UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(09.03.2014)-TARAFIMIZ VE TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?

UKRAYNA GÜNLÜKLERİ-(09.03.2014)-TARAFIMIZ VE TAVRIMIZ NE OLMALIDIR?

Ukrayna krizinde Türkiye’nin tarafı ve tavrı ne olmalıdır, nasıl bir siyaset izlemeli, hangi stratejileri geliştirmelidir? Ukrayna meselesi, büyük kriz istidadı taşıdığı için, çok boyutlu siyaset, çok katmanlı strateji ve sayısız taktik manevra gerektirir. Kaba bir bakışla, sağ tarafta veya sol tarafta yerimizi almak gibi bir tavır takınamayız.

Siyasetimizin temelleri (sabitleri) nelerdir? Önce bu soruyu cevaplamalıyız. Nelerden vazgeçemeyeceğimizi bilmemiş şart, pahası ne olursa olsun vazgeçemeyeceğimiz esasları bilmeliyiz ki siyaset geliştirebilelim.

Türkiye’nin Ukrayna siyasetinin temeli, Kırım Türklerinin can, mal, namus emniyetinin teminat altına alınmasıdır. Bu siyasetin üzerine bina edilecek temel strateji ise Kırım’ın Ukrayna’da kalmasıdır. Ukrayna, Türkiye’nin baskı yapabileceği büyüklükte bir ülkedir, buna karşılık Rusya Türkiye’nin baskı yapabileceği bir ülke değildir. Kırım Ukrayna’da kaldığı takdirde Türkiye, oradaki Müslümanların can emniyetini korumak bakımından daha fazla güce sahip olur, Kırım Rusya’ya bağlanırsa, Türkiye’nin Rusya’ya baskı yapması mümkün olmaz.

Kırım Müslümanlarının can emniyetini ve istikbal planlarını geliştirebilmek için Ukrayna’da kalması halinde Türkiye garantör devlet (fiili anlamda) olabilir. Rusya’ya bağlanırsa, Kırım Müslümanlarının can emniyeti ve gelecek tasavvurları Rusya’nın merhametine kalır ve Türkiye de bu konuda Rusya’ya bağımlı hale gelir. Türkiye, bir müddet Rusya ile mücadele etme imkanına sahip olamayacaktır.

Kırım’ın Ukrayna’da kalması için geliştirilecek diplomatik strateji, milletlerarası hukuk da dikkate alındığında, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmaktır. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmak, hem milletlerarası hukuka uygun bir stratejidir hem de doğrudan Kırım meselesini gündeme getirmeden Ukrayna içinde kalmasını istemek demektir. Yani özel hedefimiz (siyasetimiz), genel siyasetlerin içine gömülmüş, böylece mesele sadece bizim gündemimiz haline gelmemiş, BM hukuku çerçevesinde geniş bir taraftar bulunmuş olur. Özel menfaatlerin genel siyasetler içine gömülmesi, ince bir stratejidir, sizi doğrudan hasım yapmaz.

*
Ukrayna ile ilgisi olmaksızın, dünya dengeleri gözönüne alındığında Türkiye’nin temel siyasetlerinden birisi, büyük güç dengelerinden birinin taraftarı olmamak, bağımsız kalmak ve her iki taraf ile münasebetlerini sürdürerek kendi menfaatlerini korumaktır. Ukrayna krizi, her iki tarafın da Türkiye’ye azami ihtiyaç duyacakları, Türkiye’yi gözden çıkaramayacakları, hatta Türkiye’nin arabulucuğuna bile muhtaç olacakları cinsten bir meseledir. Türkiye her iki tarafa karşı mesafesini korumalı, her iki tarafla münasebetlerini devam ettirmeli, kendi menfaatlerini milletlerarası hukukun prensipleri içine gömmelidir. Bu çerçevede, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunması, taraf olmasını gerektirmeyen bir prensip tavrı olacağı için, hem kendi menfaatini korumuş hem de taraf tutmadığı için diğer tarafın husumetini celbetmemiş olur.

Tarafsızlık ve denge siyasetinin temeli, tahterevallinin hafif kalan tarafında yer almak esasına dayanır. Hafif kalan (zayıf düşen) taraf, size daha fazla ihtiyaç duyacağı için, ondan daha fazla fayda elde etmeyi mümkün kılar. Fakat dengenin bir tarafı fazla zayıf ise, o tarafta yer almak, güçlünün husumetini celbedeceği için riskini yükseltir. Ukrayna misalinde Rusya ile batı arasında kurulan tahterevallide, taraflardan biri aşırı güçlü, diğeri ise aşırı zayıf değil, aşağı yukarı dengeye yakın bir güçler haritası mevcuttur. Rusya, hem sahaya daha yakın (komşu) olmasından hem de batının çöküş sürecinde bulunmasından dolayı biraz daha avantajlı durumdadır. Böyle bir denge (ve dengesizlik) halinde Türkiye’nin batıya yakın durması, dengeyi batı lehine belli belirsiz değiştirebilir. Bunun için batının Türkiye’ye ciddi tekliflerde bulunacağı anlamına gelir.

Türkiye’nin batı tarafında yer alması, hem Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün muhafazası ve buna bağlı olarak Kırım’ın Ukrayna’da kalması neticesini verebilir. Bir taraftan batıdan alacağı tavizler, bir taraftan Kırım Müslümanlarının can emniyetinin muhafazası bakımından uygun görünen bir siyasettir. Fakat batı, sözüne itimat edilmeyecek bir fahişe tabiatına sahiptir, bu sebeple Rusya ile uzun sürecek bir husumeti meydana getirecek bir siyaset izlememiz mümkün değil. Özellikle ABD coğrafyaya uzak olduğu için, Rusya ile derinleşen bir husumet, bizim aleyhimize olur.

Batı tarafında yer alacağımız pozisyon, milletlerarası hukukun ilkeleri doğrultusunda Ukrayna’nın toprak bütünlüğüdür. İlkeli tavır husumeti davet etmez, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunurken Rusya ile doğrudan münasebetleri devam ettirme imkanımız var. Toprak bütünlüğüne dair stratejimiz ise batı tarafında görüneceği için batıdan bu konuda tavizler alma imkanımız da mevcut.

*
Ukrayna, Rusya ile batının birbirine büyük zararlar verebileceği bir kriz potansiyeli taşıyor. Türkiye, sadece Kırım Müslümanlarının can emniyetini sağlayarak bu krizi kendi açısından yönetebilse bile, her iki tarafın birbirine vereceği zarardan dolayı, genel anlamda büyük bir fayda sağlayacaktır. En küçük faydası, Türkiye’nin milletlerarası kuşatmadan kurtulması olacaktır, bu faydasının kendiliğinden meydana gelecek olması ise Allah Azze ve Celle’nin ihsanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir