ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

ZAFERE GÖTÜREN TEŞKİLAT MODELİ

“Örgütlenmiş 10 kişi örgütsüz 1000 kişiye galebe çalar..”

Maraş harbinde bu kadar orantısız güce rağmen nasıl oldu da sivil Maraş halkı düzenli Fransız ordularını mağlup etti, hep merak edilir. Şüphesiz bunu sayısız sebepleri var. Biz burada Maraş halkının düşmana karşı örgütlenme biçimini anlatacağız.
Maraş halkının büyük savaş öncesi örgütlenme tarzı üzerinde yeterince araştırma yapılmış değildir. İki türlü örgütlenmeden söz edebiliriz. Birincisi Sivas Kongresi sonrası başlayan ve Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri bünyesinde yürütülen Kuva-i Milliye hareketi. İkincisi ise Maraş halkının kendi imkânları ile oluşturduğu bölgesel teşkilat. Bu örgütlenme tarzını İtalyan birliğinin kurulmasını sağlayan ve dünyanın en sistematik ve gizli örgütü kabul edilen Karbonari teşkilatının örgütlenme tarzına benzetenler vardır. Eğer böyle ise, dünyanın çeşitli yerlerindeki örgütlenme şekillerinden haberleri varsa ne ala. Yok, kendi akıl ve tecrübeleri ile bu neticeye ulaşmışlarsa gerçekten şaşılacak bir olay. Esasen Fransızlar bizden daha çok şaşırmıştır. Sivil bir halkın bu kadar organize hareket etmesi, çok az bir zayiat vererek çok büyük bir orduyu mağlup etmesi, akıl ve bilimin ölçüleriyle açıklanacak bir olay değildir.

Her tarihi olayda olduğu gibi Maraş halkının örgütlenme biçiminde de çeşitli rivayetler ve iddialar ortaya atılmaktadır. Söylenen sözlerin mutlak gerçeği ifade ettiğini iddia etmek mümkün değildir. Eldeki bilgilere dayanarak söylenebilecek şeyler aşağıya yazılmıştır.
Maraş’ta teşkilat kurma fikrinin Doktor Mustafa tarafından ortaya atıldığı kabul edilir. Fransızların Maraş’a geleceği kesinleşince Doktor Mustafa harekete geçerek halkı Ulu Camiye toplamış, burada küçük çaplı bir miting düzenledikten ve etkili bir konuşma yaptıktan sonra bir de Protesto telgrafı hazırlayarak hazırki kalabalığa imzalatmıştı. Burada yaptığı konuşmada ise halkı silahlanmaya ve işgale karşı koymaya çağırmıştı. Doktor Mustafa’nın Maraş mücadelesine sağladığı katkı çok büyüktür.
Maraş’ta ilk teşkilat çalışması ne zaman ve nerede yapıldı? Vezir Hoca’nın ifadesine göre bayrak olayından iki gün sonra kendisi ve bazı Maraşlılar Abdülhakim Bey’in dükkânında buluşmuşlardır. Burada Vezir Hoca; “Fransızlar bu bayrak olayının intikamını bizden mutlaka almak isteyecektir. Birleşip konuşalım” demiştir. Pazartesi günü sabah namazından önce camide buluşmaya karar vermişlerdir. Caminin medresesinde ilk toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda üyeler seçilmiştir.
Seçilen üyeler teker teker yemin ediyordu. Yemin metni şöyleydi;
“Vatanın ve milletin selameti uğruna gerekirse feda-i can edeceğime, Meşru ve milli teşkilatımıza karşı hainlik edenlerin öz kardeşimiz dahi olsa idamına, sır saklayacağıma vallahi ve billahi”
Sonraki toplantı iki gün sonra Veliefendioğlu Ziya’nın evinde yapılmıştı. Ancak haklarında tam malumat olmayan iki kişi de bu toplantıya dâhil olmuştu. Büyük ihtimal üyeler halkayı genişletmek adına etraftan tanıdıkları insanları toplantıya davet etmişlerdi. Ancak teşkilatta gizlilik temel esastı. Bu yüzden toplantının mahiyeti hemen değiştirildi. Ev sahibi şerbet hazırlayıp kısa bir mevlit okuttu. Toplantıya mevlit süsü verildi.
Bu toplantıda teşkilatın genişletilmesi ve tüm mahallelerde kurulması kararlaştırıldı. Müdafa-i Hukuk Cemiyeti tarzında örgütleniliyordu ama bu teşkilatın tüzüğü ortada yoktu. Nihayet mutasarrıfa bu tüzüğün geldiği haber alındı. Evkaf Müdürü Evliya tüzüğü temin etmekle görevlendirildi. Ardından Faik ve Aslan tarafından hazırlanan geçici talimatname okundu. Örnekleri çoğaltıldı ve semtlere dağıtıldı.
Esasen Maraş’ta teşkilat çalışmaları sadece Kayabaşı’nda gerçekleşenden ibaret değildi. Şekerli mahallesinde de bir teşebbüs başlamıştı. Başlangıçta birbirinden habersiz gelişen teşkilat kurma işlemi sonradan birleşti. Şekerli grubu da Kayabaşı grubuna katıldı.
Maraş’ta teşkilat kurma çalışmaları farklı şekilde değişik merkezlerde devam ediyordu. Yukarıda bahsi geçen iki teşebbüsten biri olan Kayabaşı örgütü daha çok genç ve vatansever bir ekip tarafından yürütülüyordu. Şekerli grubu daha ziyade zengin ve itibarlı kimselerden oluşuyordu. Bunların arasında Belediye Reisi Bekir Sıtkı, Ali Sezai Efendi, Rafet Hoca, Dede Mehmet, Hacı Nuri gibi isimler vardı.
Teşkilat mührü şekerli grubundan Çuhadar Hacı Mehmet’te bulunuyordu. Kayabaşı ekibinden birisi gidip mührü onlardan aldı.
Bu hareketlilik Ermenilerin gözünden kaçmamıştı. Şüphelendikleri gençleri Fransızlara ihbar ediyorlar, bunlar gözaltına alınıp işkence ediliyor, fakat hiçbiri en küçük bir açık vermiyordu.
Maraş Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bu şekilde vücut buldu. Cemiyetin başkanlığına Aslan Bey, ikinci başkanlığa da Refet Hoca seçildi. Başkâtipliğe ise Tapu Memuru Faik Bey getirildi.
Teşkilatın kuruluşunu teşkilat reisi Arslan Bey şöyle anlatıyor;
“Sabah namazında Hoca Efendi halkı mescide topladı. Vaaz ve nasihat etti. Maraş’ın kurtulacağının kat’i olduğunu, bu husustan şüphe edilmemesi gerektiğini, bu işte Allah’ın yardımı ve inayeti olduğunu, silaha sarılmak gerektiğini, bu işin Müdafa-i Hukuk Cemiyeti reisi Arslan Bey’in kafasından doğan bir şey olmadığını, hep beraber harp etmemiz gerektiğini anlattı”
Cemiyet merkezi Ulu Camii medresesi idi. Savaş sırasında iş görmek üzere şehir on bölgeye ayrıldı. Her bölgenin ayrı bir yönetim kurulu vardı. Merkeze bağlı köyler de bu grupların bünyesine bağlandı. Kaza merkezlerinde de birer yönetim kurulu vardı.
Şehirde on bölgede bulunan yönetim kurullarının ve başkanlarının isimleri şunlardır:
1. Çavuşlu (Yörükselim) Mahallesi Reisi Çuhadar Zade Hacı Mustafa Efendi.
2. Bektutiye (Fevzi Paşa) Mahallesi Reisi Ser Müsevvid Ahmet Efendi.
3. Restebaiye (Gazi Paşa) Mahallesi Reisi Baba Halil Zade Ahmet Efendi.
4. Acemli (Şehit Evliya) Mahallesi Reisi Evkaf Memuru Evliya Efendi.
5. Kayabaşı Mahallesi Reisi Tapu Memuru Faik Efendi.
6. Divanlı Mahallesi Reisi Hasan Bey
7. Ekmekçi Mahallesi Reisi Sapsız Hacı Efendi.
8. Cığcığı (Hayrullah) Mahallesi Reisi Muhacir Memuru Nasrullah Efendi.
9. Alemli (Sakarya) Mahallesi Reisi Zülakdiroğlu Süleyman Bey
10. Hatuniye (Kurtuluş) Mahallesi Reisi Şeyh Ali Sezai Efendi.
Savaş için Hazırlık Başlıyor
Maraş Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurulduktan sonra para toplamak, erzak biriktirmek, silah ve cephane temin etmek için kollar sıvandı. Esnaftan Beşen Beyzade Hacı Nuri merkez veznedarı yapıldı. Maraş halkı seferberlik ilan etmişti. Kimden ne istenirse anında getirip teslim ediyordu. Para, yiyecek, malzeme, cephane, silah kimin elinde işe yarar ne varsa hiç yüksünmeden canı gönülden getirip veriyordu. Bir kişi vardı ki fedakârlığı ile parmak ısırtmıştı; Çuhadarzade Hacı Mehmet Efendi. Tek seferde 500 altın bağışlamıştı.
Sıra silah temin etmeye gelmişti. Öncelikle jandarmanın elinde bulunan silahlar halka dağıtılmalıydı. Jandarmanın gizli deposunda 850 silah, bin sandık da cephane vardı. Bu depodan İngilizlerin de, Fransızların da haberi yoktu. Bu silahların Müdafa-i Hukuk Cemiyetine verilmesi için Maraş mutasarrıfı Cevdet Bey’e gidildi. O da muvafakat etti. Ancak Binbaşı İsmail Hakkı tereddüt geçirdi. Bunun üzerine başka bir yol bulundu. Merkez Bölük Kumandanı Mahmut Bey devriye çıkan jandarma vasıtası ile silahları dağıtmayı başardı. Bunu da şöyle yaptılar; jandarma devriyeye çıkarken ellerinde silahlarla gidiyor, akşam dönerken boş dönüyordu. Bu şekilde depo boşaltıldı.
Maraş’taki Teşkilatın Yapılanması ve Çalışma Tarzı
Maraş halkının merkezi hareketin dışında, kendi imkânları ile ortaya koyduğu örgütlenme tarzı fevkalade mükemmeldir. Dünyanın hiçbir yerinde örneği yoktur.
Şehir, iletişim için çok değişik yollar denemiştir. Eski Maraş evleri bilinir. Genellikle bitişik nizamdır. Alt katları ahır veya ambar gibi kullanılır. Bu kısım çoğunluk taştan örmedir. Üst katlar ise genellikle ahşap veya kerpiçtir. Maraş halkı alt katlardaki ahırları mazgal delikleri açarak birbirine bağlamıştır. Bir insanın rahatlıkla geçebileceği genişlikte açılan bu mazgal deliklerinden irtibat sağlanmıştır. Sokak sonları boş arsaya geldiği takdirde buralardan da toprak kazılarak tüneller açılmıştır. Maraş halkının birbiri kurduğu irtibatı dışarıdan fark etmek imkânsızdır. Çünkü tüm iletişim yer altından yürümektedir.
Parola
Savaş başladığı sıralar özellikle geceleri düşmanlar Türklerin mahallesinden hiç geçemezdi. Çünkü Maraş halkı alt kattaki ahırların sokağa bakan duvarlarına bir namlu sığacak kadar delik açmış ve sabaha kadar nöbet tutmuştu. Sokakta herhangi bir karartı belirdiği an parola soruluyordu. (o zaman halk dilinde; parla) teşkilat tarafından her gün değiştirilen parola yine teşkilat tarafından mahalle temsilcilerine bildiriliyor ve Müslümanlar bunu öğreniyordu. Ertesi gün yeni bir parola ihdas ediliyordu. Parolayı öğrenemeyen Müslümanlar sokağa çıkmıyordu. Esasen buna gerek de yoktu. Çünkü Müslümanlar artık dış sokakları değil evlerin altından açılan mazgal yollarını kullanıyorlardı.
Kısaca geceleri şehirde hâkimiyet tamamen Türklere geçiyordu.
Teşkilat savaş için tüm hazırlıkları tamamlamıştı. Her mahalle kendi içerisinde emir ve komuta halkası oluşturmuştu. Mahalleler sokaklara kadar askeri bir disiplin içerisinde örgütlenmişti. Savaş başladığı an milisler ve başlarındaki milis subayları harekete geçecek bütün cadde ve sokaklar tutularak silah başı yapılacaktı. Düşman mevzileri arasındaki boş yerler işgal edilecekti. Böylece düşman kuvvetlerinin irtibat noktaları kesilecekti.
Haberleşme sistemleri tahrip edilecekti. Ermenilerin ve Türklerin karışık olduğu mahalleler vardı. Bu karışık bölgelerdeki Ermeni evlerinin herhangi birinden ateş açılırsa derhal o tarafa yönelip bu hedef imha edilecekti.
Bertiz grubu savaş başlayınca kuzey ve kuzey batı noktalarını tutacak, Elbistan ve Göksun yollarını kapatacak, haberleşmeyi temin edecekti. Kolej ve kışla bölgesindeki düşman kuvvetleri bu çeteler tarafından taciz edilecekti. Bertiz çetelerinin baskısı düşmanın ilgisini dağıtacak ve şehirdeki mücahitlerin rahat hareket etmesini sağlayacaktı.
Maraş’taki teşkilatlanma tarzı Ermenilerin dikkatinden kaçmamıştı. Bir Ermeni yazar bu konuda şunları söylüyor;
“Çevre köylerdeki ve şehirlerdeki bütün Türkler silahlanıyordu. Zamanı geldiğinde Fransızlara karşı savaşmak için hazır bekliyorlardı. Askeri merkezler oluşturulmuş ve buralar teçhizatla doldurulmuştu. Diğer taraftan siperler kazılmış, istihkâmlar yapılmıştı. Bunlar Fransız subaylarının, memurlarının, kuvvetlerinin gözleri önünde oluyordu. Fransızlar tehlikeyi fark ettiklerinde iş işten geçmişti. Onlar da kendilerini düzenlemeye ve organize olmaya başladılar. Şehre cephane top vs. getirdiler. Maraş’ın kısa bir süre sonra savaş alanına döneceği aşikârdı.”
Maraş Kendi Yağı İle Kavrulmak Zorunda
Mütareke yıllarında Anadolu kendi kaderi ile baş başa kalmıştı. Resmen ülke yönetimini elinde tutan İstanbul Hükümetinin varlığı veya yokluğu ülkede hissedilmiyordu. Erzurum Kongresi’nde oluşturulan ve Sivas Kongresi sırasında görev alanı ve yetkileri genişletilen Temsil Heyeti ise nereye yetişeceğini bilemiyordu. Düzenli ordu ortada kalmamıştı. İşgale uğrayan bölgelerin çoğu durumun ümitsiz olduğunu görüp en baştan kavgaya girmemişti. Düşmanlar da bunu istismar edip çaktırmadan işgal alanlarını genişletmeye bakıyorlardı.
Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurarak mücadeleye bir şekilde başlamış olan bölgelere gerekli yardımı ulaştırmak çok zordu. Düzenli ordulara karşı kırık dökük milis kuvvetleri ile mücadele etmeye çalışan bu teşkilatlara yardım gitmesi şarttı, ama nasıl?
Merkezi hükümetten hayır beklemek mümkün değildi. Ordular büyük oranda dağılmıştı. Mevcutları ve sayıları azalmış ve düzenleri bozulmuş olan askeri birlikler nereye yardıma koşacağını bilemez halde idi. Bu yardımı yapmak istese bile bunun için gerekli olan silah ve teçhizat çok yetersizdi.
Maraş bölgesinin sorumluluğunu da üzerine alan III. Ordu bir yandan milli hareketleri desteklerken öbür yandan durum analizleri yapıyordu. III. Orduya göre Urfa, Antep ve Maraş bölgesini işgal eden Fransızlar buralardaki güçlerini yavaş yavaş arttırarak sinsice bölgeye yerleşmek istiyorlardı. III. Kolordu bu bölgedeki milli teşkilatlara yardım etmek istiyordu ama bu iş için elinde yeteri kadar subay yoktu. Kolorduya bağlı 5. Ve 15. Tümenler becerikli ve hizmete hevesli subaylardan birer ikişer tane ancak bulup gönderebilmişti. III. Kolordunun bu bölgeler için yapabileceği tek şey bu idi. çünkü bu kolordunun sorumluluk bölgeleri hep sorunlu bölgelerdi. Mesela Amasya, Tokat, Samsun, Kavak ve havza çevreleri Pontus’çu Rum çetelerin cirit attığı yerlerdi. Bunlarla mücadele etmek de bu kolordunun görevi idi.
Gerçi çok zor bir iş olmasına rağmen Maraş’ta mücadeleyi doğrudan halkın sahiplenmesi ve milis kuvvetlerin bir kurmay titizliği ile savaş stratejisi belirlemesi ve bunu da büyük bir başarı ile uygulaması milli mücadele açısından sayısız faydalar sağlamıştır.
En başta düşmanlarımıza şu mesaj verilmiştir. Sizi yenenler bizim düzenli ordularımız ve organize birliklerimiz değildir. Sivil insanlarımız çakaralmaz silahlarla sizin düzenli ordularınızı darmadağın etmiştir. Buradan kiminle mücadele ettiğinizi anlayabilirsiniz. Kendimizi toparlar ve düzenli ordular haline gelirsek bizimle nasıl başa çıkacaksınız?
Maraş dışarıdan adam akıllı bir yardım alamamış olmasına rağmen yüksek iman gücü, mükemmel örgütlenme kabiliyeti ile aklın almayacağı bir zafere imza attı.
Bu kurtuluş modeli örnek olmalıdır. 2003 yılında 10 milyonluk Bağdat şehrinin tek mermi atmadan teslim olduğunu düşünürsek Maraş’ta kazanılan zaferin büyüklüğünü daha iyi kavramış oluruz.
ŞEVKİ KARABEKİROĞLU skarabekir58@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir