TEŞKİLAT ŞİMDİ DE ORTADOĞUDA DEVLET KURUYOR

TEŞKİLAT ŞİMDİ DE ORTADOĞUDA DEVLET KURUYOR
Devlet kuran teşkilat, yeni derin devleti örgütlüyor. Eski derin devlet, yabancı güçlerin kurduğu ve perde arkasından yönettiği bir yapıydı, yeni derin devlet ise tüm Ortadoğu’yu kapsamaya başladı. Eski derin devlet, İsrail, ABD, İngiltere üçgeninde olmak üzere batılı ülkeler tarafından kurulmuştu. Bu kısmı Türkiye’de genellikle bilinir. Eski derin devletin motor gücü, NATO tarafından organize edilmişti ve beyni de ABD idi. Teşkilat, yeni derin devleti “milli unsurlar” ile kuruyor.
Yeni derin devlet, Türkiye’de ciddi aşamaları geçti, sınır dışına çıkmaya başladı. Arap baharı teşkilatın, sınır ötesi derin devlet kurma projeksiyonunu başlatmasına sebep oldu. Doğrusu kafi derecede hazır değillerdi ama Türkiye’de ürettikleri tecrübeye yaslanarak Arap coğrafyasında hızla yayılmaya başladılar.
Halk ayaklanmalarının başladığı tüm ülkelerin muhalif hareketleri ile doğrudan münasebet tesis ettiler. Onları siyasi, askeri, diplomatik alanlarda “donatıyorlar”. Halk hareketleriyle ilgili kafi derecede donanımları yoktu çünkü Arap baharı “habersiz” geldi. Tunus’taki hadise başladığından beri hızlı şekilde “halk hareketleri” ile ilgili bilgi ve tecrübe depolamaya başladılar.
Halk hareketleri başlamadan önce sınır ötesi operasyonları farklı bir çerçevede yürütüyorlardı, halk hareketleri başladığında bir müddet patinaj yapsalar da, yeni bir çerçeve oluşturdular. Şimdi tüm stratejilerini bu yeni çerçeve içinde geliştiriyorlar. Bu durum tam bir konsept değişimi, paradigma değişimidir.
Halk hareketlerinin başarıya ulaştığı, devrimin gerçekleştiği ülkelerde, derin devleti kurmaya başladılar. Mısır’da Ihvan-ı Müslimin ile tam mutabakat halindeler. Mısır ile “bilgi köprüsü” kurdular. Mısır’daki derin devleti, Ihvan-i Müslimin’in içine gömmeye çalışıyorlar. Yani Ihvan-ı Müslimini derinleştirmeye çalışıyorlar. Devlete hala nüfuz edemedikleri için “nüve”yi Ihvan’ın içinde inşa ediyorlar. Türkiye’den giden “danışmanlar”, Mursi’nin çevresinde değil, Ihvan’ın içinde… Çünkü cumhurbaşkanlığı hala yerleşmiş değil. Fakat Mursi, tüm kararlarını Türkiye’den giden danışmanlarla müzakere ve istişare ederek alıyor, ne var ki çevresinde Türkiye’den giden bir tane bile danışman görünmüyor.
Mısır’da rejimin değiştirilmesi için uygulanan strateji Türkiye’dekinden farklı. Herkes Türkiye’deki tecrübenin olduğu gibi nakledildiğini zannediyor ve yanılıyor. Yanlış bilgiyle başladıkları için gelişmeleri takip edemiyorlar. Mısır’daki stratejinin tespit edildiği toplantıdan çıkan karar şu; oradaki değişim, halk hareketi üzerinde bina edilecek ve statüko ile (özellikle ordu ile) her karşılaşmada sokaklara (yani tahrire) yüz binlerce aktivist yığılacak. Türkiye’deki değişim, sokakta değil başkentin koridorlarında gerçekleşti, Mısır’da bizzat sokağın gücüne dayanılacak. Sokak, stratejinin merkezinde yer alıyor, tüm güç sokaktan (halk hareketinden) devşiriliyor. Bu stratejinin tercih edilmesinin bir sebebi de, değişimin hızlı gerçekleştirilmesidir. Türkiye’deki değişim on yıllık bir süreye ve sürece yayıldı, Mısır’da halk hareketi başladığı için, Türkiye’deki değişimin ulaştığı hedefe birkaç yılda ulaşmayı istiyorlar. Beklemeye tahammülleri yok, halk hareketine dayanan “yoğunlaştırılmış değişim programı” üzerinde çalışıyorlar. Halkı sürekli teyakkuzda tutmak istiyorlar, gerekirse genelkurmayı basacak ve generalleri linç ettirecek kadar gözü kara strateji stokları geliştirmekle meşguller.
Teşkilatın en bariz stratejik hamlesi, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Ordunun, Mursi’ye, yetkiyi devredip etmeyeceği aşamasında gerçekleşti; Ihvan-ı Müslüminin, “kefenlerimizi giyer Tahrir’e çıkarız” açıklaması, Mısır’da, devrim sürecindeki en tesirli hamle oldu. Mısır’da ordunun karşısında ilk defa bu ciddiyette ve ağırlıkta bir güç merkezi üretildi. O açıklamayla birlikte Mısır’da yeni denge kuruldu. Tesirleri bakımından müthişti. Kamuoyuna fazla yansımadığına bakmayın, orduyu kıçının üzerine oturtan o hamle oldu.
Şu anda Mısır’da hızlı şekilde, devleti yeniden kuracak “birimler” teşkil ediliyor. Kimse farkında değil, devletin içinde olmadığı için (aynı Türkiye’de olduğu gibi) dikkat çekmiyor. Kısa süre içinde etkileri görülecek. Paralel bir örgütlenme var, birisi Türkiye’den giden kadrolar tarafından diğeri de mahalli kadrolar tarafından gerçekleştirilen örgütlenmeler. Türkiye’den giden kadrolar, aynı zamanda “Arap coğrafyasında” devrim, değişim ve kuruluş tecrübesi üretiyor. Mısır bunun pilot uygulaması işlevi görüyor. Aynı çalışmalar Tunus ve Libya’da da var fakat Mısır’daki istasyon tüm Arap coğrafyasını derinden etkileyecek bir projeksiyona sahip.
Türkiye’de devlet kuran teşkilat, devrimi gerçekleştirmiş olan Arap ülkelerinin hepsinde örgütleniyor. Örgüt, bir taraftan İstanbul’a bağlanıyor diğer taraftan Kahire’ye… Teşkilatın bu şekilde kurulmasının sebebi, İslam coğrafyasının belli merkezlerinde “ana istasyonlar” kurma düşüncesi. İslam coğrafyası, belli kültürel havzalara ayrıldı, her havzada bir ana istasyon kuruluyor.
Türkiye ile İslam ülkeleri arasında siyasi, iktisadi, askeri, diplomatik ilişkilerin kamuoyuna açık şekilde bu denli derinleştirilmemesi, dünya dengeleri ve batının siyasi taarruzu karşısında bir savunma kalkanı oluşturmak için. Müstakbel bir İslam birliği, diplomasi koridorlarında kurulmuyor, yer altında kuruluyor. Uygun şartları bulduğunda yeryüzüne çıkmak için hazır bekleyecek bir yapı…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir