TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

TÜRKİYE’DE MÜCADELENİN NİRENGİ NOKTASI DEĞİŞTİ

Fethullah Gülen, Akparti’ye ve onunla birlikte Müslümanlara savaş açtığı 17 Aralık tarihinden beri bazı şeyler açıkça ortaya çıkmaya başladı. 17 Aralık operasyonundan sonra yaptığı ve herkul.org sitesinde yayınlanan konuşmalarında, yolsuzluk, rüşvet gibi konularla ilgili dini ıstılahları kullanıyordu. Meseleye İslami açıdan baktığı kanaati oluşturmak çabasındaydı, doğrusu o pozisyonu daha sağlamdı. Gülen cemaatin taarruzu durdurulup da, karşı taarruzlar başladıktan sonra hem Gülen hem de cemaati ve basın yayın kuruluşları, gözle görülür şekilde meseleyi, “demokrasi”, “hukuk”, “insan hakları” merkezine taşımaya başladı.

Fethullah Gülen, BBC’ye verdiği röportajında (ki bugün itibariyle son konuşmasıdır), dini kaynaklara atıf yapmayan bir siyasetçi edasıyla meseleyi tamamen demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi meşhur argümanlarla izah etmeye çalışıyor. BBC röportajı, Gülen ve cemaatinin stratejisindeki kırılmayı açıkça ortaya koydu, artık karşımızda bir siyasetçi var.

Fakat geçen zaman içinde bir şey net şekilde görülmeye başlandı. Gülen ile Müslümanlar arasındaki kavga, tamamen İslami merkezde cereyan ediyor. Fethullah Gülen ve cemaati, dershane tartışmasında ve daha sonraları, Müslüman gurupların blok cephesiyle karşılaştı. Ülkedeki İslami kesim, Fethullah Gülen ve cemaati ile mücadelesini, çağın meşhur ve makbul kavramları olan demokrasi türünden batılı terminoloji üzerinden yürütmedi. Doğrudan doğruya İslam’ı merkeze alan bir bakış ile meseleyi değerlendirdi ve Fethullah Gülen ve cemaatinin İslami bir tavır ve istikamet üzere olmadığını ifade etti.

Fethullah Gülen, kendi dini kişiliğine dayanarak başlangıçta İslami ıstılahları kullanarak yürütmek istediği mücadeleyi, cemaati dışındaki tüm Müslümanların karşısında saf tutmasından dolayı mı değiştirdi? Yoksa ülke içinde bulamadığı İslami desteği, ülke dışında kafirlerden bulmak için demokrasi gibi batılı ve çağdaş terminolojiyi kullanmayı mı seçti? Bu ve benzeri ihtimaller arasında tercih yapmak gerekmez, muhtemeldir ki bunların tamamı birlikte ve belli bir oranda geçerlidir.

Fakat tüm bunların gösterdiği başka bir gerçek var. Artık Türkiye’de Akparti’ye karşı mücadele etmenin yolu, İslami esaslardır. Akparti’ye karşı mücadele edecek Fethullah Gülen ve cemaatinden başka bir güç merkezinin kalmamış olması ve nihayet onun cepheye sürülmesi, İslami esasların dışında bir mücadele kaynağının kalmadığına işarettir. Cumhuriyet boyunca demoklesin kılıcı gibi kafamızın üstünde asılı duran kemalizm artık mücadelenin kaynağı ve aracı olmaktan çıktı. İşte Müslümanlar için esas zafer budur.

Dünyada Türkiye’ye karşı, Türkiye’de de Müslümanlara karşı başlatılan savaşın, bir Müslüman gurup tarafından yürütülmesi, batının ve içerideki güç merkezlerinin başka bir çare bulamaması, artık hiçbir felsefi ve siyasi düşüncenin Akparti karşısında işe yaramayacağını göstermesi bakımından memnuniyet vericidir. Batının son çare olarak Müslümanlar arası savaş (iç savaş) yolunu tercih etmesi, bir taraftan batının siyasi aklını ve o aklın maharetini göstermekte fakat başka bir taraftan da artık çaresiz kaldığını ispat etmektedir. Böyle bir netice (savaş) Müslümanlar için tabii ki arzu edilmez ama bu savaşın başlatılmasındaki sebepler dikkatle tetkik edildiğinde batının çöküşünün hızlandığını, bir zamanlar devşirdiği Müslümanları da Müslümanlara karşı cepheye sürmek zorunda kaldığını gösteriyor. Yani son güçlerini, yani yedekteki güçlerini, yani uyuyan hücrelerini harekete geçirmiş olduklarını görüyoruz. Öyleyse nihai zafere çok az kalmış demektir.

*
Müslümanların Müslümanlarla savaşması şeklinde planlanan son batı projesi tabii ki çok önemli bir konudur. Fakat bu projenin iki özelliği var, birincisi ve esas tehlikeli olanı, Müslümanların kendi aralarındaki tabii ihtilafları tahrik ederek savaşa dönüştürmeleridir. Bu ihtimalin tehlikesi, ihtilafın bizim bünyemizde olmasından kaynaklanmaktadır. Batı tahrik etmese de bir şekilde bu ihtilafların zarar verici boyutlara sıçraması mümkün, her ne kadar tahrik olmadığında savaşa dönüşme ihtimali daha az olsa da… İnsanlar (ve tabii ki Müslümanlar) kendi itikatlarından, fikirlerinden, bakışlarından kaynaklanan farklılıklar ve ihtilaflar için mücadele etmeye meyyaldir. Bu sebeple kendi içimizdeki ihtilafların çatışma gücü daha yüksektir. Bu hususta dikkatli olmakta azami fayda var.

Müslümanlar arası savaşın ikinci türü (ve kaynağı) batının içimizdeki beslemeleri tarafından yürütülen savaştır. Batı, İslam dünyasında sürekli kendine bağlı siyasi ve fikri akımlar oluşturmuş, kendi işine yarayacakları beslemiş, bunları normal zamanlarda propaganda için kullanmış, fevkalade durumlarda ise cepheye sürmüştür. Türkiye’deki son kavga, batı tarafından hazırda bekletilen Fethullah Gülen cemaatinin cepheye sürülmesidir. İşte bu ihtimal, batının hem çöküşünün alameti hem de bu ülkede başka bir güç merkezinin kalmadığının alametidir. Bu ihtimalin gerçekleşmiş olması, diğer ihtimale göre bir nimettir. Zira hainler deşifre olmakta, cephe arınmakta, saflar temizlenmektedir.

Türkiye’de birinci ihtimalin gerçekleşme şansı kalmadı. Müslümanlar fikri anlamda birçok guruba ayrılmış olsa da siyasi alanda Akparti’de cem olmuş durumdadır. Böyle bir ittifak, cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiştir. Bir asırlık parantezden sonra kurulan bu siyasi ittifak mutlaka muhafaza edilmeli, Fethullah Gülen gibi bu ittifakın dışına çıkanlara karşı ise şiddetle mücadele edilmelidir.

Mısır ve Suriye gibi misallerde Müslümanlar arası savaşın tabii ihtilaflara dayanan kavgalar olduğu görülüyor. Mesela Müslümanlarla Şiiler arasındaki ihtilaf çok derindir ve kimse tahrik etmese bile savaşın kaçınılmaz hale geldiği Suriye’de görülmüştür. Zira Şiiler, tarih boyunca yaptıkları gibi Müslüman katletmekte zerre kadar tereddüt etmemekte, hatta bunu itikadi bir vazife telakki etmektedir. Suriye’de Şiilerin yaptığı katliam, tecavüz, aç bırakma, varil bombalarıyla hedef gözetmeden imha etme gibi zulümler, kendilerine karşı savaşılmayı zaruret haline getirmektedir. Buna mukabil Türkiye’deki Müslümanlar arası savaş, hiçbir tabii ihtilafa dayanmamakta, doğrudan İsrail ve ABD tarafından yönetilen bir gurup Müslümanın açtığı savaş olarak görülmektedir. Yıllarca içimizde uyuyan ve bizi aldatan takiyyecilerin deşifre olması kayıp değil aksine bir kazançtır.

*
Fethullah Gülen’in, Akparti’ye karşı muhalefetini, son konuşmalarında ve röportajlarında İslami kaynaklar yerine batılı değerlerle yapması, bir taraftan bağlı olduğu kültür havzasını gösterirken diğer taraftan Müslümanların ferasetini açıcı bir tesir icra etmektedir. Müslümanlara karşı mücadelesinde dış güçlerin yardımını almak için çırpınması, buna mukabil Müslüman kitleleri ve gurupları umursamaması bizim doğru yolda olduğumuzu gösterir. Allah basiretini bağladı adamın.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir