TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

TEVHİD İLİMLERİ MECRASI

(Terkip ve İnşa dergisi 5. sayı)

İslam ilim mecraları içinde idrak ve izahı en zor olanı “Tevhid ilimleri mecrası”dır. Bu bahis birçok açıdan zorluk taşır; öncelikle ana mecra olan Kur’an ilimleri mecrasının kalbi olmasından, sonra tevhidi mevzu edinmesinden, daha sonra da akılla idrak ve izah etme imkansızlığından… Bu kadar çok sebeple zor olan bir mevzuda, derinliğine izah çabasına girmeyeceğimizi ifade edelim.

Kur’an ilimleri mecrasının merkezinde bulunan tevhid ilimleri mecrası, muhakkak ki mutlak ilim (kitap ve sünnet) tarafından en hassas şekilde ihata edilmiştir. Mevzu doğrudan tevhid (yani hakikat) olduğu için, ilmin ve halin zirvesidir. Malumdur ki zirveye doğru çıktıkça ölçüler keskinleşir, incelir, hassaslaşır. Bu sebeple hata yapma ihtimali arttığı gibi, hata yapma payı da azalır. Mevzu tevhid olduğu için, küçük hatalar bile büyük zararlar ve hasarlar verme istidadına sahiptir. Zaten bu sebeple olmalı, tevhid ilimleri mecrasında (tasavvufta), hususi usuller ihdas edilmiştir. Ameldeki yanlış günaha, tevhiddeki yanlış ise şirke sebeptir. Fıkıhtaki (tabii olarak ameldeki) yanlışlar, tevhiddeki (yani imandaki) yanlışların yanında muhakkak ki daha kıymetsizdir.
*
İslam’ın tüm ölçüleri tevhid ile alakalıdır. Bir kısmı doğrudan tevhidi izah ve ikame etmek içindir, bir kısmı tevhidin insanın zihni ve kalbi evrenindeki tertip ve tanzimi, bir kısmı ise hayatın altyapısını tevhide uygun şekilde inşa etmek içindir. Doğrudan tevhid ile alakalı gibi görünmeyen İslami ölçüler de nihai maksat itibariyle tevhidi ihtiva eder. Tevhid, Allah Azze ve Celle’nin vahidiyet ve ehadiyetini tanımak, insanın zihni ve kalbi evreninde buna aykırı hiçbir unsur ve iz bırakmamak, hayatı da buna uygun olarak yaşamaktır. Öyleyse tevhid, mümin kul ile Allah Azze ve Celle arasındaki hususi bir münasebet çeşididir. Mümin, kalbi-ruhi, zihni-akli, fiili-ameli sahada tevhid üzere olmak, hayat boyu tevhid üzere kalmakla mükelleftir. Namaz bunun içindir, oruç bunun içindir, ilim bunun içindir, cihat bunun içindir ila ahir…
Kesret aleminin ortasına bırakılmış insan için tevhid üzere olmak ve kalmak fevkalade zordur. Tüm ilim ve amelin merkezi mevzusu ve nihai maksadı tevhiddir. Ve tevhid, kesintisiz bir haldir, böyle olmalıdır. Mevzuun ne kadar çetin ve kuşatıcı olduğu dikkate alındığında hususi bir ilim sahası olduğu anlaşılır.
Her şeyin nihai maksadı tevhid olduğu için, her şey tevhide ayarlı şekilde idrak edilir, izah edilir, tatbik edilir. Bu sebeple tevhid ilimleri mecrası, her şeyi muhitten değil, merkezinden, kalbinden kuşatmıştır. Mevzuun zorluklarından birisi de burasıdır, Kur’an ilimleri mecrası her şeyi her cihetiyle kuşatmış, akıl ise muhitten kuşattığını anlama istidadına sahip kılınmıştır. Kur’an ilimleri mecrasının her şeyi her cihetten kuşatmış olması, hem merkezinde tüm meseleleri tarassut altında tutmayı hem de muhitten çerçevelemiş olmasını gerektirir, vakıa da böyledir. İşte Kur’an ilimleri mecrasının her şeyi kalbinden (merkezinden) tarassut altına aldığı ilim mecrasının adı, tevhid ilimleri mecrasıdır.
*
Tevhid ilimleri mecrası, İslam ilim telakkisinin akıl üstü sahayı (yani maverayı) tercih ettiği için, murakabe vasıtası olarak kullanılan mikyasların da akıl üstü olmasını ilzam eder. Bu nokta, tevhid ilimleri mecrasının Kur’an ilimleri mecrası (ve tabii ki Şeriat) ile sımsıkı kuşatılmış olmasını idrak ve izahta zorluklar oluşturur. Tarih boyunca yer yer ortaya çıkan medrese-tekke ihtilafının sebebi de bu noktadaki zorluktan kaynaklanır.
Batı bilim telakkisi tarafından işgal edilmiş zihinlerde ortaya çıkan pozitif akıl bu meseleyi tabii ki anlamaz. Pozitif akılla sevk ve idare edilen zihni evrenler bir çeşit İslam rasyonalizmi üretmiştir ki, İslam’ın özü (hakikati) olan tevhidi ve tevhidin aranacağı akıl ötesi maverayı anlama istidadını kaybetmiştir. Bu tür akıl ve zihin sahibi kişiler tabii ki muhatabımız ve meselemiz değildir.
Meselenin deruni cihetinde akıl üstü idrak melekelerinin ve akıl üstü mikyasların olması lüzumu açıktır. Ne var ki deruni-ledünni cihet, Şeriat-ı Ahmediye’nin genişliğine doğru oluşturduğu çerçeveyi aşmaz, taşmaz, ihlal etmez. Bu sebeple dile gelen kelam, fiile gelen hamle Şeriat ile mutabıktır, olmalıdır. Bu manada tasavvuf (tevhid ilimleri mecrası), Şeriat arsasının sınırlarını muhafaza ederek, yukarıya doğru (tevhid istikametinde) irtifa kesbetmenin usul ve yoludur.
*
İslam, şekilden yani en dış cepheden başlamak üzere iç içe sayısız nizam tesis etmiştir. Tecrit, tenzih ve tevhid güzergahında yol aldıkça, hakikatin tecellilerine yüksek irtifalarda muhatap ve şahit olunur. Derinleştikçe mana içinde mana ile karşılaşılır ki, Şeriat’ın kaidelerinde mahfuz manalara ulaşılır. Ve tabii olarak Şeriat’ın kaidevi nizamının muhtevasında olan fakat yüksek irtifalarda bulunan mana nizamının seyrine ve mükaşefesine vasıl olunur. Tabii ki her şey nizam üzeredir, hakikatin en dış yüzü olan maddede bile kaos yoktur, kaldı ki manalar aleminde olsun. Bu sebeple irtifa güzergahındaki her mertebede, hakikat başka bir nizam üzere tecelli halindedir.
Akılla idraki mümkün olmayan, bu sebeple akli mikyasların kullanılmasının da abes olduğu maverada, “mana nizamı” mevcuttur. Sırrı ehl-i keşfe malum olan irtifa güzergahı, hakikate suretsiz vasıl olmanın yolu dense yeridir.
*
Tevhid ilimleri mecrası, hakikati en yüksek seviyede müşahede etme imkan, imtiyaz ve istidadına sahip şahsiyetlerin yolu olduğu için, bu şahsiyetler (veliler) kesret alemindeki hangi halin tevhide daha mutabık ve muvafık olduğunu anlamakla mücehhezdir. Bu sebepledir ki bilginin kelime tertibini değil, hakikatin mana nizamını keşfeden idrak sahipleri bu mecradaki meşayıh-ı kiramdır.
“Mana nizamı”nı müdrik olmayan şahsiyetlerin bilgiyi terkip etmesi mümkün değildir. Bilgi, kelimelerin birbirine eklenmesiyle terkip edilebilseydi, lügat kafi idi. Dünyadaki sınırsız (sonsuz değil) sayıdaki bilgi vahidini terkip etmek, ancak ve sadece mana nizamının kaşiflerinin işidir.
AHMET KAMİL TUNCER

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir