YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

YENİ TATBİK İLİMLERİNİN İNŞASI

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Mücerret ilim, onu idrak eden şahsiyete vaziyet eder, bunlar alim, arif, mütefekkirlerdir. Bunların sayısı az olduğu için, mücerret ilim hayata vaziyet edemez. İlmin hayat ile münasebetini kuran, ilmin hayata vaziyet etmesini sağlayan, hatta hayatı inşa etme imkanını oluşturan tatbik ilimleridir.
Kadim müktesebatımız, insanın ve hayatın dağılmaması için ilmi derli toplu halde tutmak hususunda yüksek hassasiyet sahibidir. Mesela ahlak, tüm hayatı kuşatmış, ferdi (şahsiyeti) ve cemiyeti inşa etmiş, içtimai bilgi sahalarını bünyesinde toplamıştır. Ahlak o kadar derin ve muhittir ki, mesela iktisat müstakil bir ilim dalı haline gelmemiştir. İslam ahlakının derinliğine kuşattığı bir cemiyette iktisat ilmine, geçmiş zamanlardaki hayatın sadeliği de dikkate alındığında ihtiyaç hissedilmemiştir. Böylece Müslüman şahsiyet ve cemiyet, hem vahdetini temin etmiş, hem girift ve yoğun münasebet ağını kurabilmiş, mesuliyet şuurunu da yaygın ve derin şekilde tatbik etmiştir.
Fakat…

Birkaç asırdan beri dünya nüfusunun da artmasıyla birlikte hayat birçok bilgi sahası doğurmuş, bilginin dağılmaması için alınan ve asırlarca harikulade neticeler veren tedbirler, hayat alanlarının genişlemesiyle birlikte aynı neticeleri vermez hale gelmiştir. Bilginin derli toplu halde tutulması için alınan tedbirler, yeni bilgi sahalarının açılmasıyla birlikte genişleyen hayat alanlarını sıkmış ve genişlemesine müsaade etmemiştir. Aynı dönemde medreselerin çöküşüyle birlikte ilmi inkişaf ve terakki durmuş, ortaya çıkan yeni bilgi sahaları için ilim dalları kurulamamıştır. Yeni bilgi sahası ortaya çıkmışsa, o sahanın İslam ilim telakkisi tarafından mutlaka fethedilmesi gerekirdi. Bu yapılamadığı için batı, yeni bilgi (ve hayat) sahalarına nüfuz etmiş, medresenin keşif, telif ve tertip edemediği bilgiyi tedarik etmiştir. Batı tesirinin temel sebeplerinden birisi de budur, üzerinde çalışılması gerekir.
*
İmam-ı Rabbani Hazretlerinin, Muhiddin-i Arabi Hazretlerinin, son Müceddit Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretlerinin mensubu olduğu kadim müktesebat mevcutken batıdan etkilenmek izahsızdır. Fakat hayatın altyapısındaki gelişmeler, özellikle de yeni bilgi ve hayat alanlarının ortaya çıkması, kadim müktesebat ne kadar muhteşem olursa olsun, yeni keşif, telif, tertip ve tatbik ihtiyacı doğuruyor. Mesele tabii ki bundan ibaret değil, temel sebep, kadim müktesebatın idrak edilememesi, sadece ezberlenmesi ve öğrenilmesi, bundan dolayı da tekrara düşülmesidir. Ne var ki tekrara düşüldüğü için yeni bilgi imali ve yeni ilim inşaı mümkün olmamakta, netice yine başa dönerek yeni bilgi ve hayat alanlarının Müslümanlar tarafından fethedilememesine dayanmaktadır.
Bugün içine düştüğümüz bilgi kaosu, birbirine bağlı şekilde önce idrak zafiyetinden sonra da tatbik ilimlerinin eksikliğinden kaynaklanıyor. Kadim müktesebatımız, yüzlerce tatbik ilmi inşasını mümkün kılacak kadar derin, zengin ve çeşitlidir. Muhakkak ki ilim telakkimizden başlayarak ilimlerin tasnifinden devam etmeli, terkip ilimleri, tetkik ilimleri ve tatbik ilimlerini inşa etmeliyiz. Bununla beraber, kadim müktesebatımızı esas alarak sadece ihtiyacımız olan tatbik ilimlerini inşa etsek dahi hayat ötesi bir hamle gerçekleştirmiş, birçok meselemizi halletmiş oluruz.
*
Kadim müktesebatımız bitmek bilmez bir muhteva yekununa sahip. Batılı bilim adamları, kadim müktesebatımızın “Beşeri ilimler mecrasına” ait muhtevadan tatbikat şekilleri, modelleri, şablonları üretiyor, hazindir bunları da bize pazarlıyor. Özellikle psikoloji ve terapi sahasında birçok tatbikat modelleri geliştirip bize satmaları cinnet geçirecek türden… Batılı bilim adamlarının bizim kadim müktesebatımıza serçe parmağı derinliğinde nüfuz ettiklerinde ortaya çıkan kazanca bakınca, onların uyanıklığına mı bizim ahmaklığımıza mı yanmalı karar vermek kabil değil.
Mealciler, modernistler, reformistler gibi yerli oryantalistlerle uğraşmaktan keşf-i kadim yapamadığımız bir dönemde, İslam ilim müktesebatımızın geçen dört-beş asırlık zaman diliminde batı tarafından talan edilmesi bir tarafa, halen intihal ve hırsızlıkla meşgul olan batıya karşı mücadele veremiyoruz. Batı, oryantalizmi bize ihraç etti, yerli oryantalistler yetiştirdi, sonra kendi işine bakmaya başladı, zira artık biz batıya karşı değil, içimizdeki Batılılaşmış ahmaklarla mücadele etmekten nefes alamaz hale geldik.
*
Kadim müktesebatımızın hayata geçirilmesi için yüzlerce tatbik ilmi kurma imkanımız var. Fakat ilim meselesini yeniden ele almak zorunda olduğumuz bugün; bilgi ve ilim telakkimiz, ilimlerin tasnifi, müktesebatın tedvini gibi temel meselelerden başlayıp, nizami bir çalışma içine girmek daha makul görünüyor. Sadece tatbik ilimlerine yönelmek, batının epistemolojik işgalinin derinleştiği dönemde tatbik ilimleri inşasına da sızma ihtimali var. Bu tehlikenin büyüklüğü, meseleyi temelinden ele almayı zaruri kılıyor.
Bir misal; “Beşeri ilimler mecrası”nın tatbik ilimlerinden biri olan “ilm-i sima” ihya edilse, siyasetten iktisada, idareden eğitime, milletlerarası münasebetlerden istihbarat çalışmalarına kadar faydalanılma imkanı var. Özellikle milletlerarası münasebetler ve istihbarattaki kullanımı stratejik kıymet ifade ediyor. Batılı istihbarat servisleri benzer bilim dalları geliştirmek ve uygulamak için hesapsız bütçe ayırıyor. Oysa “ilm-i sima” o kadar bize ait bir ilim dalıdır ki, bir batılının (hatta en büyük filozoflarının) bunu anlaması ve tatbik etmesi kabil değildir. Zira ilm-i sima, ruh-beden münasebeti ve muvazenesi üzerine oturan, ruhun beden üzerindeki şekillendirici tesirini tetkik eden bir ilim dalıdır. Ruh meselesi ise öz be öz bizim mevzumuzdur ve batının spiritüalistleri bile onu anlamaz. Sadece ilm-i sima ile dünyanın en güçlü ve tesirli istihbarat servisini ve hariciye teşkilatını kurma imkanımız var. Batı, benzer çalışmalar için milyarlarca dolarlık bütçeler tahsis ederken, yerli oryantalistlerin ilm-i simaya “saçmalık” demesinin sebebi anlaşılıyor olmalı.
Altın madeninin üzerinde oturuyor ama açlıktan kıvranıyoruz. Bu ümmet, tarihin hiçbir döneminde bu kadar idraksiz olmadı. Keşif bir tarafa, kadim müktesebatımıza yeniden dönüp de sadece tatbik ilimleri üzerinde çalışsak, çok hızlı şekilde dünyaya vaziyet edecek hale geliriz. Yerli oryantalistlerin ihanetlerine takılmadan meseleler üzerinde çalışmak gerekiyor, onlar batının, bizi içimizden teslim almak için yürüttüğü beşinci kol faaliyetidir.
AHMET KAMİL TUNCER
ahmetkamiltuncer@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir