YENİÇAĞIN KAHRAMANLARI

YENİÇAĞIN KAHRAMANLARI
İslam irfanının meşhur vecizesi, “marifet iltifata tabidir”. Doğrudur, iltifat marifetin beslenme kaynağıdır. Lakin bırakın iltifatı, hakikati, hakikatin tezahürlerini, emarelerini görmeyenler, görüp susanlar, hatta görüp de üstünü örtmeye çalışanların piyasayı işgal ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Bu dönemde hakikate yaklaşanlar, ona nüfuz edenler, onu hastalıklarımıza çare, problemlerimize çözüm, meselelerimize teklif olarak ortaya koyanlar, iltifatsız iklimde hatta inkarın cirit attığı vasatta, her şeye rağmen, sadece hakikatin hatırı için izah, ifade ve temsil edenler, işte bunlar günümüzün (yeniçağın) kahramanlarıdır.
İslam irfanı, marifet ile iltifat arasında irtibat kurarken, aslında bir marifet iklimi oluşturmayı, o iklimde marifet üretimini hızlandırmayı, bunu teşvik etmeyi kastetmiştir. Aslında marifet gibi bir kıymetin, iltifata tabi olması, iltifata muhtaç olması, iltifatsız şekilde zuhur etmeyeceği düşüncesi temelinden yanlıştır. Ne var ki iltifatın marifeti teşvik ettiği vakadır, bu da ayrıca bir kıymettir, reddi gerekmez. Fakat her şeye rağmen marifetin zuhur etmesi, marifet sahibinin onu izhar etmesi, bunun için hiçbir nefsi ve dünyevi karşılık, mükafat, iltifat beklememesi, marifetin mahiyetinden, arifin şahsiyetindendir. İltifat, marifetin iklimini oluşturan, duyulmasını, yayılmasını, kabul görmesini temin eden bir içtimai tedavül mecrasıdır ve evet, bu cihetiyle fevkalade mühimdir. Burada bahsini ettiğimiz husus, marifet ehlinin iltifata meyletmesi değil, hakikatin yayılma ikliminin oluşması, oluşturulmasıdır.
Son birkaç asırdan beri bilgi ve felsefenin (fikir ve marifet değil) batıdan gelmesi, batıdan gelenin de marifet olmadığının hafiften bilinmesi, marifeti yok etti. Tüm dikkatlerin batıya çevrilmesi, oradan da ancak bilgi ve felsefenin gelebilmesi, Müslümanların ve diğer insanların aklını, zihnini, dikkatini marifetten uzaklaştırdı, felsefe ve bilime yönlendirdi. Yine bu son birkaç asırdır bu topraklarda ortaya çıkan marifet, batıkulu aydınlar tarafından “marifet” sayılmadı. Batıdan gelen bilgi ve felsefenin içinde de, “marifet iltifata tabidir” vecizesi olmadığı için, fikir ve ilim adamı kılıklı akıl ve hassasiyet istismarcıları, kendilerden ve kendi eserlerinden başka hiçbir şeye iltifat etmez oldular. Hani kendi eserleri de bir halt olsa, kibrini kıymetine hamledip susmak gerekirdi belki, heyhat eser dedikleri birkaç kırıntı fikirden ibaret gevezelik.
*
Müslümanlar yeniçağın eşiğindeler. Bu çağın özelliklerini bilmeliler, bilmeliler ki ona göre davranabilsinler. Bu çağın temel özelliği, Müslümanların tarihte misli görülmemiş çapta fikir ve ilim imalidir, istihsalidir. Yeniçağ, İslam irfanıyla irtibat kesildiği için o cihetten, batı kendi ürettiklerini tükettiği ve üretmeye devam edemediği için o cihetten kupkuru, sığ, kısır bir haldedir. Hızlı, hacimli, seviyeli, doğru ve tatbik edilebilir fikir imali, Müslümanlar tarafından gerçekleştirilmeli, dünyaya arzedilmelidir.
Bu çağın diğer bir temel özelliği ise, derin idrak sahibi fikir ve ilim adamı olmamasıdır. Derin idrak sahibi olmadığı için hakikat kaygısını tüm kaygıların üzerinde tutan adam çok az yetişiyor. Yetişenler ise, bırakın iltifat görmeyi, fikir piyasasını işgal eden alçaklar ordusunun yoğun direnişiyle karşılaşıyorlar. İşte kahramanlığın ortaya çıkacağı yer…
Bu çağ, marifetini iltifata tabi kılanların yaşayabileceği, sabredebileceği, ayakta kalabileceği bir iklime sahip değil. Marifetini iltifatsız olarak gösteremeyen, ortaya koyamayan, iltifat istemek için cıyak cıyak bağıran, ortalığı birbirine katan hafifmeşrepler, piyasayı zehirliyor. İltifatsız marifet sahiplerinin yiğitliklerinin destanının yazılacağı bir çağdayız.
Bir tarafta marifete iltifat göstermeyecek kadar sığ, hasis, kötü niyetli kişilerin işgali altında yaşıyoruz, diğer taraftan üç kuruşluk kıymetlerini pazarlamak için ortalığı birbirine katan hafifmeşreplerle yaşıyoruz. Belki ikinci kısımda olanlar birinci kısımda olanlardan daha farklı, daha kıymetlidir, neticede hakettiklerini istiyor olabilirler. Lakin her ikisinin de asalet zafiyeti neredeyse birbirine denk…
İltifatsız marifet meşgalesi, asalet, yiğitlik, kahramanlık olsa gerek. Karşılık bulmayan çaba ve işe devam etmek, devam edebilmek için kaynaklarını kullanmak ve tüketmek, buna rağmen şikayet etmemek, kimseden talep de bulunmamak… Bu günün kahramanını başka nasıl tarif etmek gerekir? Sadece vazifesini yapmak, yapabileceği, kudreti dahilinde olan işleri yapmaya çalışmak, o işleri de iyi yapmaya gayret etmek, işi yaparken sağına soluna bakmadan, iltifat aramadan, bulamadığında krizlere girmeden yoluna devam etmek… Bütün bunları yaparken ne kahramanlığı düşünmek ve dert etmek ne de asaletin peşinde düşmek, sadece vazifesini yapmak, mesuliyetini yerine getirmek… Gerçekten var mı başka bir tarifi?
Asil olmak ve bir ömür boyu asil kalmak ne kadar zorsa, tahkir ve tahfif bakışları, gülüşleri, edaları altında, sağına soluna iltifat arayan gözlerle bakmadan işini yapmak da o kadar zor. Bu zorluğu bir ömür boyu yaşamak ise fevkalade zor…
Bir taraftan da, “iyi ki iltifat etmiyorlar” diyesi geliyor insanın. Zira iltifat etmeye layık ve ehil olan makamlar boş… Öyleyse iltifat kimden beklenmeli? Seviyesiz adamlardan… Hale bakın, marifet sahipleri seviyesizlerden iltifat dilenir hale mi geldi? Marifet iltifata tabidir ama iltifat etmeye layık olmayanlardan iltifat bekleyenler marifet ehli değildir. Seviyesizlerin iltifatı kendilerine kalsın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir