TÜRKİYE’NİN İSTİHBARAT ANLAYIŞI YOK

TÜRKİYE’NİN İSTİHBARAT ANLAYIŞI YOK
Türkiye’nin istihbarat teşkilatı var ama istihbarat anlayışı yok. Milli İstihbarat Teşkilatı ismi bile meseleye ne kadar uzak olduğunu göstermeye yeter. Batıyı umursadığımızdan değil ama bir örnek olsun diye yazalım; ABD merkezi haber alma teşkilatı diye tercüme edilen CIA kısaltmasındaki “Intelligence” kelimesinin anlamları şunlar; “anlayış, beyin, zekâ, akıl, akıllılık, zekilik, akıllı kimse, anlama, idrak, kafa, bilgi, haberalma, istihbarat”. Bizim istihbarat anlayışımız ABD dekinin aynısı olmalı mıdır? Tabii ki hayır… ABD veya herhangi bir batı ülkesini esas almamız gerekmez, zaten bizim de öyle bir derdimiz yok. Ama ABD de bile istihbarat anlayışı bizden çok ileride, bunun bilinmesi gerekiyor.
Bizim istihbarat anlayışımız nasıl olmalı? Aslında bu sorudan önce, Türkiye’deki istihbarat anlayışının nasıl olduğunu bilmeliyiz. İstihbarat anlayışı olmayan bir ülkenin, istihbarat teşkilatı olmaz, bu durum tıp ilmi (ve doğal olarak tabip) olmayan bir ülkede hastane kurmaya benzer. Bir binanın giriş katına hastane tabelası asmak, hastane kurduğunuz anlamına gelmez.
Türkiye’deki (ordudaki, MİT’teki, emniyetteki) istihbarat anlayışı, bilgi toplamak, onları değerlendirmek üzerine kuruludur. İstihbarat tekniği bakımından tabii ki birçok şeyi biliyorlar ama bizim sözünü ettiğimi konu onlar değil, “istihbarat anlayışı”…
Açık kaynaklardan veya ajanlar vasıtasıyla gizli kaynaklardan topladıkları bilgileri, suç ve güvenlik merkezli bir değerlendirmeleri var. Bu tür bir çalışma aslında emniyetin faaliyet alanıdır, istihbarat teşkilatı bu çalışmayı ancak yurt dışı için yapar. Ama Türkiye’de istihbarat dendiğinde bunlar anlaşıldığı için maalesef böyle devam ediyor.
*
İstihbarat anlayışı aslında ülkenin “akıl ufkudur”. Ülkenin zeka ve akıl merkezidir. Aklın mayalandığı, akıl bünyesinin organize edildiği, ülkedeki en hacimli ve en geniş ufka sahip aklın inşa edildiği bir merkezdir. Bilgi, bu çalışmaların içinde en az kıymet arzeden malzemedir. Esas olan o bilgiyi gerçekten yoğuracak, ülkedeki ve dünyadaki bilgiyi harmanlayacak, yeni bilgi üretecek, mümkün ve muhtemel tüm olasılıkları tahmin edecek, onların uygulama şartlarını bilecek, lüzumlu olanların şartlarını güçlendirecek, zararlı olanların şartlarını yok edecek ve karşı tedbir geliştirecek bir büyük akıl organizasyonudur.
Türkiye’de istihbarat servislerinin düşünce adamı istihdam edildiğine rastlanmaz. Çünkü ülkedeki istihbarat anlayışının “düşünce” ile ilgisi yoktur. Gerçi düşünce adamlarını istihdam etmek isteseler de istihdam edecekleri düşünce adamı bulamazlar, zira iç düşman tariflerinin ilk uyduğu profiller düşünce adamları olmuştur. Düşünce adamlarını düşman profil olarak gören istihbarat anlayışı, o ülkede istihbaratın olmadığını, istihbaratta asla düşüncenin kullanılmadığını gösterir. Geriye ne kalır? Birkaç ajan, birkaç faili meçhul, birkaç işkence metodu… İşte Türkiye’nin seksen yıllık istihbarat anlayışı…
Türkiye’de hem ülke için hem de Müslümanlar için en sorunlu iki alan vardı, dışişleri ve istihbarat… Dışişlerinde kendi siyasetini üretmeye ve uygulamaya başladı ama hala yeni siyaset vizyonuna uygun kadro ihtiyacını karşılayamadı, daha uzun bir süre devam edecek gibi görünüyor. Çünkü sıfırdan yetiştirmek gerekiyor. İstihbaratta ise durum çok daha kötü…
*
Müslümanlar için istihbarat teşkilatı, ülkenin “akl-ı selim” üssü olmalıdır. İstihbarat anlayışı “Akl-ı Selim”, istihbarat teşkilatı ise “Akl-ı Selim” mahfazasıdır.
Burada çok temel bir problem var, öncelikle ülkedeki Müslümanların sahip oldukları ve kullandıkları akıl, batıdan devşirme “pozitif akıl”dır. Pozitif akıl, hayatı ve insanı asla İslam’a uygun şekilde anlamaz. Hayatın en karmaşık alanı olan istihbarat işini ise İslam’a uygun şekilde anlaması, başına şeyhülislam’ı da yerleştirseniz mümkün değil. Akl-ı Selimin tarifini bile bilmeyen bir ülkede, istihbarat anlayışının akl-ı selim olması, istihbarat teşkilatının da akl-ı selimin üssü olması nasıl mümkün olabilir?
*
İstihbaratı bilgi toplamak ve değerlendirmekten ibaret görenler, yani istihbarat yetkilileri, taksim olayları ile ilgili araştırmaları muhtemelen şöyle yapmışlardır; a-İsyan etmeyi düşünüyor musun? b-Silahlı mücadeleyi ister misin? c-Bir halk hareketi başlatılırsa katılır mısın?
Tabii ki karikatürize ediyorum ama bundan çok farklı olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Taksim olayları gibi sosyal ve siyasal süreçlerin ortaya çıkması için ciddi psikolojik süreçler yaşanması gerekiyor. Bu tür psikolojik, sosyolojik ve politik süreçleri araştırabilecek, tespit edebilecek, tedbir geliştirebilecek bir entelijansiya var mı bu ülkede? Taksim olaylarında gördüğümüz sosyal ve siyasal süreci başlatacak bir psikolojik altyapıyı farkedebilecek, bunun parametrelerini bilen ve takip eden bir anlayış ve kadro var mı? On yıllık tek parti iktidarının tetikleyebileceği psikolojik süreçleri hayal eden var mıydı, insanların psikolojik dünyalarındaki birikimin sosyal ve siyasal süreçleri tetikleyeceğini öngören var mıydı? Hala Türkiye’de istihbarat teşkilatı olduğunu zannediyorsunuz değil mi?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir