TÜRK BAYRAĞI ŞAM’DA

TÜRK BAYRAĞI ŞAM’DA
Suriye Ihvan-ı Müslimin liderlerinden biri İstanbul’da basın toplantısı yaptı. Batının Suriye’ye müdahale etmemesini, Türkiye’nin ise müdahale etmesini istedi. Açıkça Türkiye’ye çağrıda bulundu, Suriye’ye müdahale etmesi için…
Bunun ne önemi var diyenler çıkabilir. Çok önemi var. Zamanın akış istikametine paralel açılan her mecranın akış debisi yüksek olur ve umumiyetle menzile varır. Suriyeli muhalifler tarafından ilk defa Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi talebi geldi. Demek ki Suriye’de artık halk bu müdahaleyi düşünüyor, talep ediyor ve meşru görüyor. Bu zamana kadar Türkiye kamuoyu her ne kadar Suriye’ye müdahaleyi tartışmış olsa da bu, beyin jimnastiği türündendi. Suriye halkından ve muhalif hareketlerden böyle bir talebin gelmesi, bu istikamette bir mecranın açılması demektir.
Siyasi olayların meydana gelme dinamiğinde ilginç bir özellik var. Gerçekten zamanın akış yönüne paralel olarak açılan mecralar çok güçlü oluyor ve halkta çabuk makes buluyor. İttihat ve Terakki cemiyetini kuran birkaç serseridir ve aslında daha sonraki yıllarda sahip oldukları iktidar ve gücü elde etme maharetine sahip insanlar değiller. Fakat o dönemde zaman batıya doğru aktığı için üç beş serserinin kurduğu cemiyet, imparatorlukta iktidar olabildi. Hiçbir zaman hak etmedikleri ve normal zamanlarda da asla sahip olamayacakları iktidar ve gücü elde etmelerinin tek sebebi, zamanın akış yönüne doğru ilerlemeleriydi. Başka hiçbir izahı yok. Aynı durum, Mussolini’nin “Roma’ya Yürüyüş”ünde de var. Aynı “hareket ordusunda” olduğu gibi… Tam bir serseri topluluğu olan “Roma’ya yürüyüş” kalabalığı, aslında küçük bir askeri birlik tarafından dağıtılabilirdi. “Hareket Ordusu” da bostancıların (saray muhafızlarının) müdahalesiyle dağıtılabilirdi. Fakat bu hareketlerin hepsi de zamanı arkasına alan bir hamleydi. Hiçbir özelliği, kıymeti ve gücü olmayan serseri toplulukları, zaman tarafından desteklendikleri için netice almışlardır.
Bu hadiseler bakınca, zamanın akış yönüne doğru akan siyasi hareketlerin önünde kimsenin (ve hiçbir gücün) duramayacağı anlaşılıyor. Suriye muhalefeti ve halkı, yukarıda misallerini verdiğimiz serseri güruha göre çok güçlü inanç ve direniş sergiliyor. Suriye diktatörünün akıbeti tabii ki Kaddafi’den farklı olmayacak. Mesele Suriye devriminin hangi yoldan olacağı ve ne kadar süreceğiyle ilgilidir.
Muhalefetin Türkiye’ye müdahale çağrısına başlaması, kimsenin önüne geçemeyeceği bir mecra açacak ve tüm Suriye muhalefeti ve halkı kısa sürede bu mecraya dökülmeye başlayacaktır. Bundan sonra sürekli genişlediğine şahit olacağımız bir mecra açılmıştır.
Suriye’ye dış müdahalenin olacağı, bunun kaçınılmaz olduğu, sadece zaman meselesi haline geldiği malum. Suriye muhalefetinin basın açıklamasında isabetle ifade ettiği gibi, batının müdahalesi, ülkenin altyapısını çökertiyor ve ağır kayıplara sebep oluyor. Çünkü batı, bir taraftan ülkenin altyapısını ve üstyapısını yıkarak yeni iş ve yatırım alanları açıyor, diğer taraftan ne kadar insan kaybı olduğunu hiç umursamıyor. Asırlardan beri insan kaybını hiç umursamadıklarını biliyoruz. İslam coğrafyasında yaşayan Müslümanları insan sınıfından saymadıkları için milyonlarla insanın ölmesini bile dert etmiyorlar. Dolayısıyla İslam coğrafyasına müdahale edecek silahlı kuvvetlerin mutlaka Müslüman askerler olması şarttır.
Suriye muhalefeti doğru bir strateji uyguluyor ve batıya müdahale çağrısı yapmıyor. Ama Türkiye’nin müdahale etmesini de hassaten istiyor. Bu yeni bir durum… Diğer ülkelerde (Mısır, Tunus, Libya) muhalifler yardım istediler ama askeri müdahaleden bahseden olmamıştı. Suriye ilk defa askeri müdahale talep ediyor. Bu, yeni bir mecra… Türkiye bu meselede imtihanı yüksek bir notla geçerse, coğrafya üzerindeki nüfuz ve iktidarı, hayal bile edilemeyecek derecede artar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir