TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI

TEŞKİLATIN BÜYÜME İSTİDADI

Teşkilatı inşa eden tohum, fikirdir. Fikir, fiili dünyaya çıkarak teşkilatın bünyesini inşa eder. Teşkilatın bünyesi de yeniden tohumlar (fikirler) üretir.
Teşkilatların büyüme istidadı, önce tohumunda, sonra bünyesinde, sonra teşkilatlanma tarz ve şekillerinde ve nihayet dil ve üslubunda aranır.
Teşkilatın tohumu, fikridir. Teşkilatın temelindeki fikir, ne kadar insanı muhatap alma imkanına sahipse, teşkilatın tabii sınırı odur. Mesela doktorları hedefleyen bir meslek kuruluşunun en fazla büyüme istidadı, ülkedeki doktor sayısıdır. İslami teşkilatlanmalarda, belli bir anlayışı muhatap alıyorsa büyüme istidadı, o anlayış çapındadır. Mesela sadece başörtülüleri muhatap alan bir teşkilattan bahsettiğimizde büyüme istidadı o sınırda kalır, ila ahir.

Teşkilatın büyüme istidadına sahip olup olmamasından önce, büyüme ihtiyacı olup olmadığını tespit etmek gerekir. Bazı teşkilatlar büyümek için kurulmazlar, belli bir vazifeleri, hedefleri vardır, o vazifeyi yapabilecek büyüklük kafidir, bunları büyütmeye çalışmak yıkıcı tesir yapar.
Bazı teşkilatların büyümesi gerekir fakat her teşkilatta olduğu gibi “büyüklüğünü” tayin eden hedefidir. Hedefe ulaşmak için kafi büyüklüğe ulaşan teşkilatların hala büyüme çabasında olması, büyümesini değil yıkılmasını sağlar. Beş kişinin yapacağı işi on kişiye vermek, çok zaman sevk ve idare problemleri doğurur, fazla kişinin istihdam edilmesi işin daha hızlı ve kolay yapılmasını değil, karışıklığı ve işin yavaşlamasını sağlayabilir. Bu durum, teşkilatlanma meselesinde ciddi bir problemdir ve yaygın şekilde yaşanmaktadır.
Her teşkilatın, temelindeki fikir ve hedef, kullanılan dil ve üslup, hitap alanındaki insan çeşidi ve sayısı onun büyüklüğünü, dolayısıyla büyüme istidat ve imkanını oluşturur. Muhakkak ki her teşkilatın bir tabii sınırı var. Hiçbir teşkilat sınırsız sürede, sınırsız hacimde büyümeye devam edemez. Bünyesinin tabii sınırı mutlaka bilinmeli, o sınıra ulaştığında büyüme çabası durdurulmalı, derinleşme ve çelikleşmeye yönelmelidir. Özellikle cemaatlerin ciddi bir kısmı bu problemi yaşıyor, tüm cemaati bir teşkilat içinde (mesela vakıf veya dernek) muhafaza etmeye çalışıyor. Olmaz, yürütülemez, gerçekleştirilemez. Bunun sebebi liderliğinin tasarrufu elinden kaçırma endişesi olabilir fakat bu endişe teşkilatlanma zafiyeti oluşturmaktadır.
Liderlik, birden çok teşkilatı aynı zamanda idare edebilme maharetini taşımalıdır. Sadece bir teşkilatı idare edebilecek bir liderlik, o teşkilata ve o teşkilatın tabii sınırına mahkum olur. Teşkilata mensup insanlara hakim olduğunu zannederken, aslında teşkilatın oluşturduğu hacim tarafından zapt altına alınmış, mahkum edilmiştir. Liderlik aslında mahkum olmaz fakat mahkum olduğunu, olmaya doğru gittiğini göremeyen bir idare ve başkan, asla lider olamaz.
Türkiye’de kurulan teşkilatlar hacim ve hitap kitlesi muhasebesi yapmaz. Fikir (aslında fikir de yok da) ve hedef hesabı yapar, hacim (tabii sınır) ve hitap kitlesi muhasebesi yapılmadan hedef hesabı yapmak, teşkilat anlayışı ile telif edilemez. Teşkilatın hacim hesabı yapılmadığında, hasbelkader gelişmeler iyi gider de mensupları çoğalırsa, bir müddet sonra bölünme mukadder hale gelir, bu durumun ülkemizde sayısız misali var. Cemaatlerin kendi içinde bölünmelerinin sebeplerinden biri de, hacim hesabı yapılmadığından dolayıdır. Teşkilat, bünyesi itibariyle taşıyamayacağı kadar insanı içine almaya çalıştığında sıkışıyor, bu sıkışıklık problem üretiyor. Teşkilat yoğunluğunun kıvamında olması şarttır, yoğunluk gereğinden fazla olduğunda sıkışıyor, gereğinden az olduğunda seyrekleşiyor. Sıkıştığında patlama, seyrekleştiğinde dağılma meydana geliyor.
Yoğunluğu artmış ve sıkışmış teşkilatlardaki problemlerin birçoğu aslında sıkışmaktan kaynaklanıyor fakat bu durumu bilmeyenler (teşkilat anlayışına sahip olmayanlar) problemlerin sebeplerini ve kaynaklarını başka yerde arıyorlar. Problemler tabii olarak ihtilafları, ihtilaflar hizipleri, hizipler de ayrışmaları tetikliyor. Cemaatlerin birçok bölünme hadisesi aslında teşkilatların artmış yoğunluklarını seyrekleştirmek içindir. Fakat kimse bunu anlamıyor, ihtilafları olduğunu vehmediyor, ihtilafların (ve problemlerin) kaynağının sıkışmadan doğduğunu farketmiyor ve bölünüyor. Bölündüğünde rahatlıyor çünkü teşkilatın yoğunluğu normale dönüyor.
Tabii sınırlarına ulaşan, hacmini belli bir yoğunlukta dolduran teşkilatların önünde iki yol var; birisi yeni bir gurup (cemaat) doğurmak, diğeri teşkilat doğurmak… Yeni bir cemaat doğurmak bölünmektir, yeni bir teşkilat doğurmak ise büyümektir. Meselenin kritik noktası burası… Büyümek, tek teşkilatın hacminin büyümesi şeklinde anlaşılıyor, bu yanlış, büyüme yeni teşkilatlar kurmak şeklinde de olur. Tek teşkilatta ısrar, ciddi problemlerin ana rahmidir.
Teşkilat fikrin manivelasıdır. Tek teşkilatta ısrar sıhhatsizdir, asıl olan fikirdir. Tek teşkilatta ısrar, niyetle ilgili, idare etmekle ilgili, teşkilat anlayışı ile ilgili problemlere işaret eder. Teşkilat anlayışı doğru ve sıhhatli, niyeti saf ve samimi, idare mahareti güçlü olan insanlar (liderlikler), teşkilat sayısını ve çeşidini artırmaktan imtina etmezler. Özellikle teşkilat çeşidini artırmak fevkalade zaruretlerdendir, zira hayatın çeşitliliği tek teşkilat çeşidi ile çalışmaya manidir. Mesela infak (yardım) teşkilatları ile ticari teşkilatları (şirketleri) aynı teşkilat yapısı içinde tutmak problemlidir. Hayattaki birçok faaliyet alanı bir arada bulunamamak gibi özelliğe sahiptir, birbiriyle imtizacı kabil olmayan faaliyetleri aynı teşkilat bünyesinde sürdürmeye çalışmak, teşkilatı büyütmek değil, dağıtmak ve yıkmak için yığınak yapmaktır.
Teşkilat, temelindeki kurucu düşünceden başlayarak tüm unsurlarıyla büyüme istidadını muhtevasında barındırmalıdır. Temelindeki düşünce, faaliyet alanı, hitap kitlesi, hedefi, kullanacağı malzeme ve vasıtalar ila ahir… Bunların hepsi ya büyüme istidadını taşır veya büyümeye mani olur.
Küçük veya sığ düşüncelerle kurulan teşkilatların büyüme istidadı yoktur. Fikrin hacmi ve ufku, teşkilatın büyüme istidadının nazari çerçevesidir. Orta zekaların kurduğu ve idare ettiği teşkilatların büyümesi beklenmez, bunların hedefleri (ufukları değil) ne kadar büyük olursa olsun teşkilat kadük kalır.
Teşkilatı kuran ve idare edenlerin ufukları, tabii olarak hedeflerini gösterir. Hedefin, ufuktan bağımsız olarak büyük olması bir mana ifade etmez, kurucu ve yönetici kadroların ufukları, teşkilatın tabii sınırıdır. Kurucu kadronun hedefinin dünya devleti olması halinde bile, ufku dar ise o ufuk içinde kalacağı, bazı imkanlar elde etse bile büyüme istidadına sahip olamayacağı vakadır. Kurucu ve yönetici kadronun ufku dışında bir hedef tayini, hayalperestliktir. Zaten hayal, düşünce ufkunun ötesine geçen zihni faaliyettir.
Büyük düşünmek, büyük hedef edinmekle olmaz. Büyük düşünmek, büyük ufuk sahibi olmak ve o ufuk içinde faaliyet gösterebilecek bir akıl bünyesine sahip olmakla kabildir. Nazari olarak büyük hedefler edinmek, dar ufuklar için komik ve ütopiktir. Umumiyetle de istismar ve dolandırıcılık yapmak için ortaya çıkar.
Faaliyet alanı, teşkilatın büyüme istidadını tayin eden hususlardandır. Herhangi bir sivil alanda kurulan teşkilat, devleti hedef alamaz, devlet kurmayı düşünemez. Siyasi sahada teşkilatlanmadan devlet kurma hedefine yönelenler, ne kadar büyürse büyüsün, ne kadar güçlenirse güçlensin, yarış pistinde koşmadığı için en hızlı koşan yarışçı olsa da birinciliği kazanamayanların durumuna benzer. Yarış pistinin dışında ve ona paralel olarak koşan birinin, en hızlı koşması halinde bile madalya alamayacağı misalinde olduğu gibi, her alanın kendi tabii hedefleri olduğu, bu hedeflerin dışında bir hedef tayininin boşa çıkacağı bilinmelidir.
Sosyal hareketlerin siyasi harekete tahvil edildiğine ve siyasi neticeler elde ettiğine dair tarihte misaller var. Fakat bu misallerin iki özelliğini unutmamak gerekir. Birincisi siyasi saha boşalır ve sosyal saha siyasi sahayı doldurma imkan ve fırsatını kazanır, ikincisi ise sosyal hareketleri siyasi harekete hızlıca tahvil edecek maharet sahibi liderlikler bulunur. Bu iki şart birlikte veya ayrı ayrı yoksa yanlış kulvarda koşmaya benzer bir durum meydana çıkar ve hedefe ulaşılması mümkün olmaz.
Büyüme istidadının en mühim unsuru, teşkilatın dikey boyutudur, dikey teşkilatlanma maharetine sahip olmayan kadrolar ve teşkilatlanma tarzı, sürekli genişleyeceği için mutlaka dağılır. Teşkilatın genişleme hızına paralel bir derinleşme hızı olmalı, büyüme iki istikamette aynı zamanda gerçekleşmelidir. Sadece genişleyen teşkilatlar büyüyormuş gibi görünür ama aslında dağılıyordur. Yatay bağlar ve mensubiyetler bir teşkilatı ayakta tutmaya asla kafi gelmez. Teşkilatın gücünü oluşturan, sağlamlığını üreten, dayanıklılığını artıran hususiyeti, yatay (genişlik) bağları değil, dikey (derinlik) örgüsüdür. Dikey boyutu olmayan bir teşkilat, bir milyon mensuba ulaşsa, bin kişilik güce ulaşmış olmaz. Oysa dikey boyutu sağlam olan bir teşkilat, bin kişilik on bin kişilik mensuba ulaşsa, bir milyonluk güç sahibi olur.
Teşkilatın üye sayısının artmasını büyüme zannedenler, teşkilattan anlamayan, sadece kelle sayan akıl garibanlarıdır. Derinlik boyutu sıfır olan bir teşkilatta, bırakın binlerce, on binlerce insanı sevk ve idare etmeyi, on kişilik insan gurubunu idare etmek imkansızlaşıyor. Bir derneğin resmi organlarını oluşturmak için lazım olan yaklaşık yirmi civarındaki insanın, daha üye bile yapmaya başlamadan ihtilaflara boğulması, karar alamaması, kerhen alınan kararların tatbik edilememesi, birçok sebeple birlikte teşkilatın dikey boyutunun olmamasından kaynaklanır.
Teşkilatın büyüme istidadı birçok meseleye bağlıdır. Büyüme istidadı olmayan teşkilatların kalabalıklaşması, büyüme zannedildiği için bu konu ile ilgilenen yok. Veya bir teşkilatın neden üye sayısını artıramadığı sorusunu soranlar, aslında büyüme istidadı olup olmadığı sorusunu soranlardır ama soruyu bile doğru soramadıkları için doğru cevabı bulma ihtimalleri yoktur.
İLYAS TAŞKALE ilyastaskale1@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir