“TÜRKİYE BİR VİCDAN GÜCÜ OLDU”

“TÜRKİYE BİR VİCDAN GÜCÜ OLDU”
Hakan Albayrak, Star gazetesinin 16.11.2012 tarihli nüshasında Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Afrika gezisine eşlik etmiş ve oradan haber geçmiş. “Türkiye Afrika’da Bayrak Gösteriyor” başlığı ile verilen haberde önemli hadiseler ve tespitler var.
Albayrak, Ahmet Davutoğlu’nun bir değerlendirmesini naklediyor. Davutoğlu’nun değerlendirmelerinde orijinal çok şey var ama en fazla dikkat çeken (bizim için böyle) ifadesi, yazımızın başlığındaki cümle oldu; “Türkiye bir vicdan gücü oldu”.
Bu ifadenin hususiyeti çok boyutlu olması ve her boyutunun da kıymet taşımasıdır. Öncelikle son birkaç asırdır dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu, ihtiyaç derecesinin aksine kıt bulunan kıymet, “vicdan”dır. Vicdan ihtiyacı ve vicdan kıtlığı her alanda sözkonusudur, iktisadi hayatta böyledir, siyasi alanda böyledir, diplomatik alanda böyledir, askeri alanda böyledir. Öyle ki askeri alan en fazla vicdana ihtiyaç duyduğumuz yerdir ama en az orada rastlamaktayız.
“Vicdan Gücü” ne demek? Farklı alanlarda ne anlama geliyor? Tatbikatı nasıl gerçekleşiyor? Bu soruların cevabı, hem insanlığın içinde bulunduğu ruhi ve akli buhranın çaresini işaretler hem de hayatın her alanında nasıl davranılacağına dair ciddi ipuçları, kurallar, çerçeveler oluşturur.
Vicdan gücü, insanların tabiat haritalarındaki “iyilik bölgesine” hitap eden, zaten o bölgeden üretilen, insanların inanç ve kanaatlerine tesir edeceği için en derin nüfuzu gerçekleştiren bir kuvvet muhtevası ve şekillenmesidir. Dünya yakın zamana kadar “çıplak gücün” esareti altında yaşadı, batı medeniyeti(!) nam vahşet mimarisi insanlığı çıplak güç ile hizaya getirmeyi temel politika yapmıştı. İnsanlık uzun süredir vicdan hareketine, vicdan gücüne, vicdanlı şahsiyet terkibine susadı. Dünyadaki mevcut hiçbir gücün “vicdanı” esas almaması, hatta umursamaması insanlığın vicdan ihtiyacını hat safhaya çıkardı. Yirminci asır, vicdansızlık çağıdır, vicdan, yirminci asrın teorik tarif unsurları arasında olmamıştır. Bu sebeple yirminci asır hala devam ediyor.
Asırları yüzyıllık zaman dilimi olarak tarif etmiyor, bariz hususiyetleri üzerinden çerçeveliyorsak eğer, yirminci asır vicdansızlık çağıdır. Başka bir ifadeyle (aslında Bediüzzaman’ın ifadesiyle) yirminci asır “nefs çağıdır”. Bir devir, sadece nefs ile tarif edilebilir hale gelmişse, ilk kaybettiği kıymet vicdandır. Bu sebeple yirminci asır vicdansızlık çağı olarak tarif etmek mümkündür.
Takvimlerde girmiş olduğumuz yirmi birinci asır, muhteva cihetiyle başlamış değildir. Nefs çağı bitmeli ve vicdan çağı başlamalıdır ki, yirminci asır bitsin, yirmi birinci asır başlasın. Yirminci asırdaki en büyük ihtiyacın vicdan ve adalet olması, yirminci asrı vicdansızlığın ve adaletsizliğin bitireceğini gösterir. Öyleyse yirmi birinci asrı kuracak olan muhteva da vicdan ve adalettir.
İçinde bulunduğumuz çağdan teorik şikayetlerimiz varsa, o çağa karşı isyanımızı, o çağın özelliklerini kuşanarak gerçekleştiremeyiz. Yirminci asırdaki vicdansızlığın insanlığa maliyeti malum, yüz milyona varan katliamlar, tirilyon dolarlara varan sömürgeci ve kapitalist soygunlar, yıkılmış şehir ve ülkeler… Yirminci asra başkaldırmak, yirminci asrın araçlarını kullanarak yapılamaz, bu tuzağa düşülürse katliam yarışı, soygun yarışı, yıkım yarışı meydana gelir.
Türkiye için Amerikalıların soft power dedikleri yumuşak güç tarifinin yer yer kullanıldığına şahit oluyoruz. Bu ifade, bu isimlendirme doğru değil… Mesele “gücün” soft veya hard olup olmaması değil, mesele, gücün vicdanlı ve adil olup olmaması… Bu sebeple “vicdan gücü” isimlendirmesi doğrudur.
Vicdan gücü isimlendirmesi doğrudur çünkü bu terkipteki vurgu “güce” değil, vicdanadır. Amerikalıların isimlendirmelerindeki (soft power, hard power) vurgu ise sadece güce yapılmaktadır. Vicdan gücü isimlendirmesi, güçten bahsetmiyor, vicdandan bahsediyor, vicdanın tesirinden bahsediyor.
Batı dünyası, son birkaç asırdır dünya hakimiyetini elinde tutuyor. Batı kültür havzasındaki tasnif ve isimlendirmeler nasıl yapılır, nasıl yapılmalıdır bir tarafa, bizim bulunduğumuz teorik mevziden bakıldığında yapılacak tasnifler ve isimlendirmeler farklıdır. Batı hakimiyetinde geçen son birkaç asırlık dönem, “güç çağıdır”. Batı bu tarif ve isimlendirmeye kendi içinden itiraz etse de, dünyanın geri kalanından ve özellikle de İslam coğrafyasından tam olarak böyle görünüyor. Nihayetinde kendi tasnif, tarif ve tesmiye faaliyetlerimizi yapacağımıza göre, bizim bulunduğumuz noktadan nasıl göründüğünü bilmemiz, anlamamız gerekiyor.
Batının güce tapındığı son birkaç asırlık hakimiyet döneminin dünyaya ve insanlığa verdiği sayısız zarar var ama en önemlilerinden birisi insanlığın vicdanını imha etmesidir. Batı, kendi içinde bir vicdan üretmiş olsa bile, tarifini bile bilemediğimiz, anlayamadığımız o vicdan, kendi sınırlarını aşmamış, taşmamış, dünyaya ulaşmamıştır. Bizim görmediğimiz, göremediğimiz, batının da bize göstermek için hiçbir çabaya girmediği o vicdan, yok hükmündedir.
*
Dünyanın bir vicdan gücüne ve hareketine ihtiyacı var. Yirmi birinci asır hala başlamadı, yirminci asrın güç kaosu devam ediyor fakat vicdan ihtiyacı da şiddetle artıyor. Şimdi yirminci asır ile yirmi birinci asır, eski çağ ile yeni çağ arasındaki berzahtayız, geçiş dönemindeyiz. Yeni çağın doğum sancıları başladı lakin doğum vakti gelmemiş olmalı ki, hala Türkiye’nin vicdan hareketi hakettiği tesiri üretemiyor.
Vicdan hareketinin yakın gelecekte hızla görünür olacağı, vicdan ihtiyacının artık akılları patlatacağı zaman geldi. Türkiye hem iç politikada hem de dış politikada ne yaparsa yapsın, asla taviz vermemesi gereken nokta vicdan gücü olmaktan vazgeçmemeli, vicdan hareketini muhafaza etmelidir. Reel politik ismi verilen aslında ise güce tapınmanın konjonktürel gerçekliklerinden ibaret olan batı tarzı siyaset, dünyayı bugünkü noktaya getirdi, bu sebeple aynı anlayışla dünyanın bugünkü problemlerini çözmek mümkün olmaz.
Yeni çağa sahip ve hakim olmanın yolu, o çağı inşa etmektir. Tarih boyunca büyük değişimlerin hepsi, önceki çağın zafiyeti üzerinden gerçekleşmiştir. Önceki çağın en zayıf özelliği bir sonraki çağın tayin edicisi olmuştur. Değişimin temel dinamiği budur. Sonuna geldiğimiz çağın en zayıf halkası vicdan ve adalettir. Bunlar, aynı zamanda insanın ruhi labirentlerindeki en önemli kıymetleri, hayatında üzerine bina edildiği temeldir. Bunlara her çağda ihtiyaç duyulur, yirminci asırda ise o kadar azaldı ve o kadar büyük bir ihtiyaç haline geldi ki, yirmi birinci asırda bunların tayin edici gücü insanların muhayyilesini patlatacak çaptadır.
Yeniçağı inşa etmek için gereken güce sahip olmadığımız açık. Öyleyse yeniçağın, hayatın tabii seyrinde akacağı mecrayı, üzerine kurulacağı temeli bilmeli, yavaş yavaş da olsa o temeli sahiplenmeli, o çerçeveden dışarı çıkmamalıyız. Eşiğinde bulunduğumuz çağın üzerine bina edileceği temel, dünya görüşümüzün (İslam’ın) muhtevasına aykırı olmadığı için, sahiplenmekten imtina etmemeli, daha ileri giderek onu temsil makamında bulunmalıyız.
Vicdan ve adalet o kadar büyük bir güçtür ki, milyonluk ordularla üzerine gitmek bile yok etmeye kafi değil. Her insanın en temel duygusu “adalet duygusu”, en temel zihni evren unsuru da “vicdan mekanizması”dır. Ferdi manada vicdansızlar ve zalimler yetiştirebilirsiniz ama hiçbir halkı toptan vicdansız ve zalim hale getiremezsiniz. Eğer bunu yapabilecek eğitim metotlarını geliştirmiş olanız bile ancak geçici, devri, konjonktürel neticeler elde edebilirsiniz. Bir müddet sonra milyonluk kütleler halinde insanların sokağa dökülmesine mani olamazsınız. Vicdan ve adalete aykırı tatbikatlara karşı insanların isyan etmediğine bakıp da ümitlenmek yanlıştır. Vicdan ve adalete aykırı tatbikatlara karşı isyan edilmeyen her gün, insanların zihni ve kalbi evrenlerinde devasa birikimler meydana getiriyor. Patladığında da sadece bir ülkeyi değil bir bölgeyi yakıyor.
Türkiye vicdan hareketini başlattığını, dışişleri bakanının ağzından deklare etmiş durumda. Bu gün için reel politik yaklaşımı üzerinden vicdan hareketini tenkit edenlere aldırmadan aynı istikamet üzere devam etmek şart. Yeniçağın özü vicdan ve adalet olduğu için, şimdi duyulmayan ses yakın gelecekte gök gürlemesi, şimşek çakması, “sur”un üfürülmesi gibi tüm dünyaya yayılacak, tüm insanlık tarafından duyulacak ve yeni çağ bu nefesle başlayacaktır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir