinenler, on yıllarca bu tezatları taşıyorlar, hiç de gocunmuyorlar, farketmiyorlar, umursamıyorlar. Nasıl mümkün oluyor bu dehşetengiz hadise? Çünkü tezat olduğunu farketmiyorlar. Neden? Terkip mahareti yok, sistem çapında düşünme derinliği yok. Bünyesinde bu hususiyetler olmayan akıl, tezatları farketmiyor, farketmeyince umursamıyor.
Memleketin fikir piyasası bu… Halktan bahsetmiyoruz, fikir ve ilim adamlarından bahsediyoruz. Halk mazur, mazlum, mağdur… Fikir adamı bu seviyedeyse halkın nerede olmasını beklersiniz? Ve bu sözde fikir adamları, çoğunlukla da halkı tenkit ediyorlar. Seviyeleri o civarda olduğu için ancak halkı tenkide güçleri yetiyor. Hallerine bakınca komedi yerine koyup gülmek gerekiyor fakat bahsini ettikleri mevzular hafifmeşrepliği kaldırmıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir