Yokluğum IRKÇILIĞA Armağan Olsun!

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık…”  -Hucurat/13-

Allah tartışalım diye değil, tanışalım diye bizi farklı farklı yarattı. Birçok meselede olduğu gibi burada da yaratılış gayemizden oldukça uzağız.

İnsanlar, kabileler ve ırklar kültürel, coğrafi ve biyolojik bir takım farklılıklarla birbirlerinden ayrılırlar. Bu farklılıklar her insanı her kabileyi her ırkı ayrı bir kimlik sahibi yapar. Bu farklılıkların yegane hikmeti: “tanınma ve tanışma” vesilesi olmasıdır. Yaratılıştan gelen hiçbir imtiyaz yoktur. Zira ayetin devamında üstünlük ölçüsü sarahaten bildirilmiştir: “Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”  (Hucurat/13) İnsanın üstünlüğü, seçmekten bile aciz olduğu etnik değerlerinde değil takva ölçüsünde saklıdır. Ayrıca seçemediği bir değerle övünmek ne ile açıklanır bilemiyorum. Soyu ile övünenlerin soyunun nereye dayandığını bilememesi, Türklüğü ile övünenlerin Türklüğünü ispat edemeyecek olmaları (harf devriminin azizliğinden ötürü) da ayrı bir garabet.

Bugün Türkler Alparslan’ın Malazgirt zaferiyle övünebilirler, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederek hadisi şerifte zikredilen “ne güzel komutan” hitabına muhatap olması ile övünebilirler, Osmanlı’nın yıllarca adalet içinde dünyayı yönetmesiyle övünebilirler.  Bugün Kürtler Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi gibi bir komutandan ötürü övünebilirler. Mem û Zîn sahibi Ahmed-i Hani ile övünebilirler. Her ne kadar bu övünç, hafif meşreplik olsa da ırkçılık değildir. Övünç, övünç olmaktan çıkarılıp üstünlük sebebi olarak lanse edilir veya zulme alet edilirse işte o zaman ırkçılık olur.

Şunu unutmamalıyız: Alparslan’ın da Fatih’inde Selahaddin Eyyubi’ninde başarısı İslami hassasiyetlerinden ve cihad ruhundan kaynaklanır.

İnsanın kendi milletinin iyi/lik/lerini ve başarılarını sevmesi, takva cihetini övmesi ırkçılık manasına gelmez. Ama İslam-Ümmet paydamızı görmezden gelip Kürtlük-Türklük cenderesinde boğulursak bunun adı basiretsizliktir.

Tarihe altın harflerle yazılmış büyük hadiseler ve tarihe adını altın harflerle yazdırmış büyük insanlar ırkımıza ve şahsiyetimize değer katmaz. Bizi yüceltmez.  İnsana değer katacak yegane unsur “Allah rızası için yapılan işler”dir. Hz. Peygamber Efendimiz “Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez” (İbn Mâce, Mukaddime 17, hadis no: 225) buyurmuşlar ve bu gerçeğe asırlar öncesinden ışık tutmuşlardır. Şunu da ifade etmeliyim ki bugün neseb ve soyu ile övünenlerin büyük kısmı sıfırı tüketmiş, dünyada bir eser bırakamamış ve faydası kendisi ile sınırlı insanlar güruhudur. Eksikliklerini dedelerinin fazlalıkları ile kapatmaya çalışıyorlar.

Etnik kökenleri ve kabileleri ile (üstünlük iddiasıyla) övünmek İslam’ın ve peygamberimizin en çok mücadele ettiği cahiliye adetlerinden biridir. Öyle ki Hz. Peygamber  -son hutbeleri olan- Veda Hutbesi’nde bile meseleye değinme gereği duymuşlardır.

Her asrın bir saadeti olduğu gibi her asrın bir de cahiliyesi vardır. İsteyen 21. asrın ırkçılık cahiliyesini yüreğinde yaşatabilir diyor ve Hz. Peygamber Efendimiz’in Veda Hutbesi’nde konu ile ilgili uyarısıyla yazıma son veriyorum.

“Ey insanlar!

“Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir