TÜRKİYE İRAN DENKLEMİ

TÜRKİYE İRAN DENKLEMİ
İslam coğrafyasının Arap havzası ayaklandı. Uzun sürdüğü söylenen Libya bile aslında kısa sürede düştü. Bir siyasi rejimin altı ayda tasfiye edilmesi bundan önceki dönemler için ışık hızı gibidir. Uzun sürdüğü ise doğru, çünkü yeni çağda artık zamanın akışı fevkalade yüksek bir hıza sahip.
Esas soru, Arap havzasındaki isyan ateşi, kendi coğrafyasıyla sınırlı mıdır? Meseleye Arap Baharı diye bakıldığında, bu sorunun cevabı da verilmiş oluyor, evet… Oysa bu cevap yanlış… Arap isyanları, yeni çağın ilk işaretleri, yeni çağın öncü sarsıntıları, yeni çağın belki de motor gücü. Bu dalga, İslam coğrafyasının tamamını saracağı gibi tüm dünyayı da kavuracak. Her kültür ikliminin başka sebeplerle bu dalgaya yakalanacak olması, neticeyi değiştirmiyor. Mesela batının çöküş sürecine girmesinden kaynaklanan sebepler toplamı bu dalgayı davet edecek. Lakin dünya bu dalgadan nasibini alacak. Zengini fakiri, gelişmişi geri kalmışı, her bölge kendi dinamikleri ve kendi gerekçeleriyle savrulacak, kavrulacak, sallanacak…
*
Batı, felsefi tıkanıklığı fark etmediği için pratikte çökmeye başladı. Pratikteki çöküşünün neticesi olarak nazari kaynaklarını sorgulamaya başlayacak. Medeniyet, kültür, felsefe krizine yakalanacak ve çok uzun bir süre kendine gelemeyecek. İslam coğrafyası, birkaç asır önce başlayan fikir, hikmet ve irfan krizi ile bu günkü noktaya gelmişti. Dünyanın içinde bulunduğu büyük değişme, İslam coğrafyasında teorik kaynaklarını oluşturmadığı gelişmelere sebep oldu. Bu gelişmeler neticesinde kendine gelecek ve fikir, hikmet ve irfan mayalanmaları ve hamleleri başlayacak. Pratikte sahip olduğu imkanları kullanabilmek için gerekli olan kalbi ve zihni donanıma hala sahip değil çünkü.
Dünyanın ve İslam coğrafyasının içinde bulunduğu bu manzara, Ortadoğu havzasında sacayağı oluşturan üç devlet merkezindeki gelişmeleri bekliyor. Türkiye, İran ve Mısır… Mısır’ın kendine gelmesi biraz zaman alacağı için bu günün acil gündem maddesi, Türkiye ile İran…
*
Yeniden inşa döneminin başladığı Ortadoğu havzası, Türkiye-İran denklemini bekliyor. Bu denklemin nasıl kurulacağı sorusuna verilecek cevap, önümüzdeki on yılların nasıl şekilleneceğini gösterecek.
Türkiye-İran denkleminde kaç ihtimal var? Bu ihtimaller öncelikle ittifak ve rekabet olmak üzere iki ana başlıkta toplanabilir. Bu ana başlıklar da kendi içinde farklı ihtimalleri ihtiva eder. Sırasıyla tetkik edelim.
Birinci ihtimal, kalbi-fikri ittifak denklemi, ikinci ihtimal, siyasi-iktisadi ittifak denklemi, üçüncü ihtimal, fikri-siyasi rekabet denklemi ve dördüncü ihtimal, askeri rekabet denklemi…
Bu denklemlerin her birinin uzun tetkikleri gerekiyor. Bu yazıda özet bir değerlendirme yapmak istiyoruz. İlk iki denklemin ikisi birden veya sadece birisi gerçekleşirse, İslam coğrafyası çok çabuk şekilde kendine gelir. Türkiye dış politikada ciddi açılımlara sahip olacağı için içerideki İslamlaşma süreci de hızlanır. Ümmetin bağımsızlaşma imkanı ve gücü büyür ve kısa zamanda netice alınır.
Üçüncü ihtimal gerçekleşirse, iki ülke enerjilerini karşılıklı olarak tüketirler. Ciddi ihtilaflar meydana gelir ve çözümü imkansız husumetler zuhur eder. Dördüncü ihtimal ise felaket senaryosudur. Her iki ülke de ne pahasına olursa olsun bu ihtimalin zuhuruna fırsat vermemelidir. Beraber olma yollarını bulamıyor, imkanlarını oluşturamıyorlarsa, en azından karşı karşıya gelme ihtimalini, zuhurundan önce boğup atmalıdırlar.
*
Tüm İslam coğrafyası ve hususen Türkiye ile İran şu noktayı asla unutmamalı. Dünya hızlı şekilde tek kutupluluktan uzaklaşıyor. Tek kutupluluktan uzaklaşma ve çok kutuplu dünya düzeninin kurulması süreci, İslam coğrafyasının bağımsızlığını kazanacağı bir süreçtir. Bu imkan, son birkaç asırdır ilk defa elimize geçti. İşin aciliyet kesbeden tarafı ise bu sürecin uzun sürmeyeceği…
Çok kutupluluk süreci yerleşik hale gelene kadar İslam coğrafyasının bağımsızlığını kazanması ve kutuplardan birini temsil edecek seviyeye gelmesi gerekir. Eğer çok kutupluluk süreci yerleşik hale geldiğinde, İslam coğrafyası hala kendine gelememiş olursa, dünyadaki kutuplardan her biri, İslam coğrafyasının bir bölgesini zapt altına alacaktır. Böyle bir ihtimal, birkaç asırda bir gelen bağımsızlık imkanını heba etmektir ki, buna sebep olanlar, hesabını asla veremezler.
İslam coğrafyası kendine gelirse, dünya çok kutupluluktan tek kutupluluğa tekrar geçemez. Bu durum, ümmetin istiklalinin kalıcı hale geleceğini gösterir. İçinde bulunduğumuz sürecin ümmet için nihai hedefi de zaten budur.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir