YENİ İTTİFAK DENKLEMİ BATI-DOĞU-İRAN

YENİ İTTİFAK DENKLEMİ BATI-DOĞU-İRAN
Suriye’de devrim süreci uzadıkça, iç savaş derinleştikçe Suriye merkezli dünya siyasi denklemleri farklılaşıyor. Bu konuda şaşırtıcı gelişmeler var, batı bloku, doğu bloku ve İran, Suriye ile sınırlı kalmak şartıyla aynı denklemin aktörleri haline geliyor. Neler oluyor, nasıl oluyor da bu ülkeler ve bloklar aynı denkleme giriyorlar?
Öncelikle bir hususu tasrih edelim; milletlerarası münasebetlerde bir ülke, başka bir ülkeyle bir konuda müttefik, başka bir konuda düşman ilişkiler kurabiliyor. Toptancı yaklaşımlar soğuk savaş dönemiyle birlikte bitti, kaldı ki o dönemde bile batı bloku ile Sovyet bloku kapalı kapılar arkasında birçok konuda ittifak yapmışlardı. Bunların arşivlerinin bile açıklandığı, bilindiği bu gün, iki ülkenin bir konuda müttefik başka bir konuda düşman olmasını garip karşılamamak gerekiyor.
Batının Suriye merkezli siyasi tavır alışlarını değiştiren en mühim hadise, devrim sürecini tamamlamış Arap ülkelerinde yapılan seçimlerden Müslümanların iktidara gelmiş olmasıdır. Batı, Arap ülkelerindeki mevcut diktatörlerle zaten çok derin işbirliği ve ittifak içindeydiler, halk isyanı başladığında diktatörlüklerin dayanamayacağını ve mutlaka yıkılacağını anladıkları için halktan yana tavır koydu. Süreci bitirmiş olan ülkelerdeki seçim sandıklarından çıkan iktidarları görünce, halka destek vermekle elde etmeyi umdukları neticelerin ve faydaların hayal olduğunu gördüler.
Halk hareketleri başladığında, taraflarını, kamuoyu önden açıkça ilan ettikleri için, bu gün siyaseten taraf değiştirmeleri zor görünüyor. Fakat kamuoyuna yönelik açıklamaları ile gizli görüşmeleri birbirine zıt mahiyet taşıyor. Suriye’de Yezid yönetimini desteklemeseler de, muhaliflere verdikleri tüm destekleri kestiler. Rusya merkezli olduğu görülen doğu bloku ile çok açık bir kamplaşmaya gittikleri üç beş ay öncesine nispeten şimdi aralarında hiçbir ihtilaf olmadığı görülüyor.
Batının siyasi çizgisini değiştirmesinin mühim sebeplerinden birisi de, Suriye ve İran’ın, kendilerini açıkça Müslümanlar karşısında mevzilendirmeleriydi. Hatırlayalım, Esed denilen Yezid, batılılara verdiği mülakatta, “kendisi gittiği takdirde radikal İslamcıların iktidara geleceğini ve bundan da en büyük zararı batının göreceği” açıklamaları vardı. Bundan bir müddet sonra İranlı bir yetkilinin Cumhuriyet Gazetesine verdiği mülakatta, “cihatçıların sınırlarımıza kadar geldiği, Suriye düşerse bundan Türkiye’nin büyük zarar göreceğini” söylemişti. Esed denilen Yezid parçasının Müslümanları düşman ilan etmesi karakterinin temel özelliklerindendir ama İran’ın batıya ve Türkiye’deki laik, ateist, Kemalist kesime Müslümanları şikayet etmesi, İran’ı ve Şia’yı fazla tanımayanlar için anlaşılmaz göründü. Bu açıklamalar, Esed yönetiminde ve İran kampında bulunan Suriye’yi, batının menfaatlerine dokunmayan, buna mukabil hesapsız Müslüman öldürebilen bir yetki talebiydi. Bu talebin kelimesine bile dokunmadan kabul edildiği anlaşılıyor.
İran’ın ABD ile ilk ittifakı değil bu… Irak’ta da İran ve Şia, ABD ile gizli ittifak yapmış ve geceler boyu bastıkları evlerde Müslüman katletmişlerdi. Bunun mükafatı olarak da ABD, Müslüman direnişçilerin hesabının görülmesinden sonra ülkeyi İran’a ve Şiilere bırakıp çekildi. Aynı işi Afganistan işgalinde de Taliban’a karşı yaptı. Kamuoyunun önünde ABD’ye düşman olduğunu söyleyen İran, gerektiğinde onunla ittifak yapmaktan çekinmiyor. Ahlaksızlığının derinliği, ABD ile ittifak yapmasında değil, bu ittifakı Müslümanlara karşı yapmasında.
Oysa mesele gayet açık, “doğru bir iş” için ABD ile de ittifak yapılabilir, “yanlış bir iş” içinse ABD’ye düşmanlık yapmak bile gerekmez. Bizim doğru-yanlış ölçülerimizin deposu İslam olduğuna göre, bırakın ABD’yi, Müslümanlara karşı, onları katletmek için hiçbir ülkeyle ittifak yapamazsınız. Fakat İran, her üç ülkede de (Afganistan, Irak ve Suriye) Müslümanları kitlesel olarak katletmek için dünyadaki büyük devletlerle (ABD de dahil) ittifak yapmaktan imtina etmiyor.
*
Batı dünyası, Arap halk ayaklanmasıyla başlayan hareketliliğin, İslam mecrasına döküleceğini, bunun da özünde batı karşıtlığını da ihtiva ettiğini gördü. Türkiye’nin de böyle bir çabasının olduğunu, özellikle süreçlerini tamamlamış olan ülkelerle Türkiye’nin oluşturmaya çalıştığı ittifakların, sıradan siyasi ittifaklar olmadığını, yavaş yavaş bir İslam blokunun inşa edilmeye çalışıldığını anladı. Bu çapta bir fikri-siyasi varoluş çabasının ortaya çıkaracağı blok, İran’a nispetle dev boyuttadır. İran’ın çevresinde oluşan küçük, dar ve mezhepçi yobazlığın meydana getirdiği/getireceği siyasi blokçuk, batı için nimet sayılacak cinstendir. ABD ve batılı ülkelerin İslam coğrafyasındaki üç büyük (Afganistan, Irak, Suriye) operasyonunda İran’ın batı ile işbirliği yaptığı hatırlanırsa, dev İslam blokunu, içinden ve ortasından bölecek, sürekli bir iç çatışma ihtimalini besleyecek, gerektiğinde Müslümanları birbiriyle savaştıracak bir İran/Şia blokunu tercih edecektir. Mesele, İran ve Şia blokunun buna yanaşıp yanaşmayacağıydı, üçüncü deneme olan Suriye konusunda da İran ve Şia cenahı son zamanlardaki Müslüman düşmanı beyan ve tatbikatlarıyla batıya istediklerini verdi.
Suriye tabii ki mühim değil. Batı, İslam coğrafyasındaki ayaklanmaların, “asıl” ve “asil” mecrasına döküleceğini gördü, bunu önlemenin bir yolunun da olmadığını anladı. Yakın zamandan beri dünya, doğu ve batı blokuyla birlikte İslam blokunu gündemlerine aldı ve üçüncü bloku meydana gelmeden boğmanın hesabını yapıyor. İslam dünyasındaki gelişmeleri engellemek, doğmadan boğmak, üçüncü blokun kurulmasına mani olmak için bir de Truva atı buldular, İran… İran, İslam dünyasındaki gelişmeleri içeriden engelleyecek bir dalgakıran rolünü, o iğrenç Şia yobazlığından dolayı gönüllü olarak kabul etti.
*
Saflar netleşmeye, cepheler yeniden kurulmaya, mevziler yeniden kazılmaya başlandı. Taktik ve stratejik ittifaklar ve düşmanlıklar geçici, asıl olan dini-fikri ittifaklardır. Türkiye olsun, Mısır olsun, İran olsun herhangi bir Müslüman ülkenin batı ve doğu bloklarıyla ittifakları, dini-fikri muhteva taşımaz, bunlar stratejik ve taktik işbirlikleridir. Hangi ülke olursa olsun, ittifakları ve işbirlikleri, dini derinliklere kadar inerse, onlardan sayılır. Hiçbir Müslüman ülke, Müslümanlara karşı, Müslümanları öldürmek için batı ve doğu bloku ile ittifaka giremez, girmemelidir. İran ve Şia, Müslümanları katletmek için hem doğu hem de batı ile ittifaka, işbirliğine giriyor.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir