UHUT GAZASI MÜZAKERELERİ VE REFERANDUM

Müşrik ordusunun Mekke’den Medine’ye doğru hareket ettiği bilgisi geldiğinde nasıl bir strateji tatbik edilmesi gerektiği müzakere edilmişti. Bu hadiseyi tüm Müslümanlar bilir… Hz. Risaletpenah’ın (SAV) rey’i, Medine’de kalıp savunma savaşı yapmak istikametindeydi ve bunu izhar etmişlerdi. Lakin sahabelerin bazıları (özellikle de gençleri) sahaya çıkmak ve meydan muhaberesi yapmak istikametindeki bir görüş beyan ettiler. Bunun sebepleri malum; Bedir muharebesine katılmayan genç Müslümanların (sahabelerin), Bedir şehit ve gazileri için beyan edilen iltifat ve ihsanlara nail olmak arzusu ve iştiyakıydı. Özünde, Allah rızasına yüksek seviyede nail olma niyeti olduğu aşikârdı.
Ne var ki, Risalet’in rey’i hilafına rey irade ve izhar etmek, hataydı. Bu hatayı sahabenin büyükleri (mesela Hz. Ebubekir) fark etti ve “siz ne yapıyorsunuz, Hz. Resulullah’ın rey’ine karşı rey mi beyan ediyorsunuz?” diye ikaz etti fakat meselenin “zamanı” geçmişti. Çünkü İki Cihan Serveri, zırhını giymişti.
Kısaca böyle cereyan eden Uhut müzakerelerinin tahlili yapıldığında ortaya çıkan neticeler neler?
Birincisi, sahabenin O’nun rey’i hilafına rey beyan etmesi, Yahudilerin Hz. Musa’ya (AS) karşı rey beyan etmeleri hadisesinden temel bir farklılığa sahiptir. Yahudiler, savaştan kaçmak için peygamberlerine karşı çıkmışlar ve Hz. Musa’yı (AS) yalnız bırakmışlardı. Sahabenin muhalif rey beyanı ise, Yahudilerin muhalif rey beyanının aksine, şecaat ve samimiyet ifade etmekte ve Peygamberlerini yalnız bırakmak değil aksine O’nunla şahadete kadar beraber olma iradesiydi. Hulasa; Yahudiler savaştan kaçmış, sahabe ise savaşa atılmıştır. İki ümmet arasındaki farkın derinliği buradan sanırım anlaşılır.
İkincisi, Risalet’in, muhalif rey beyanına karşılık nasıl bir tavır takındığı ile ilgilidir. Müslümanlar için hayati bir hadise olan bu tavır, mutlaka anlaşılmalıdır. İki Cihan Serveri (SAV), sahabenin muhalif rey’ine itibar ve ittiba etmiştir.
Ümmetinin rey’ine itibar eden bir peygamber…
Ümmetin bir konudaki ittifakına (ki Uhut savaşı müzakerelerinde ittifak da yok, bir kısmının rey’i) Peygamberlerinin ittiba etmesi, O peygambrin büyüklüğü ile birlikte ümmetin de büyüklüğüne delildir. Hz. Allah’ın (CC) bu ümmete ihsan ettiği nimetlerden ve belki de en büyük rahmetlerinden birisidir.
Hz. Risaletpenah’ın (SAV) tavrı ve kararının önemli bir özelliği var. Mezkûr bahis, dinin inşası ile ilgili değildir. Dinin inşasında (vazedilmesinde) esaslardan olmayıp, pratikteki bir meseleye dair alınması gereken stratejik karar ile ilgilidir. Bu nokta göz ardı edilirse, çıkaracağımız netice tüm dine teşmil edilir ki vahim ve fahiş hataların kaynağı haline gelir. Böyle bir anlayıştan Hz. Allah’a (CC) iltica ederiz. Öyleyse bir düşman taarruzuna karşı veya düşmanla mücadele etme bahsinde ve benzerlerinde, ümmetin veya bir ülkedeki Müslümanların kahir ekseriyetinin stratejik bir karar vermesi halinde tüm Müslümanların o karar üzere hareket etmesi elzemdir.
Buradaki can alıcı soru şu; pekâlâ verilen karar yanlış ise ne olacak? Anlatmaya çalıştığımız bahis de zaten tam olarak budur. Hz. Risaletpenah (SAV), sahabenin kararı yanlış olmasına rağmen ona itibar ve ittiba etmiştir. Yani bahsi edilen konular gibi hayatın pratiğine dair meselelerde, Müslümanların kahir ekseriyeti yanlışta karar kıldığında, kararın yanlış olmasına rağmen ümmet ile beraber olmak DOĞRU OLANDIR. Yalnız başına doğru olmaktansa ümmet ile beraber yanlış yapmak, MANTIK ÜSTÜ BİR DOĞRUDUR.
*
Ferdi kararlar, tavırlar ve haller son dönemlerde tercih edilir oldu. Doğrusu, Necip Fazıl’ın ifadesiyle cemiyetin “zehirli telkin ve tesirlerinden kurtulabilmek için” içtimai çerçevelere dahil olup olmama konusundaki hassasiyetler anlaşılabilir bir durumdur. Müslümanların teşkil ettikleri içtimai çerçevelerin de yer yer menfi tesirleri bünyelerinde barındırdıkları ve onlardan da etkilenmemek için dikkat göstermek gerektiği, nazari bir tespit olarak yanlış değil… Yalnız yaşamaktan zevk alan birisi olarak, benim düşüncelerimin de ferdi hallere doğru meyletmesi gerekir. Lakin hakikatin beyanı cümlesinden olarak; tüm bu haklı mazeretlere rağmen, münferit veya küçük guruplar halinde Müslümanların kahir ekseriyetinden ayrı kalmak, İslam’ın “içtimai ruhuna” mugayirdir. O ruh ki, namazı cemaatle kılabilme imkanını temin için, mesela üçüncü rekatı önce birinci rekatı sonra kılabilmek gibi namazın olmazsa olmaz rükünlerinin usulünü ve sırasını değiştirmekten imtina etmemiştir. Cemaate dördüncü rekatta yetişen kişinin o rekatta cemaate dahil olmasına cevaz veren ve dolayısıyla birinci rekatı dördüncü rekattan sonra kılma imkanını bahşeden ve hatta bunu tavsiye eden İslam, cemaat, cemiyet ve ümmet olma hallerine ve bu hallerin muhafazasına, ferdi kuralların birçoğunu değiştirerek imkan sağlamış ve şiddetle tavsiye etmiştir.
Tekraren de olsa hassasiyetle zikredelim ki, İslam’ın tarif edici unsurları ve konularında, herhangi bir Müslüman’ın tek başına kalması halinde bile, HAKİKATİ BEYAN ETME, BUNDA ISRARCI OLMA VE YANLIŞA MANİ OLMA HALİ ESASTIR. Manası ve şekliyle tespit edilmiş bir ibadet (mesela namaz) tahrif edilecek olduğunda, yalnız başına tüm dünyaya savaş açacak kadar dirayetli ve isyankar olmalıdır. Böyle bir hatayı yapan ümmetin tamamı olsa bile ona karşı da savaş açacak kadar keskin bir idrak, derin bir iman sahibi olarak şecaat arz eden bir tavırdan imtina etmemelidir.
*
Bazı Müslümanların referandum ile alakalı tavırlarında, Müslümanların kahir ekseriyetinin karar kıldığı istikametten (evet demekten) imtina ettiği görülüyor. Mevcut siyasi sistemin en bariz hususiyetinin İslam düşmanlığı olduğu ve bundan dolayı siyasi rejimin tamamına ve tüm vasıtalarına karşı tavır almak gerektiği istikametindeki fikirlerinin ve bu fikrin kaynağında bulunan hassasiyetin ne kadar kıymetli olduğu aşikardır. Bu hassasiyetin muhafaza edilmesi lüzumuna katılmakla beraber, hassasiyetin yanlış tatbik edildiği düşüncemizi ifade edelim. Hakikaten hayatın pratiğine ait bu durumun (referandumun), böyle asil bir hassasiyetin tatbik sahası olmadığını düşünüyoruz. Müslümanların kahir ekseriyetinin istikameti, referanduma katılmak ve “evet” oyu vermek şeklinde zuhur etmişken, Müslümanlarla beraber olma lüzumu, İslam’ın “içtimai ruhunun” icbar ettiği bir mesuliyet gibi görünüyor. Yalnız başına (veya küçük guruplar halinde) doğru yapmaktansa ümmet ile beraber yanlış yapmak ve bu yanlışın tüm neticelerine “of demeden” katlanmak, ümmeti teşkil edecek olan asaletin ta kendisi değil midir?
Nazari çerçevedeki ana güzergâhı ve nihai hedefi sabit kılmak kaydıyla, pratiğin stratejik gerekliliklerini göz ardı etmemek, zannımızca yanlış bir tavır değil…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

UHUT GAZASI MÜZAKERELERİ VE REFERANDUM” üzerine 14 düşünce

  1. Sayın kardeşim,yazılarından şimdilik bir kaçını okudum.Maaşallah zengin bir altyapın var,D.Cündioğlu’na laf yetiştirmeye çalışmandan belli..
    ne yaparsınız ki o vahdet-i vücud felsefesini güncelleştirmekle meşgul.
    Hz.Muhammed’in Uhud savaşına ilişkin geliştirdiği stratejiyi referandumda oy vermeye eklemlemeniz doğrusu garibime gitti.Demekki bu alemde söz söyleyenlerin çoğunluğun galebe çaldığı olayları yorumlamada malul tarafları var.Bugüne dair eşyayı yorumlamada zorluk mu çekiyorsun,git Resullerin hayatına,bul malzemeyeyi copy paste yap çık işin içinden..Felsefi derinlik işin özünü korumaya has olmalı,yoksa günün zaaflarını meşrulaştırmak için değil..Bunu tepkisellik adına söylemiyorum,muhabbet kapısını aralamak için hepsi..

  2. Sefai bey
    Uhut gazası müzakerelerindeki Hz. Risaletpenah’ın (sav) tavrı, nasıl anlaşılacak, bunu yazsaydınız. Oradan çıkarılacak nasıl bir ders ve “ölçü” olduğunu gösterseydiniz daha faydalı bir giriş yapmış olmaz mıydınız? Nedir o copy filan…
    Düncane Cündioğlu ile ilgili birşey diyecekseniz ayrıca onunla ilgili tenkit yazılarım üzerinden konuşalım.

  3. “Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle yalan söylerler.’” (En’am Suresi, 116)

    Maksadım polemik değil,daha önce de dediğim gibi muhabbet yolunu açmak. Hz.Peygamberin, ashabın muhalif reyine ittiba ettiğini sonuçtan kalkarak söylüyor gibisiniz. Üstelik bugünün referandumuna eklemleyerek ki henüz çoğunluğun kararının sonuçlarını da görmüş değiliz. Kendi adıma ifade edersem Laik, seküler kabulleri dayatan bir siyasi iradeye referandum bağlamında “Durun, nereye gidiyoruz?” sorusunda mündemiç İslam düşüncesi merkezli çekincelerini söyleyen ve çoğunluğun peşinden gitmeyen,en azından deklarasyonla kendilerini bağlamaktan çekinen insanların tavırlarını eylemsizlik, basiretsizlik derekesine indirgeyen yorumlara karşı rezervim var; yazınıza not düşme gereği duymam o yüzden. Başa eklediğim ayet, her ne kadar itikade müteallik olarak yorumlanabilecek olsa da aynı zamanda sosyal ve siyasal pratikler açısından referans alınabilecek bir anlamı da muhtevidir; tabii ki durduğumuz yer, baktığımız açı da önemli.
    Uhut savaşında okçular mevzilerini terk etmeselerdi zaferle bitecek bir savaştı o.Nitekim Hz. Peygamber’in insanlara karşı olumlu davranışını teyid eden ve dünyevileşme denilen temayülün insanın helakine sebep olacağını betimleyen ayetlerden de anlaşılacağı üzre yanlışa, olumsuz sonuç doğuracak kanaat ve eylemlere, rey’e ittiba etmek söz konusu değildir; hepsi vahiy pırıltıları altında cereyan ediyor çünkü.. Uhut savaşı tarihsel süreç ve vahyin inşası açısından, keza hem o demde yaşamışlara ve hem de sonraki nesle dersler vermesi açısından olması gerekendi;ama çoğunluğun yanlış kararlarına ittiba etmek için değildi evvelemirde..
    Kaldı ki siz o olayı kendi anlam dünyanız ekseninde bir yerlere oturtmuşsunuz,bizimkisi lafola beri gele..

    Hudeybiye Anlaşmasına da hem de ileri gelen sahabiler muhalefet şerhi koymuşlardır ama Hz. Resul özellikle onlara itibar etmemiş, kendi reyini önplana çıkarmıştır. Vahyin nüzulu, inşası bir takım sebeplere mebni olarak geliştiği kabulünden hareketle söylersek, olayları böyle anlamak da mümkündür.
    Copy-paste ifadesi aslında size yönelik kullanılmış değildi, sanal alemin böyle bir kolaycılığı olduğuna işaret etmekti amacım.Kısa yorumlarda bazen sözün nereye gittiğine maalesef dikkat edilemiyor..
    Bu ara referandum sürecinde destek veren ve muhalefet şerhi koyanlar cemaat, grup mantığıyla hareket ettiler, bireysellik söz konusu değildi. TC. nin demografik yapısını çoğunluğun egemenliği kapsamında ele alacaksak buna da muhalefet etmek zorunda kalırız.
    Sağ partilerin yıllardır hüküm ferma olmasının ve sahih İslam düşüncesinin siyasi yorumlarını berhava eden eylemlerinin sizce sebebi halkın basireti gereği midir?
    D.Cündioğlu’na gelince, dedim ya anlaşılma problemi olan Vahdet-i vücut felsefesini efsunlu sözlerle profan dünya aklına dayatmaya çalışıyor. Onun tüm söylemlerini tersinden okumak gerekiyor,tabii ki muhataplar nezdinde;felsefe ve özelde İslam felsefesi ve tasavvuf dili bunu gerektiriyor çünkü ve bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz.
    Kendi adıma onu anladığımı sanıyorum, eleştirel yazılarınızda haklı olarak haddi aşan ifadeler cinsinden gördüklerinizin altını, sizin gibi dili, felsefeyi, teolojiyi bu bağlamlarda gelişmiş terminolojiyi bilenlerin anlayacağı şekliyle dolduruyor o.
    Gazete köşelerinde kendini tüketiyor o başka..Keşke hermeneutik bağlamda anlama problemi üzerinde dursaydı, Kur’an’ın anlaşılması hususundaki gayretlerine geri dönseydi ama o onun üstesinden gelemeyeceği inancından hareketle olsa diyeceğim ama sonunda aynı yere çıktığını düşündüğüm kendince yitik hikmeti aramaya koyulmuş dostumuz..
    O üst dilden,üst benden,anlamın fevkinden bahsediyor,halk kimin umurunda?..
    Neyse..
    Maksat muhabbetti..
    Sizi eleştirmekten öte denilenleri anlamak içindi..
    Ama bu işler öyle kolay da değil hani..
    Selamlar..

  4. Azizim
    Yorumunuzun başına aldığınız Ayet-i Kerime’yi, sahabe için mi yazıyorsunuz?
    Bu konuya hiç girmiyorum

    Hz. Risaletpenah’in (SAV), ashabın muhalif reyine ittiba ettiğini söylüyor gibi değilim, söylüyorum. Fakat bu bir hadise, yani “bilgi”… Hadise böyle olmamış mıdır? Bu noktada bilgi eksikliği veya yanlışlığı varsa, onu düzeltelim. Asr-ı Saadet ile ilgili yanlış bilgi vermekten imtina ederim. Bu bilgi doğruysa, tartışma konusu, yazının bundan sonraki kısmıdır, yani bu hadisenin nasıl anlaşılacağı, ne gibi hikmetleri ihtiva ettiği, bir ölçü çıkarılması mümkünse o ölçünün ne olduğudur.

    Hayat girift ve çok ihtimallidir. Başka bir hadisede (hatta bir çok hadisede) Fahr-i Kainat (sav) efendimizin başka tavırlar aldığına dair misal bulunabilir (sizin bahsettiğiniz gibi). O misallerden de başka ölçüler ve hikmetler çıkarmamız gerekir. Birbirinin zıttı olması gerekmez.

    “Referanduma eklemlenmek” ithamınız nazik değil. Referandum veya başka bir hayat pratiğine yönelik tavırlarımın “hakikat kaygısını” ortadan kaldıracağını düşünmek bile istemiyorum. Dikkat edin, “hakikat kaygımı” ortadan kaldırmaz diyorum. Yanlış anlamak veya yanlış tespitlerde bulunamk hakikat kaygısını ortadan kaldırmaz. Yanlışı tespit edersek (bu sizin veya başkasının dahliyle olsun farketmez benim için) bundan rücu ederiz. Yanlıştan rücu etmek, “hakikat kaygısının” alameti farikasıdır.

    Diğer taraftan, yazının sonunda, Müslümanların ülkedeki siyasi rejime karşı böyle bir hassasiyet göstermelerinin ne kadar kıymetli olduğunu sarahaten ifade ettim. Bu hassasiyetin pratikte yanlış uygulanıyor olduğu istikametindeki düşüncemi ekledim.

    Yazının ana fikri, Müslümanların “cemiyet”, en üst ifadesiyle “ümmet” olabilmesi ve bu istikamette hareket edebilmesi için pratikte nasıl davranılması gerektiği hususunda bir nokta tespitti. Nokta tespit, yani başka hal ve şartlarda ümmet olmanın gereği farklı davranmak olabilir. Pratik çok girifttir ve her türlü hadise insanların ve tabi ki ümmmetin önüne gelebilir. Şartlar değiştiğinde hüküm veya ölçü veya tavır değişir.

    İslam’ın cemiyete atfettiği kıymeti ifade etmeye çalıştım. Cemiyet halinde yaşamanın ve cemiyet olarak davranabilmenin kıymeti, ferdi ölçülerde değişiklik yapma pahasınadır. Yani yalnız başına kılınan namazda önce 3. rekat sonra birinci rekatın kılınması halinde namaz sahih olur mu? Ama cemaate 3. rekatta yetişen kişinin imama uyarak o rekattan başlamasını mümkün ve sahih görüyor. Bunu ne için yapıyor? Cemaat, cemiyet ve ümmet olabilmenin kıymetini göstermek için yapmıyor mu?

    En önemli nokta ise, yazıda özellikle vurguladım, yanlış anlaşılma ihtimali olduğunu bildiğim için… “Bu mesele, dinin özüyle ilgili değil, dinin inşası ile ilgili değil, hayatın bir pratiğiyle ilgili” diye özellikle şerh koydum. Çünkü dinin özü, aslı, doğrudan inşası ile ilgili bahislerde, Allah Resulu (sav) yeryüzündeki münhasır salahiyet sahibidir. Bu salahiyetini hiç kimseyle paylaşmamıştır. Bu şerhe dikkat ederek yazıyı okuduğunuzda, yorumunuzdaki düşüncelere yine de ulaşır mısınız bilmiyorum. Fakat ulaşmamanız gerekiyor sanırım.

    Dücane Cündioğlu meselesine gelince, son yazı olan “Yuh Dücane Cündioğlu” başlıklı yazıda tenkit ettiğim konu, galiz ve fahiş hatalar. İslam irfanının en aykırı gibi görünen fikirleriyle bile izahı kabil değil. O konuya hiç girmemekte fayda var.
    Aleyküm selam.

  5. Hz.Resul örnekliği vahiy sonrası her nefes alışverişiyle alakalı. O’nun yaşam pratiklerini dinden bağımsız düşünmek, kendi adıma söyleyeyim olası değil. Yine muhalif olacaksınız belki ama insanlarla ilişkilerini, tavırlarını gelecek nesle örneklikler bağlamında olduğunu düşündüğümüz yönlendirici ayetlere herhalde yabancı değilsinizdir.Keza hadislere de..
    Ekte zikrettiğimiz ayetten kasıt çoğunluğun her zaman haklı olmayacağına dalalet içindi ve elbette ki ashap için değildi..Türkiye gerçekliğinde demografik yapının çoğunluğunun kültürel Müslümanlığı temsil ettiğini kabul edersek ayetten çıkarılacak anlam pekala bugüne taşınabilir.İslam dinine açıkça savaş açmış partiler ve mensupları çoğunluğu temsil ediyor yıllardır.AKP iktidarında ve anayasa oylamasında ortaya çıkan % 58’lik oy sahiplerinin kabullerini ashabın değer yargılarıyla örtüştürmemiz mi gerekiyor;ki buradan tekfircilik çıkarılmasından Allah’a sığınırım. Referandumda oy verenlerin kahir ekseriyetinin burada ele almaya çalıştığımız sahih İslam düşüncesiyle alakaları yok.Bunu söylemek Amerika’yı yeniden keşfediyor olmak değildir..
    O yüzden AKP ekseninde kendini gösteren çokluğa ve kabullerine hürmetimizin olması beklenemez.
    Cemiyet, ümmet, toplumsallaşma niyeti olmayan bireyin İslamı nasıl anladığı tartışmalıdır; ama o niyetini, kendisini asimile etme riski olan vahiyden bağımsız gelişmiş siyasi mülahazalar noktasında gerçekleştirmeye çalışırsa bu ne kadar doğru bir davranış olur? Endişelerimiz bu yöndedir..
    ***
    “Bu mesele, dinin özüyle ilgili değil, dinin inşası ile ilgili değil, hayatın bir pratiğiyle ilgili” yorumunuza muhalefet şerhi düşme hakkımız olmalı ki sanki laik bir söylemi ihtiva ediyor gibidir. Gibidir diyorum, dikkatinizi çekerim. Önce olduğu gibi şimdi de farklı boyutlarda değerlendirme yoluna gitmeyesiniz diye söylüyorum bunu. Arkasındaki siyasal muhayyileyi görmezden gelerek, Referandum, -sonuçta, önümüze bizim dahlimiz olmadan çıkarılmış- yaşamsal pratiktir diye geçiştirebileceğimiz bir şey midir?
    Müslümanların bütün eylemleri şekilde görüldüğü gibi dini perspektiften ele alınıyor. Referanduma eklemlenmek ifadesinden, eğer gidip lehte veya aleyhte oy kullanmışsak niye rahatsız olalım ki? Dediğim gibi önümüze hazır konulan yaşamsal pratiklerden biridir nihayetinde..Kaldı ki istiskal veya tahfif etmek için kullanmadım,sadece yazdıklarınızdan mülhem lafın gelişi söyledim..

    “Hayat girift ve çok ihtimallidir. Başka bir hadisede (hatta birçok hadisede) Fahr-i Kâinat (sav) efendimizin başka tavırlar aldığına dair misal bulunabilir (sizin bahsettiğiniz gibi). O misallerden de başka ölçüler ve hikmetler çıkarmamız gerekir. Birbirinin zıttı olması gerekmez.”
    Bu alıntıdan yola çıkarak diyeceğim şudur: Hz. Resulün, vahyin rağmına olabilecek eylemler noktasında uyarıldığı herkesin malumudur. O yüzden bahsi geçen örneklikler birbirlerinin elbette zıddı değildir.Ama ashabı da olsa üstelik yanlış sonuçlara gebe çoğunluğun reyine ittiba ettiğini şahsen ben söyleyemem..

    Neyse..
    Hayırlısı ne ise o olsun..
    Ben yine bir daha vurgulayayım: Yazınızın tümünü kendi kabullerimize doğrudan muhalif olarak görmedik ki, muhabbet olsun diye sadece birkaç noktaya işaret ettik.
    D.Cündioğlu bahs-i diğer..
    Cemaziyel evvelini bildiğim için severim kendisini,elbette ki yanlışlarına şerh koyarak..
    Olması gereken de budur..
    Selam ve muhabbetle..

  6. Azizim,
    Hz. Cenab-ı Peygamber’in (sav), her işinin emsal teşkil etmesinden dolayı, önümüze çıkan hadiseleri oradan anlamaya çalışıyoruz. Yaptığımız şey tam da sizin söylediğiniz.

    Yanlışa yönelmeyeceği ifadeniz doğru, bu nokta hassas bir konu. O noktada yanlış anlaşılmaktan Allah’a sığınırım. O’na bir yanlış atfetmek ne büyük cürüm… Anlatmakta zorlandığım nokta şurası; İslam, hayatı tanzim ederken, bir “mübahlar alanı” bırakmıştır. Mübahlar alanında kalmak şartıyla, yani haram sınırını aşmamak şartıyla yapılacak işlerde insanları serbest bırakmıştır. Ha bu alanda da tavsiyelerde bulunduğu vakadır ama emirler ve nehiyler yoktur. Bu alanda insanların verdikleri kararın bu alan içinde doğru-yanlışları da olabilir ama bu alana aittir. Bu alandaki doğru-yanlış cetveli, elde edilecek “verim” ile alakalıdır. Savaş stratejisi, savaş hukukunun içinde kalmak şartıyla müslümanların inisiyatifine bırakılmış olan maharet-liyakat meselesidir. Öyle de yapabilirsiniz, böylede. Bir şekilde yaptığınızda zafer kazanabilirsiniz, başka şekilde yaptığınızda mağlup olabilirsiniz. Mübahlar alanındaki tavır alışların yanlışlığı doğruluğu neticesinde anlaşılır. Hz. Risaletpenah’ın (sav) mübahlar alanındaki reyleri de doğrudur. Fakat ashabının reyine uymuştur. Hadise tam olarak bu değil midir? Bunu nasıl değerlendirmemiz lazım? Evet, ümmete misal olsun diye yaşanmıştır ve başka hikmetleri de muhtevidir. Fakat hadise tam olarak böyledir.

    Diğer taraftan, namaza 3. rekatta başlamak, “ferdi namaz” rükunları için yanlıştır zaten. Fakat cemaat için bu yanlışı, doğru yapmıştır İslam. Bu noktadan baktığınızda, Hz. Risaletpehan’ın (sav) davranışı yanlış değil, “içtimai doğru”dur. Anlatmak istediğim tam da budur. Ashabın mübahlar alanındaki yanlış reyine ittiba ederken yanlış yapmıyor, doğru yapıyor. O konuda yeni bir “doğru” inşa ediyor. Yazıdan bunun sarahaten anlaşılmaması mümkün olabilir. Bu sebeple hassaten ifade edeyim.

    Dücane Cündioğlu bahsine gelince, hassasiyetin için teşekkür ederim. İnsanlardan aldığım tepkiler çok savruk. Bir konuda doğru söz söylemiş olmak, her konuda söylenecek söze “doğruluk teminatı” sağlamaz. Apaçık yanlış olan bir konuyu tenkit ettik. Bunu yapmalıydık.
    Vesselam…

  7. Sayın dostum:Namaz kendi başına farzlar silsilesinden terkedilmesi söz konusu olmayan bir eylem,bir ibadet.O yüzden cemaat bazında ikinci veya son rekatta hatta son teşehhüdde dahi imama uymak zaten başlı başına meşru bir olan bir eyleme uyum sağlamaktır.Ama burada söz konusu olan, savaş konusunda verilen kararın şekil olarak yanlışlığıdır.. Hz.Muhammed hem de bile bile yanlış olan bir karara,yanlış kararın şekil kazandığı oy çokluğuna nasıl ittiba edebilir ki?
    Kendisine davasında vazgeçmesi için yapılan teklifleri fayda zarar mantığından hareketle ve buradan bakarak yorumlarsak içtihadi anlamda derhal kabul etmesi gereken bir peygamberin,teklifler karşısında yumuşama temayülü içine girmesinin akabinde yapılan şiddetli uyarılar malumunuz.Uhut savaşında da insanların nahak yere,yanlış içtihatlarla kendi kendilerinin katliamlarına sebep olmaları söz konusudur ki buna Hz.Muhammed’in ashabının oyuna değer verme adına bile bile gözyumması herhalde düşünülemez..
    Rivayetlerin tahlili bir başka husus,Hurma aşılama meselesinde olduğu gibi,neyin nasıl sonuçlar doğurucağını tecrübe edememesinden hareketle doğru-yanlış kriteri koymadan sahabenin reyine tabi olmuştur derseniz orada anlaşabiliriz.Yani ortada içtihadi bir durum vardır ve bu doğrudur;ama ashabının fikirlerine değer veriyor görüntüsü vermek için, bile bile yanlışa tabi olmak yoktur.Sizi istisna tuttayım ,üzerinize alınmayın hemen,tarihsel rivayetleri burada herhalde Ö.Döngel vb.lerinin ağzıyla yorumlama gayreti gütmüyoruz.
    Sonuçta,birlikte yazı dili ile gerçekleştirdiğimiz bu mukalemeden birkaç şey nasiplendik onu söyleyeyim.Sanal alemde yazıları olan biri olarak şunu ilave edeyim,söz söyleyen kaçınılmaz olarak sözünün arkasında durur..Bunu tersine çevirmek gibi bir gücümüz ve lüksümüz yok..
    İnanılmayan,eleştiriler karşısında sahiplenilmeyen, doğru olduğuna kani olunmayan sözler niye söz olarak ortaya konulsun ki?
    Selam ve muhabbetle..

  8. Olmadı…
    1-Hz. Risaletpenah (sav) “mübahlar alanında” hayatın nasıl yaşanacağını gösterirken, içtimai gerçekliği ve birlikteliği tesis etmenin ehemmiyetini gösteren, “yeni bir doğru ikame” ediyor. Yanlış olan rey, sahabenin reyi, Fahr-i Kainat efendimizin ona riayet etmesi “yeni bir doğru ikamesidir”. Yanlış yapması değil. Bu sebeple, “mübahlar alanında” içtihatlardan bahsetmeyiz ki.
    2-“Söz söyleyen kaçınılmaz olarak sözünün arkasında durur” ifadesi benim için çok ağır bir ifadedir. Bu olmaz, bunu kabul etmem kabil değil. Herhangi bir şekilde yanlış olduğunu farkettiğim, anladığım, gördüğüm bir fikrin arkasında durmam, onu ben söylemiş olsam da.
    3-Sizin söylediklerinizin çoğu doğru. Yanlış olan şu, benim bahsettiğim konu ile sizin söyledikleriniz başka konular. Başka alanlarda doğru söylüyor olduğunuz için rahat ediyorsunuz. Fakat “mübahlar alanı” bahsini tetkik etmemiz lazım. Konunun zemini ve çerçevesi bu. Bu alanın dışında düşünmeye devam ettiğimizde neticeye varamayız.
    4-Ha şunu söylüyor olabilirsiniz. Bahsini ettiğiniz konu, mübahlar alanı ile ilgili değil, hukuk alanı ile ilgilidir, derseniz, konunun zeminini teşhis etmekte yanlış yapmış olduğumuz bahsi tartışmaya açılır. O zaman bu noktadan devam etmeliyiz demektir.

    Demek istediğim şu. Elimizde bir konu var, bunun çerçevesini tespit etmeliyiz. Çerçeveyi tespit etmeden yapacağımız sohbet şuna benzer. Hasta doktora gider, doktor hastaya tıp kitaplarındaki bilgileri anlatmaya başlar. Çok şey biliyordur da, (Teorik olarak) hastanın hastalığını teşhis etmedikten ve tedavisini yapmadıktan sonra neye yarar. Yani, bir konudan bahsediyoruz, öyleyse bu konunun çerçevesini, boyutlarını (koordinatlarını) alakalı olduğu diğer konularla münasebetlerini tespit etmeliyiz ama çerçevesini de taşmadan konuşmalıyız. Böyle yaptığımızda, ilgili konu hakkında bir neticeye varmış olacağız.
    Hoşça bak zatına…

  9. “Hz. Risaletpenah (SAV), sahabenin kararı yanlış olmasına rağmen ona itibar ve ittiba etmiştir.
    Yani bahsi edilen konular gibi hayatın pratiğine dair meselelerde, Müslümanların kahir ekseriyeti yanlışta karar kıldığında, kararın yanlış olmasına rağmen ümmet ile beraber olmak DOĞRU OLANDIR. Yalnız başına doğru olmaktansa ümmet ile beraber yanlış yapmak, MANTIK ÜSTÜ BİR DOĞRUDUR.”(Buradaki mantık üstü zorlamalarınız sebebi ile D.Cündioğlunun mantık üstü kurgularını eleştirdiğinizi hatırlatırım.)
    Bu cümleler size ait yani sahabenin yanlış karar verdiğini ve Hz. Resulün o yanlış kararlara tabi olduğunu söyleyen sizsiniz. Resul ve yanlış kararlara tabi olmak!
    İlginç!
    Ve siz bu eylemi mantık üstü doğrulardan görmeyi tercih ediyorsunuz,Bu sizin kararınız,kabulünüz..Ama benim kendi adıma kabulleneceğim bir yorum biçimi değil bu.
    Ayrıca “Yanlış olan rey, sahabenin reyi” ifadenizden anlaşılacağı üzre sahabenin yanlış yapması ve Resulün ona uyması tersinden okumayla doğrunun ikamesi nasıl oluyor?
    Eğer yanlış, Hz. Resulün müdahalesi ile doğru tanımlamayla,yani vahiyle doğruya yönlendirilseydi bir sözümüz olamazdı.Ortada gariplikler silsilesi var, maruz görün bu yorumu kabul etmem çok zor..

    Hz. Peygamber kendisine gelen vahiyle toplumun hem anlam ve hem de eylem dünyasını inşa ediyordu;yanı bir anlamda yanlışlarından vazgeçirmeye,doğru istikamete yönlendirmeye çalışıyordu..”Mubah alan “ denilen şey vahyin onlara müdahale edip etmemesiyle alakalı bir durumdur.Hz. Muhammed biliyoruz ki Arap toplumunun örfüne göre davranıyordu,ta ki vahiy kendisine uygun bir istikamet verene kadar.Biz de vahyin ses çıkarmadığı yaşam biçimlerini mubah alanlar kategorisinde görüyoruz.
    Uhut Savaşı öncesinde vahiy sahabenin ve Hz. Resulün karar ve eylemlerine ses çıkarmamışsa ki öyle,ortada yanlış karar diye bir şey yoktur,yanlışa tabi olan bir peygamber de yoktur.
    İstişari zeminde ileri sürülenleri yanlış veya doğru olarak tanımlamak sizin ve beklide ilham aldığınız tarihçilerin,yorumcuların gayreti olsa gerek.
    ***
    “Yalnız başına doğru olmaktansa ümmet ile beraber yanlış yapmak”
    Bu kabulünüz de ilginç.Cümle mubahlar alanı için kullanılmış , bu belli ama yine de problemli..İnsanı toplumun yanlışlarına tabi olmaya zorlamak ve bununla doğrunun ikame edildiğini varsaymak çok iyi niyetli bir yaklaşım ve vahyin inşa sürecinde yaşananlara ve vahyin yirmi üç yıl boyunca sadece anlam dünyasına değil eylemlerin nasıllığına da müdahale ettiğini kabul edersek, aslında zorlama bir yorum.
    Sahabe de olsa çoğunluk yanlışa karar vermişse şayet ona tabi olmak zorunluluğu yoktur.Bunu da nereden çıkarıyorsunuz anlamıyorum.İnsan sonuçta birey olarak hesaba çekilecek..Keza kararlar mubah alanlardan sayılıyorsa niye yanlış diye tanımlanıyor,tanımlıyorsunuz?
    Mubah olan nasıl yanlış, yanlış olan nasıl mubah oluyor?
    ***
    Ayrıca sizi istisna tutarak dile getirdiklerimi üzerinize almaktan vazgeçseniz artık..
    Yazar çizerlerin ve tabii ki eleştirmenlerin birbirlerinin görüşlerini doğrudan kabul ettiği pek görülen bir durum değildir ve eleştirilere önem vermediği genel bir temayüldür,ben sizi incitmekten kaçınarak buna işaret etmeye çalışmıştım..Ama madem durum bu raddeye geldi,sizin bunun aksini iddia etmeniz hakikati değiştirmez,kaldı ki yazınıza yorum getiren biri olarak ben de farklı davrandığımı iddia etme lüksüne sahip değilim.
    ***
    Sonuç olarak:
    Sahabenin kararları mubahlar kategorisine uygunsa ortada yanlış yoktur, içtihat vardır; keza ortada bir yanlış olmadığına göre, yanlışlardan doğru çıkarma ameliyesi güden bir peygamber tavrı da söz konusu değildir.
    Müslüman çoğunluğun kararı temelde yani vahiy merkezli olarak yanlışsa eğer, bu yanlışın farkında olan bireyin onlara uymak zorunluluğu yoktur.Meseleyi sizin öngördüğünüz istikamette ele alırsak,TC.nin oluşumundan önce de sonrasında da İslam nokta-i nazarında muhalif anlamda rezervi olan iktidarları ayakta tutan Müslüman çoğunluğa hiçbir sözümüzün olmaması gerekir.Onlarca yıldır sağ siyasi kadroları ve hatta yer yer sol partileri iktidara taşıyan oyların çoğu Müslümanların olduğuna göre!..
    Hal böyle olunca birey olarak vahyin rağmına olduğuna inandığım siyasal çekişmeleri iktidara taşıyanlardan çoğunluk razı diye bizim hiç ses çıkarmamamız kabul edilir değildir.
    İsterseniz tek parti rejiminden bu yana iktidarların ve onlara verilen oyların istatistiğini çıkarın..
    Çoğunluk anlamında çelişkiyi görmeniz kaçınılmazdır ki 12 Eylül anayasasının yüzdesini unutmuş olamazsınız?
    Hz. Muhammed kendisine vahiy geliyor olması hasebiyle, ashabından daha basiretliydi, kararlarının yanlış olma ihtimali bile söz konusu değildi, vahiy hemen müdahale ediyordu çünkü. Burada itikadi ve ameli diye ayraçlar kullanma gereği yoktur; Hz. Resul her şeyiyle usvetül hasene olan biriydi çünkü.
    Bir iki söze takılsanız da maksat muhabbet,,
    Selam ve dua ile..

  10. 1-Mantık üstü doğru, ifadesi senin mantığının üstünde bir doğru, Hz. Risaletpenah (sav) bizzat mantığın kaynağıdır. Hadisenin cerayan ediş şeklin anlatırken bahsi edilen süreçler, neticedeki asıl olanın tespiti içindir. Kendi mantığından çıkamadığın için, oradaki “doğruyu” anlamaktan uzak kalıyorsun.

    2-Mübahlar alanının ne olduğunu çalışmanız lazım. Konuyu getirip götürüp Resul’ün yanlış kararlara tabi olduğu ifadesine çiviliyorsun. Bir meseleyi iki defa anlatmak zorunda kalmak nasıl bir ruhi ıstıraptır. Yahu bu kaçıncı izah… Mübahlar alanında içtihat aranmaz. Oradaki yanlış doğru cetveli, günah veya haramla ilgili değildir. Neticesinde elde edilen verimle ilgili, maharet bahisleridir. Bunu nasıl anlatayım sana.

    3-TC ve ülkedeki nüfus kağıdı müslümanlarını iki bir gündeme getirmeyin. İki müslüman bu ülkede konuşurken bunları esas almaz. Yazıdaki müslümanlar ifadesi, bu konuyu kendine dert edinen insanları kasteder. Seviyesini düşürmeyin işin… O nasıl bir bakış?

    4-İslam’ın hayatı tanzim etme alanları üzerinde çalışmalısınız. Hukuk, ahlak ve edep alanları olmak üzere çok katmanlı bir tanzim var. Bunları birbirine karıştırıyorsunuz. Konunun çerçevesini oluşturmayınca, izahı kabil olmuyor. Ya emir alanı ile hürriyet alanını karışıtıryorsunuz veya nehiy alanı ile mübah alanı vesaire

  11. S.a
    Sonunda olacağı buydu..
    Canınız sağolsun..
    Bu maçın galibi sizsiniz..
    Selamlar
    ???!!!

  12. Bu son cevabını kaçırmışım..Sanala elemde gezinirken yeniden gözüme çarptı. Bak dostum: Kullanılan ifadeleri Allah ve resulü üzerine taşımandır esas yakışıksız olan..Ben seninle muhavere yapıyorum; tabii ki Kur’an ve sünnet telakkisinin neliği noktasında..Dikkat eder misin, cevabi yorumlarında hakim otorite bağlamında cevap verip durmuşsun; her şeyi bilen, her dediği mutlak doğru olan; karşısındakinin dediği külliyen yanlış; tam bir ego şişirmesi hali yani!
    İlim adamlığı, aydınlık, entelektüellik bunu mu gerektiriyor şimdi?
    Hangi mantıktan bahsediyorsun? Senin mantığınla hareket ettiğimiz zaman mı kurtuluşa ereceğiz yani? Bu ne beylik laflardır böyle? Bir dolu da çalışılması gereken derslerden bahsetmişsin; ne diyeyim bilmem ki, fazlası yakışık almaz çünkü!
    Müslüman olup da yazar çizer takımlarının böyle şişinmeleri yok mu, hepten kahrediyor insanı..Bu saatten sonra neyine itibar edeceğim ben dediklerinin? Dön bak cevabi yazdıklarına, gururun ve kibrinle ne kadar övünsen yeridir..Beni bu tarz yazmaya zorlamak da son üslubun..
    Yakışızlık mış! Her ismini yazdığında sonuna “Risaletpenah” övgüsünü yerleştirdiğin Resulünden mi aldın bu örnekliği? Fahr-i kainat dediğiniz peygamberinizden mi öğrendiniz etrafınıza gurur, kibir saçmayı? Övgüde de yergide de aşırıya kaçtığını fark et artık, benden söylemesi! İyi niyetle başladığım bir muhabbeti, sabırsızlığınla bu derekeye çekmeyi başardın ya, ne diyeyim bilmem ki..
    Üzüldüm, gerçekten üzüldüm..

  13. Aynaya bakıp yazmış olmalısın ama gördüğün görüntüyü başkası zannediyorsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir