UZAY TASAVVURUNDAKİ YANLIŞLAR-4-

*Sistematik yanlışlar
Varoluş dairevi hareketle kabildir. Bu anlamda hareketin düz olma ihtimali kadar kâinatın düz olabilme ihtimali de yanlıştır. Hareketin düz olmadığı fizik olarak tespit edilmiş olmasına rağmen, kâinatın düz olabilme ihtimalinin hala konuşulabilmesi ilginçtir.
Hareket varoluşa doğru akıyorsa (ki öyledir) düz bir hat üzerinde gerçekleşmesi kabil değildir.
Düz bir hareket kabil olmadığı gibi anlamlı da değildir. Düz hareketin olgunlaşma ve kendini tamamlama imkânı yoktur.
Hareketin bir hedefinin olduğu veya olması gerektiği düşüncesi, hareketin düz bir hat takip etmesini ilzam eder. Kâinatta düz bir hareket yoktur. Hedef düz bir hareketin özelliği ise kâinattaki hareketin ve buna bağlı olarak varlığın bir hedefinin olmadığını kabul etmek gerekmeyecek midir?
Kâinattaki varlığın bir hedefinin olmadığı doğrudur. Fakat varlık kendi dışında bir hedefe sahip değildir ve yönelmemiştir. Hareketin hedefi vardır ve bu hedef kendisidir. Bu sebeple hareket dairevidir ve öncelikle kendi ekseninde döner.
Kendi ekseninde ve başka merkezlerin çevresinde döner zira düz bir hat takip etmesi halinde gidebileceği düşünülen hedefe götürebileceği bir şey yoktur.
Varlığın hedefi kendisidir zira kendi varoluşunu tamamlayamamıştır. Varoluş süreci, varlığı bir merkez etrafında çevirir.
*Şuur ve kâinat
Kâinatta varolan ve hareket eden varlıkların şuur sahibi olup olmaması farklı iki kavrayış sistemi gerektirir.
Şuur veya şuurun müdahalesi ihmal edilerek (sıfır kabul edilerek) yapılacak olan kâinat tasavvuru, şuurun müdahalesi sözkonusu olduğunda temelinden değişir.
Şuur, kâinattaki varoluş sürecine müdahale edebilen bir güce sahiptir. Maddenin mahiyetinden kaynaklanan hareketin tabiatı ile şuurlu varlığın hareketinin tabiatı aynı değildir ya da aynı olmamak kudret ve imkânına sahiptir. Bu anlamda tabii hareket ile şuurlu hareketi birbirinden net bir şekilde tefrik etmek gerekir.
Kâinatta yaşayan şuurlu varlık olarak insanın hareketlerinin (şuurlu hareketlerinin) kâinattaki toplam hareket içinde bir değeri ve ağırlığı olmadığı ve kâinattaki hâlihazır denge ile müstakbel dengeye etkisinin olmayacağı düşüncesi doğru değildir. Kaba bir bakışla (maddi miktar hesaplarıyla) insanların toplam hareketlerinin gerçekten bir ağırlığı olamayacağı görülmektedir. Hatta insanlığın yaşadığı mavi gezegenin hareketleri ve bu gezegenin içinde bulunduğu güneş sisteminin hareketlerinin dahi kâinat ölçülerinde bir öneminin olmayacağı düşünülebilir. Fakat şuur, varlığın mahiyetini ve buna bağlı olarak hareketin mahiyetini (hakikatini değil) değiştirme imkânına sahiptir. Bu varoluş sürecine nüfuz (ve belki de müdahale) edebilmektir.
Varlığın mahiyetini değiştirebilme imkânı, varlığı olduğundan başka türlü anlamayı veya varlıktan mahiyetine muhalif tepkiler alabilmeyi mümkün kılar. Varlıktan alınan tepkilerin, varlığın mahiyetine uygun tepkiler olmaması aynı zamanda varlığı anlamamak ya da yanlış anlamak noktasına götürebilir.
Fizikte yapılan deneyler dahi varlığın mahiyetine müdahale özelliği taşıyabilir ve mahiyetine müdahale edilen varlıktan alınan tepkiler ile müdahale edilmemiş varlıktan alınan tepkilerin aynı olmama ihtimali, varlığı doğru anlamadığımız neticesini çıkarır. Fizik deney neticede şuurlu bir tasavvurdur ve bu tasavvur suni bir uzay (bir anlamda mikro uzay) oluşturmaktır. Suni uzayı kompoze eden şuur mutlaka ona müdahale etmiştir. Müdahalenin katkı nispeti veya önemi, varlığın mahiyetini tayin edecek noktalara kadar ulaşabilir.
Şuurun kompoze ettiği mikro uzay, gerçek kâinatın eşdeğeri veya bizzat kendisi olmayacaktır hiçbir zaman. Kâinatı kuşatabilecek tasavvur güçlüğü (imkânsızlığı demek gerekir belki de) mikro kâinat tasavvurunu, kâinatın “bölge özelliklerine” mahkûm edecektir. Buna rağmen her kâinat tasavvurunda veya teoride birçok bilginin doğrulanabilir olmasının sebebi kâinatın o bölgesinde (parçasında) gerçekleşebiliyor olmasındandır. Tüm kâinatta geçerli olduğunu bilme imkânına iki sebeple sahip olamıyoruz. Birincisi tüm kâinatta test etme imkânımız yoktur, ikincisi zaten tasavvurumuzu parça tasavvur olarak ele almayıp tüm kâinat tasavvuru şeklinde inandığımız için kâinatın başka yerlerinde test etme ihtiyacı duymuyoruz.
Şuur idrak ederken sadece dışarıda olanı (objeyi) idrak etmez. Objeyi süje ile harmanlayarak idrak edeceği için objeden elde edilen bilgi ve malzemelerden başka idrak malzemelerine de sahiptir. Objeden elde edilen bilginin değiştirilmesi veya obje dışında bir kaynaktan bilgi elde edilmesi halinde obje dışı bilgiden bahsediyoruz demektir. Obje dışı bilgi objeye tatbik edildiğinde objenin ekseninin kayması ihtimalini öngörmek gerekiyor. Şuur bu mekanizmaya sahiptir. Bu imkân kâinatta sadece insanda olsa gerek.
Şuurun olmadığı durumda kâinat tek gerçeklik olarak görülebilecekken, şuur olduğunda kâinatta iki gerçeklik ortaya çıkar. Süje ve obje… Bu düalist yapı, varlığın (ve kâinatın) anlaşılmasını mümkün kıldığı gibi, anlaşılmasının önündeki en büyük engellerden biridir.
Şuur ve kâinat ikilisinin en önemli özelliği, şuurun idrak eden, kâinatın idrak edilen olmasıdır. İdrak edilemeyen, idrak sahibi için yok hükmünde olduğundan dolayı, kâinat kendini ele verdiğinde (idrak edilebildiği nispette) varolabilmektedir. Bu durum kâinatın merkezini şuura taşır.
Şuur kâinata yöneldiğinde idrak kapasitesince onu ihata eder. İdrak ettiği nispette ona dair doğru bir tasavvura sahip olabilir. Bir kâinatın kendisi vardır, bir de şuurun kâinatı vardır. Kâinat “her ne ise odur” ama şuurun kâinatı insanın kâinatıdır.
Şuur, kâinatı ne kadar idrak edebilirse ona paralel bir kâinat tasavvuruna sahip olur. Kâinatta bulunan tüm varlık ve vakıalar afakî (objektif) olarak varolabilme imkânlarının dışında bir de şuura göre var ya da yokturlar. Problem tam da bu noktada ortaya çıkar.
Kâinat tasavvuru şuurun idrak kapasitesiyle sınırlıdır. Bu anlamda kâinata yönelen kavrayış kâinatın kendisi kadar önemlidir. İdrak edemediğini imha eden (veya yok sayan) bir şuur, aynı zamanda idrak etmenin önündeki en büyük engellerden biridir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir