Yağmur

Yağmur

Akşamın pay someone to write my paper geceye dönen yüzü… yüzüme döne döne inen yağmur.

Yağmurlar yağmasaydı bu taşra kasabasını sevmeyecektim belki. Yağmurlar yıkamasaydı içimi, nicedir aynalarda bulanıklaşan zihnimi, zihnimin solgun fotoğraflarını bu denli berrak bulmayacaktım karşımda.

Bileğime çevirdiğim usturayı kırmayacaktım belki.

Rüzgârın sırtına aldığı kömür kokuları, sanki derin bir sarhoşluktan artakalan geceyi kovan bir kahve gibi ayıktırmayacaktı beni.

Ben ki aynada her sabah annemle yüz yüze. Ne kadar da benziyorum anneme günden güne…

Yıllar önce o bakır leğende kendi çocukluğunu mu yıkamaktaydı bilmeden. Ellerinin kına kokusu vardı.. ellerimde şimdi tütün kokusu.

Bir halk türküsüdür annem, sabah namazlarından sonra kalbimi tarar. Aynaların buğusunu tülbendiyle aralar.
Ve ayrı şehirlerde üstümüze biriken bu yağmur aramızda esneyen bir kapıdır.

Ben hep gurbet şehirlerinde gün bitiminin bir tılsımı olduğuna inanırım. Akşam, aya sırmalar giydirerek sunar geceyi. Geceler beni hep kendi yüzüme çevirir. Orada hayatın iki ucu vardır; yaşamak ve ölmek.

Yaşam ve ölüm arasında sarkaçlanan kalbimi akşamın tılsımı ölüme dirençli kılar. Ve akşamın tılsımıyla ölüme tahammül edebilirim.

Ve ben şimdi, şu anda, şu yağmur yağmasa belki kendi yağmurumu tanımlayabilirim…

ömer karayılan

Share Button

Yağmur” üzerine bir düşünce

  1. Şair Erdem Bayazıt’ın bir şiiri
    SANA, BANA, VATANIMA, ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR

    ”Telgrafın tellerini kurşunlamalı”

    Öyle değildi bu türkü bilirim

    Bir de içime

    -Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-

    Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek

    Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen

    Haberler bilirim mektuplar bilirim.

    Gamdan dağlar kurmalıyım

    Kayaları kelimeler olan

    Kırk ikindi saymalıyım

    Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma

    Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından

    Baştan ayağa ıslanmalıyım

    Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.

    İçimde kaynayan bir mahşer var

    Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar

    Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde

    Ya da çamaşır sererken bahçelerinde

    Birden alıverirler kara haberini

    Okul dönüşü bir trafik kazasında

    Can veren oğullarının.

    Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim

    Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş

    Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine

    Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin

    Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan

    Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde

    Örneğin Hint Okyanusu gibi derin

    İsyanın kapkara sularına dalan.

    Nice akşamlar bilirim ki

    Karanlığını

    Bir millet hastanesinde

    Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda

    Başını kalorifer borularına gömmüş

    Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden

    Haber sormaya korkan

    Genç kızların yüreğinden almıştır.

    Bir de baharlar bilirim

    Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği

    Anadolu bozkırlarında

    İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru

    Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen

    Cesur otobüs pencerelerinden

    Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen

    Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında

    Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının

    Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken

    Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

    Yazlar bilirim memleketime özgü

    Yiğit köy delikanlılarının

    İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları

    Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan

    Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan

    Diğeri kan ter içinde yayla yollarında

    Mavzerinin demirini alnına dayamış

    Yüreği susuzluktan bunalan

    İçinden mahpushane çeşmeleri akan

    Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp

    Apansız silahına davranan

    Nice delikanlıların figüranlık yaptığı

    Yazlar bilirim memleketime özgü

    Güzler bilirim ülkeme dair

    Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir

    Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha

    Kalbim gibi

    Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri

    Titreyen kenar mahalle çocukları

    Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için

    Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.

    Kadınlar bilirim ülkeme ait

    Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

    Göğüsleri Çukurova gibi münbit

    Dağ gibi otururlar evlerinde

    Limanlar gemileri nasıl beklerse

    Öyle beklerler erkeklerini

    Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.

    İsyan şiirleri bilirim sonra

    Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden

    Harfler harp düzeni almıştır mısralarında

    Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır

    Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda

    Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.

    Müslüman yürekler bilirim daha

    Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet

    Eller bilirim haşin hoyrat mert

    Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır

    Her kırışığı sorulacak bir hesabı

    Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.

    Bütün bunların üstüne

    Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim

    Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

    Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli

    Adın kurtuluştur ama söylememeliyim

    Can kuşum, umudum, canım sevgilim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir