TÜRKİYE KENDİSİYLE HESAPLAŞIYOR-E-KİTAP-Haki DEMİR-

 

Türkiye kendisiyle hesaplaşıyor. Müthiş bir zihni hareketlilik var. Ciddi manada zihni mecralar, tefekkür mecraları açamasa da, ciddi fikir eserlerinin içinde toplayacağı tefekkür havzaları oluşturamasa da, cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş bir deverana sahip. Hangi yöne gideceği hususunda tereddütleri olsa da, kendisi yeni bir istikameti açacak kadar olgunlaşamasa da, ezberlerin mühim bir kısmını unutan veya unutmaya gayret eden ve yeniden düşünme temrinleri yapmaya çalışan bir manzara çiziyor.

Ezberler… İşin sırrı burada… Ezberlere sahip olan bir cemiyet, tefekkür istidadını kaybediyor. Tefekkür ise her işin başı, o yoksa hiçbir şey yok. Tefekkür yoksa, gevezelikten başka bir şey kalmıyor. İşin dikkat çekici tarafı ise gevezeliklerden ağır siyasi hesaplaşmaların zuhur etmesi… Darbeler, darbe teşebbüsleri, darbe planları, milyonlarca insanı toplama kamplarına istif etme düşünceleri, düşünememekten, yani gevezelikten kaynaklanıyor.

Ezberlerin çatışmasından başka bir şey yok, fikri mücadele hiç yok. Fikri mücadele olmayınca, olamayınca, geriye kalan fikirsiz siyasi mücadeledir. Fikirsiz siyasi mücadele ise saf güç mücadelesidir. Sadece güç mücadelesi olarak ortaya çıkan siyasi arena, ağır hesaplaşmalara yol açıyor. İkna edecek fikri olmayanlar, imha edecek güç arayışına giriyor. Hal böyle olunca, milyonluk katliamların zihni evrende, tefekkür olmadığı için de duygu havzalarında temrinleri yapılıyor.

İkna edemediğini imha etme alışkanlığı cumhuriyetin ilk yıllarından beri var. Cumhuriyetin ilk yıllarından tevarüs eden bu alışkanlık, ikna etmeyi bile düşünmeyen, “kanun” ve silah zoruyla halkı değiştirmeye çalışan bir ruh haline işaret ediyor. Aynı mecranın sahipleri, kamuoyunda bu düşünceleri seslendiremeyince, askeri mahfillerde hissi (duygusal) temrinler yapmaktan imtina etmiyor. Fakat ülke onlardan ibaret değil, başka havzalarda insanlar düşünme çabasına girdiler.

Ülkede yoğun bir düşünme çabası gözleniyor. Özellikle de AB fikrinin ve umudunun çöktüğü günümüzde, düşünmekten başka bir yol olmadığı açık. AB’de her şeyin hazır olduğu vehmi, hala bazıları tarafından dillendirilse de, yeni bir fikir ve kültür havzası oluşturma ihtiyacı daha geniş kitleler tarafından hissediliyor. Cumhuriyetin inkıtaa uğrattığı irfan geleneğimiz yeniden canlanmaya başlıyor. Canlanma alametlerinin aşırı iyimserliği besleyecek çapta olmadığı malum ama başlamış olması da ümitsizliğe mani.

Ülkedeki düşünme çabası bu gün itibariyle “zihni çalkalanma”dan ibaret. Fakat unutmamak gerekir ki, zihin çalkalanmayınca ezberler bozulamıyor, yeni bir düşünce doğamıyor. Ne kadar çalkalanacağını kestirmek zor ama gelecekte tefekkür mecralarının oluşacağını öngörmek kabil… Umut için bu kafi değil mi?

İşimiz umutlara kalmış değil elbette. Müslümanların on dört asırlık bir irfan geleneği var. Tüm dünyanın tefekkür krizine girdiği bu gün, en şanslı olanlar Müslümanlardır. Dolayısıyla, manevi mesuliyete paralel olarak, ellerindeki imkanlardan sebebiyle de Müslümanların tüm dünyaya karşı bir mesuliyet taşıdıkları açık. İslam irfan müktesebatı, sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın problemlerine çözüm üretmemizi mümkün kılacak bir muhteva yekununa sahip. Bir taraftan muhtevayı anlamak diğer taraftan mezkur mesuliyeti üstlenmek gibi bir ihtiyaç içindeyiz. Bu ihtiyacı hissetmeyen Müslüman fikir ve ilim adamları, çok çetin bir hesapla karşılaşacaklardır.

*

Türkiye’nin kendisiyle hesaplaşması, birinci adım. Kendisiyle hesaplaşamayan Türkiye, batıyla ve dünyayla hesaplaşamaz. Aslında nazari çerçevede olmak üzere, kendisiyle hesaplaşabilen Türkiye, aynı zamanda batı ve dünya ile hesaplaşmış olacaktır. Batıya ve dünyaya rağmen, batı kültürünün dışında bir tefekkür havzası açmak, o havzada çerçevelediği muhteva yekunuyla hayatı inşa etmek, zaten dünya çapında bir hadise olacaktır.

Türkiye kendisiyle hesaplaşıyor. Özellikle son on yıldır bazıları tarafından rafa kaldırılan, bazıları tarafından çöpe atılan, bazıları tarafından da tuvalet kağıdına çevrilen “ezberler”, arsayı, saray inşasına hazırlamak için gecekonduyu yıkıp hafriyat kaldırmaktan ibaret. Dinozorlardan müteşekkil hafriyat hala yerinde durmaya çalışsa da, artık “zamanın istikameti” belli olmuştur.

Türkiye kendisiyle hesaplaşıyor. Yapması gereken ilk iş istikamet tayinidir. İstikamet tayin edilemezse mesafe alınamaz. Zira bir ileri bir geri veya bir doğuya bir batıya adım atmak, mesafe almaya manidir. Çalkalanma dediğimiz de zaten tam olarak bu. İstikametsiz hareket, çalkalanmaktan başka bir mana ifade etmez. Mesafe almanın ilk ve zaruri şartı, istikamet tayinidir.

– KİTABI OKUMAK İÇİN İNDİR

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir