UZAY TASAVVURUNDAKİ YANLIŞLIKLAR-1-

UZAY TASAVVURUNDAKİ YANLIŞLIKLAR-1-
*Genel olarak uzay tasavvuru
Kâinat o kadar girift bir yapıya sahiptir ki, fizik biliminin “takdim”inde şunu yazması gerekir. “Kâinatta, belirli şartlarda doğrulanmayacak hiçbir fikir veya teori olmadığı gibi belirli şartlarda tekzip edilmeyecek teori de yoktur”. Gerçekten kâinat o kadar engindir ki, deli saçması zannedilen bir fikrin, kuralın, teorinin dahi kâinatın her hangi bir yerinde ve her hangi bir zamanda geçerli olduğu ispatlanabilir. Tasavvur ve tahayyül edilebilecek her türlü fikir, kâinatta bir an ya da bir noktasında gerçekleşebilir. Bu düşünce, küçücük bir kuraldan kapsayıcı teorilere kadar tüm zihni üretimler için caridir.
Fizik biliminin zemini uzay tasavvurudur. Teoriler ve kanunlar, uzay tasavvuru üzerinde kurulurlar ve fizikteki her açıklama uzay tasavvuru denilen çerçeveyi kullanır. Temelde uzay tasavvurunun yanlış olması, tüm teorilerin ve kanunların yanlış olabileceği anlamına gelir. Ne var ki, yukarda ifade ettiğimiz gibi, her uzay tasavvuru birçok açıklama ve teoriyi besleyebilir. Yanlış olduğunun anlaşılması için, tasavvura sığmayacak kadar ileri derecede keşifler yapılmış olmalıdır.
Gözle görülecek, elle tutulacak kadar gerçek ve yakın olan varlığın, kendini ele vermemek konusundaki bu ısrarı çok ilginçtir. Madde, her uzay tasavvurunda özellik değiştirmekte veya maddenin yeni bir özelliği keşfedildiğinde uzay tasavvuru değişmektedir. Problem kaynağı tabii ki, uzay tasavvurudur. Neticede madde ile ilgili tasavvurlar dahi tasavvur edilen uzayın özelliklerine göre şekillenmektedir.
Bilimin, fikrin arkasından geldiği ve onu takip ettiği doğrudur. Tasavvur (ya da teori) fikirdir ve bilim bunun ispatını yapar veya içini doldurur. Tasavvurun mevcut bilimin verilerini kullanması onun fikir olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu anlamda bilim batıda felsefenin açtığı yoldan ilerleyebilmiştir. Batıda felsefenin bitmesinden sonra bilimdeki ilerlemenin de durduğu gözden kaçmaktadır. Gerçekten bu günkü fizik biliminin temel teorileri yirminci asrın en fazla ortalarına kadar geliştirilebilmiş ve o zamandan bu yana yeni bir teori geliştirilememiştir. Yeni bir teori geliştirememek, bilimdeki gelişmelerin de durduğu anlamına gelir. Zira ciddi keşifler olsaydı yeni teoriler ortaya çıkacaktı. Son yarım asırdır uzaydaki yıldızları saymak ve onlara isim vermekle meşgul olan fizik biliminin, filozof ya da “filozof bilim adamları” kalmadığı için ilerlemediği de anlaşılamamaktadır.
Uzay tasavvurlarının yanlışlığı bir tarafa, yeni bir tasavvur geliştirilemediği için bilimin ilerlemesinin durması ayrı bir problemdir. Eksik de olsa yeni bir tasavvur, yeni hamleler ve yeni keşifler demektir. Fizik biliminin her zamankinden daha fazla bilgi, malzeme ve imkâna sahip olmasına rağmen yeni tasavvurların (teorilerin) geliştirilememesi, bilimin değil felsefenin zafiyetindendir.
*
Uzay-zaman tasavvurundaki temel yanlışlık, uzayın üç boyutlu olarak kabul edilmesi ve buna zamanın eklenmesiyle dört boyutlu bir tasavvura ulaşılmasıdır. Madde tasavvuru ile uzay (kâinat) tasavvuru birbirine karıştırılıyor. Maddenin üç boyutlu olması (zaman ile dört boyutlu kabul edilmesi) doğru olsa dahi, uzayın (kâinatın) üç boyutlu (veya dört boyutlu) olması gerekmez. Mesela on boyutlu bir kâinat tasavvur edilebilse, bu kâinatta hem üç boyutlu ve hem de dört veya daha fazla boyuta sahip varlığın bulunması mümkündür. Gerçi uzay-zamanın on boyutlu veya daha fazla boyutlu olduğuna dair düşüncelerin bulunduğu doğrudur. Fakat bu düşünceler dört boyutlu uzay-zaman tasavvurunu aşamamakta ve on boyutlu kâinat tasavvurunu ortaya koyamamaktadır. Varlığın özellikleri, varlığı ortaya çıkaran zeminde mutlaka vardır ama zeminin özellikleri, bilinen varlığın özelliklerinden ibaret olmak zorunda değildir ve mutlaka farklı ve fazla özellikleri vardır.
*Zaman ile ilgili yanlışlar
Uzay-zaman tasavvuru, üç boyutlu uzaya dördüncü boyut olarak zamanın eklenmesiyle oluşturulan aslında ilkel bir düşünme biçimidir. Zaman ile ilgili doğru kavrayış olmadığında, zamanın maddeye olan etkisini tersine çevirip, zamanı maddeye eklemlemek, uzay tasavvurunu zafiyete uğratmaktadır.
Zaman maddenin dördüncü boyutu değildir. Zamanın madde ile irtibatı, zamanın maddenin dördüncü boyutu olarak kabul edilmesindeki tasavvurdan daha fazladır mutlaka. Fakat zamanı maddenin dördüncü boyutu olarak anlamak, onu maddenin özelliği haline getirmektir. Maddenin zamana nispet edilmesi gerekirken kavrayışı ters çevirip zamanı maddeye nispet etmek, temel bir yanlıştır. Bu nokta zaman ile maddeyi birbirine karıştırmaktır.
Zaman, maddenin varoluş amilidir. Zaman, mekân ile temas etmediğinde madde meydana gelmemekte ve varoluş süreci başlamamaktadır. Zaman varoluş sürecinin muharrik kuvvetidir.
Zamanı doğrusal bir akış olarak anlamak veya zamanın doğrusal bir akışa sahip olduğunu düşünmek, onu hareket ile karıştırmaktır.
Zamanın bir hız ölçü birimi olduğu veya hız ile aynileştirilebileceği düşüncesi yanlıştır. Özellikle ışık hızını zamanın ölçüsü olarak anlamak idrak zafiyetidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir