ÜMMETİN MAĞLUBİYET DEVRİ SONA ERDİ

ÜMMETİN MAĞLUBİYET DEVRİ SON ERDİ

Son Hizbullah-İsrail savaşının (2006) akabinde Hasan NASRALLAH’IN bir açıklaması vardı. “Ümmetin mağlubiyet devri sona erdi” demişti, açıklamasında. “İnşallah, inşallah” diyerek sevinç ve heyecanla içimden defalarca tekrarladığımı hatırlıyorum. Hasan Nasrallah’ın açıklaması, askeri alandaki mücadelelere atıf yapan bir muhteva taşıyordu ve siyasi (ve tabi ki diplomatik) ayağı hala eksikti. İsrail’in tarihinde ilk defa olmak üzere 13.01.2010 tarihinde “resmen ve sarahaten” Türkiye’den özür dilemesi ile mezkur hükmün siyasi ayağı da tamamlanmış oldu. Şimdi tam anlamıyla söylemek gerekir ki, “Ümmetin mağlubiyet devri sona erdi”.

Son birkaç asırdır sahada (cephelerde) askeri mağlubiyetlerin yaşandığı malum. Fakat askeri mağlubiyetlerden ziyade masada (siyasette ve diplomaside) daha fazla mağlubiyet yaşandığı vaka. Askeri alanlarda her ne kadar mağlubiyet yaşansa da mevzi zaferler her zaman kazanılmıştır. Lakin diplomatik mağlubiyet son iki asırda süreklilik göstermiştir. Bu manada Hizbullah’ın 2006 yılındaki askeri zaferi, bu gün diplomatik zafer ile tamamlandığı için tam bir zaferden bahsetmek mümkün hale gelmiştir.

2006 yılında Hizbullah’a karşı mağlup olan Yahudi terör örgütü, 2008 de daha zayıf olduğunu zannettiği Hamas’a Gazze’de saldırdı. Biraz da 2006 yılındaki mağlubiyetin oluşturduğu psikolojik travmaları tedavi etmek için başlatılan Gazze işgali de aynı akibete uğradı ve İsrail’in mağlubiyeti tescillendi.

*

Son dönemde Türkiye tarafından İsrail’e yönelik bir operasyon sürdürülüyor. İsrail’i kuşatma operasyonu… Türkiye, İsrail’i komşuları ile kuşatıyor. Türkiye’nin komşuları ile başlatılan “sıfır problem” stratejisi geliştirilerek ikinci safhasına girdi. İkinci safha, İsrail’in komşuları ile yürütülen görüşmelerle, stratejik ilişkiler kurma noktasına geldi. Bu operasyon neticelendiğinde İsrail bu coğrafyada kuşatılmış olacak. İsrail’i kuşatma operasyonunda eksik kalan tek halka, Mısır’dır. Mısır’ın İsrail yanlısı direnişi karşısında kuşatmanın tamamlanamadığı görülmektedir. Fakat bu noktada Türk hariciyesi doğru bir hamle ile Mısır’ı da içine alacak şekilde ikinci halkayı uygulamaya koymuştur. Libya ve Sudan ile geliştirilen ilişkiler, Mısır’ı da içine alan ikinci kuşatma halkasını örmeye başlamıştır.

Filistin başbakanı İsmail HENİYE’NİN kerameti gerçekleşiyor. 2008 yılındaki son İsrail-Gazze savaşında İsmail HENİYE, “Bu Furkan savaşı olacak, bu savaşın öncesi ile sonrası bir olmayacak…” demişti. Evet, aynen öyle oldu. İyi ile kötü, güzel ile çirkin, doğru ile yanlış, faydalı ile zararlı furkana tabi tutuldu ve ortaya çıktı. (Furkan, iyi ile kötünün birbirinden tefrik edilmesi). Esas olan iyi ile kötünün birbirinden seçilir hale gelmesiydi. Bu manada Yiğit İsmail HENİYE, tarihi bir tespitte bulunmuştu o savaş ile ilgili olarak… O savaşta iyi ile kötü birbirinden ayrıldı ve Mısır ilk defa o kadar açık şekilde kötünün yanında oldu. Ve anlaşıldı ki, İsrail’i kuşatabilmek için Mısır’ı da kuşatmak gerekecek… O tarihten bu güne kadar Mısır ile yapılan görüşmelerden hiçbir netice alınamadı ve Mısır, “Gazze’ye yol açık konvoyunda” suçüstü yakalandı.

“Gazze’ye yol açık konvoyu”, İsrail’e karşı diplomatik başarının misallerinden biri olduğu kadar Mısır’ı da kuşatma halkasının içine alma ihtiyacının meşruiyet malzemesini oluşturmuştur. Mısır’ın konvoy ile ilgili aşırı hassasiyet ve mukavemet göstermesinin sebebi, İsrail ekseninden çıkmak istememesi halinde kendisinin de ümmetin kuşatma harekatına muhatap olacağını anlamasıdır. Mısır’ın tüm mukavemetine rağmen konvoyun Gazze’ye girebilmiş olması, (Mısır’ın buna müsaade etmek zorunda kalması) kuşatmanın, Mısır’ı da içine alacak çapta genişleyeceği iradesinin gösterilmesindendir.

İsrail’in çıkardığı Kurtlar vadisi bahaneli diplomatik krizin arkasında bulunan asıl sebep, diplomatik kuşatmayı fark ettiği ve bu kuşatmayı yarmak zorunda olduğudur. Mısır ile beraber Gazze’yi kuşatma altında tutarken, Mısır ile beraber kuşatıldığını fark etmek İsrail’de “panik atak” oluşturmuştur. İlerleyen zamanda bu panik atağın tezahürlerini daha çok göreceğiz. Zira içine düştüğü durum, nerdeyse nefes alamayacak hale geldiğini göstermektedir.

*

Ümmet, tarihindeki önemli bir virajı dönüp mağlubiyetler devrini kapattığına göre, şimdi yeni bir ruh, yeni bir heyecan, yeni bir enerji, yeni bir akıl, yeni bir anlayışla yeni dönemin muhtevasına uygun hamleler yapmalıdır.

Genelde tüm dünya ve özel de ise batı dünyası hiçbir zaman bu kadar müsait olmamıştı. Batının kendi başının derdine düştüğü bir dönemde ümmetin büyük silkinişler yapması ve büyük hamleler gerçekleştirmesi için zaman fevkalade uygundur. Son iktisadi buhranlarda da görüldü ki, dünya, hayatın her alanında yeni fikirlere ve teşkilatlara muhtaçtır. Tüm dünya, ideolojik peşin fikirlerden mümkün olduğu kadar uzaklaşmış ve yeni fikirlere açık hale gelmiştir. İslam’ın batı tarafından ideolojik ve kültürel olarak birkaç asırdan beri kuşatma altında tutulduğu hatırlanırsa, yeni dönem daha iyi anlaşılır. Son birkaç asır göz önüne alındığında ilk defa İslam’ın dünyaya söyleyecek sözünün dinleneceği bir iklim oluşmuştur.

Mağlup medeniyetin mensuplarının dünyada dinlenmeyeceği düşüncesi, teorik olarak değilse de pratik olarak doğrudur. Son birkaç asırdır İslam’ın dünyaya bir şey söyleyemediği doğru fakat söylediği takdirde de dinlenmeyeceği başka bir doğrudur. Şimdi, tüm dünyanın gözü önünde cereyan eden mücadeleler göstermiştir ki, artık ümmet mağlubiyet devrini kapatmıştır. Fikirlerin umumiyetle psikolojik altayapıya dayandığı çağımız dünyasında siyasi ve askeri zaferler kazanmaya başlayan bir dünya görüşünün dinlenmesi için şartların oluştuğu vakadır.

Elde edilen askeri zaferlerin küçük olduğu ile ilgili itirazlara tevessül edilmemelidir. Askeri zaferlerin küçük olduğu iddiası yanlıştır. Savaşların küçük çaplı olması ile zaferin küçük olması aynı şey değildir. Savaş küçük ama zafer büyük olabilir. Gazze ve Hizbullah savaşları çap olarak küçüktür ama zafer olarak fevkalade büyüktür. Zira dünyanın en iyi eğitimli ve donanımlı ordusuna karşı, küçük askeri birimlerle yapılan bir savaştır. Birbiriyle mukayese edilemeyecek kadar farklı kuvvetlerdeki iki askeri güçlerden büyük olan küçük olana karşı zafer kazandığında bu zafer “küçük zaferdir” fakat küçük olan büyük olana karşı zafer kazandığında bu zafer “büyük zaferdir”.

Askeri ve siyasi zaferlerden elde edilen enerjinin fikri sahada kullanılması ve büyük fikirlerin üretilmesi ve dünyaya sürülmesi zamanı gelmiş olmalıdır. Ümmetin her alanda ve anlamda seferberlik ilan etmesi gerektiği açıktır ama özellikle de “fikri seferberlik” ilan etmesi birinci ihtiyacıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir