ÜSLUBUMUZLA İLGİLİ AÇIKLAMA

ÜSLUBUMUZ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA
İslamcılık tartışması ile ilgili yazılarımızda üslubumuza dönük bazı tenkitler ve teklifler var. Bu hususta bir açıklama yapmak ihtiyacı hasıl oldu.
Tenkitler şunlar; sert bir üslup kullandığımız, kırıcı olduğumuz, yer yer ağır bir dil kullandığımız ila ahir… Üslubumuzdan dolayı da tartışmaya katkı sağlama düşüncemizin tam olarak gerçekleşmediğini düşünenler var. Elektronik postaların umumi şikayetleri bunlar.
Öncelikle bir hususu beyan edelim; İslamcılık tartışması, taraf olduğumuz bir tartışmadır, tarafımız da İslamcılardır. Medyada ilk defa (muhtemel neticeleri bakımından) bu kadar verimli bir tartışma başladı. Bu tartışmaya ancak katkıda bulunmak niyetindeyiz, katkıda bulunmanın dışındaki tüm çabaları da lanetliyoruz. Bu tartışmanın, Müslüman için bir fikir sıçramasına vesile olacağını zannediyoruz ve bu zannın gerçek haline gelmesi için her Müslümanın bir şekilde katkıda bulunma mesuliyeti olduğunu düşünüyoruz.
Üslubumuza gelince, biz tartışmaya “dışarıdan” değil, “içeriden” katılıyoruz, yani bu tartışmaya tarafız. Dışarıdan gelen taarruzlara karşı kendini İslamcı olarak tarif eden ve bu noktada mevzilenenlerin yanı başındayız. Bu hususu daha önceki bir yazımızda (İslamcılık meselesi yazı serimizle ilgili bir açıklama) ifade ettik, tekrarında da mahzur yok. Tartışmaya içeriden katılanların mesuliyeti ise, “muhteva üretmektir”. Tartışma, sadece cephede (dışarından taarruz edenlere karşı) yürütülürse, kendisinden beklenen maksat hasıl olmaz. Mevziimizi ve mesuliyetimizi tespit ettikten sonra üslup ile ilgili tenkitleri cevaplayabiliriz.
Üslubun sert olduğuna dair tespit, dışarıdan bakınca doğru görünüyor. Özellikle de “hariciler” (sağol Nurettin Saraylı) meydan yerine çıktığı günden beri, üslup daha da sert görünmeye başladı. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus şu; cephe hattındaki temas ile muhteva üretimindeki temas farklı üsluplara tabidir. Muhteva üretimi, “hakikat kaygısı” ile doğrudan ilgili olduğu, zaten hakikati aramak çabasında bulunduğu için, hem fikir ağırdır hem dil ağırdır hem de üslup… Üslubun ağırlığı ise “mevzuun” kıymetindendir.
Tartışmalarda İslamcıların mevzii doğrudur ama mevziin güçlendirilmesi, tezyin edilmesi, genişletilmesi, derinleştirilmesi gerekiyor. Bu ihtiyaç ancak muhteva üretimi ile gerçekleştirilebilir. Birbirimize hediyeler (iltifatlar) göndererek olmaz. Hakikat kaygısının tabii neticesi olarak, tartışmada ortaya çıkan “doğruları” tespit, kabul ve ilan etmek, zaruret olduğu gibi, yanlışları, sığlıkları, eksiklikleri de tespit ve beyan etmek de mesuliyetimize dahildir.
Üslubun sertliği(!), muhtevanın ehemmiyetindendir. Muhteva derinleştikçe de, üslup sertleşir. Aslında bu durum “sertleşme” değil, mevzuun ehemmiyetinin artmasıdır. Dışarıdan üslup sertleşmesi olarak görülen bu durum, doğrudan muhtevanın neticesidir. Zor meseleler, ağır konular, derin bahisler, gevezelik cinsinden bir üslup ile konuşulmaz. Üslubun sertliğinden kasıt, hakaret gibi “kural dışı” ifadelerse, biz de onlar yok. Olmamasına hassasiyet gösteriyoruz. Fakat meselenin derinleştiği yerde, mesela “anlamamış” demek, hakaret değil, tespittir. Bu tespit yanlış olabilir ama tespit olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Buna mukabil, hiçbir izah yapmayan birinin, muhatabına, “anlamamış” demesi, hakarettir. Biz, tenkitten önce tefekkür ediyoruz, sonra tenkidimizin neticesini de tefekkür ediyoruz.
Tenkitlerimizin ve üslubumuzun ağırlığı, aslında fikrimizin ağırlığındandır. Bu husus farkedilirse sanırım pek problem kalmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir