ZAMAN VE HAREKET-2-

Zamansız varlığın hareketleri anlaşıldığında bilim çağ atlayacaktır.
Zamansız varlıklar mürekkep varlıklar olmasa gerek. (En doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir) Mürekkep varlıklar zamanlı varlıklardır ve zaman dışına çıkma imkânına da sahip olamazlar. Tek ve saf (yeknesak) bünyeye sahip olan zaman dışı (üstü) varlıkların hareketleri, mürekkep varlıkların hareketleri ile benzeşmemelidir.
Zamanın içindeki varlıkların (zamani varlıkların) tamamı mürekkep varlıktır. Varlık zamanın içinde saf halde (tek halde) bulunamaz. Bu sebeple müspet bilimler basit (yeknesak) varlığın hareketlerini inceleme imkânına sahip değildir.
Pozitif bilim hala mürekkep olmayan bir varlık keşfetmiş ya da laboratuarda üretmiş değildir.
Mürekkep varlıklar zafiyeti, basit (saf) varlıklar kudreti temsil ederler. Bu anlamda zaman dışı olan varlıklar zamani varlıklara göre misilsiz bir kudret sahibidirler. Basit varlıklar o kadar güçlüdürler ki, varolabilmek için hareket etmeye ihtiyaç duymazlar. Fakat hareket edebilme imkân ve kudretleri vardır.
*
Gölge, varlığın yokluğa en yakın görünüşüdür. O kadar ki, varlık kavrayışımızdaki özelliklerin hiç birini taşımayacak kadar varlıktan uzak ve yokluğa o kadar yakındır.
Gölgenin varlığı da mürekkep değil, basittir. Gölge, her noktasında aynı (homojen) özellikleri gösterir. Gölge, zamanın içinde bulunan ve fakat zamana tabi olmayan varlığın tek görünüşüdür.
Zamansız hareketi maddi varlıklarda bulmak kabil değildir ama en yakın misalini gölgedir. Gölgenin hareketleri zamani hareketler değildir ama zamanın içinde meydana gelen varlık görünüşüdür, bu sebeple anlaşılması, zaman üstü varlıkların anlaşılmasından daha kolay fakat maddi varlıkların anlaşılmasından daha zordur. Zira zamansız varlıkların idrak edilmesinin imkânsızlığı, “zamani idrak mekanizmasını” kullanmamızdan kaynaklanmaktadır.
Zamansız varlığı idrak etmek için zamanın dışına çıkmak gerekir ki, zamanın dışında ise idrak yoktur. Zira insandaki “idrak hassası” zamanla kayıtlıdır. Zamansız varlığı idrak etmek için onu zamanın içine çekmek ise anlaşılır kılınması için kâfi değildir. Zira zamanın içinde zamansız varlığın anlaşılması kabil olmayacaktır.
İdrak edememek, konu hakkında hiçbir ipucu elde edemeyeceğimiz anlamına gelmemektedir. Gölgenin hareketleri zamansız varlığın hareketi olarak incelendiğinde birçok ipucu bulunabilir ve varlığın tabiatına dair birçok yeni bilgi ve idrak malzemesi elde edilebilir.
İdrak edememek, bilmemek anlamına gelmez. İdrak öncesi bilgiye sahip canlı türü olan insan ırkı, idrak öncesi bilgilerini idrak kaynağı olarak kullanabilmektedir. Bu sebeple zamansız hareketi idrak etmek imkânsız veya ona yakın zorlukta olabilir ama bütün bunlar zamansız hareketin “bilinemeyeceği” anlamına gelmez.
Zamansız hareket bilindiğinde, hala idrak edilemeyebilir belki ama bu bilgi ile bu gün idrak edilemeyen birçok konu idrak edilebilir hale gelecektir. Çözümsüz birçok problem çözülecek ve paradoksların birçoğunun aslında paradoks olmadığı anlaşılacaktır.
*
Zamanda yolculuk konusu şimdiki anlaşıldığı şekliyle imkânsızdır. Zamanda yolculuk, geçmiş ve gelecek kavramlarıyla anlaşılmaya çalışıldıkça hiçbir çağda kavranılır ve gerçekleştirilebilir hale gelmeyecektir.
Zamanın kendisinde yolculuk mümkün değildir. Gerçekleştirilmek istenen şey, farklı zamanlara gitmek ise bu mümkündür. Fakat farklı zamanları ifade etmek için kullanılan “geçmiş” ve “gelecek” kavramları zamanın anlaşılmadığını gösterir. Zamanın anlaşılmasının imkânsızlığından bahsedilebilir mutlaka ama zamanda yolculuk ile geçmiş ve gelecek zamana gitmek kastedildiğinde zaman ile ilgili tüm düşünceler yanlıştır.
Her varlık kendi zamanına sahiptir ve her varlığın zamanı bir diğerinden farklıdır. Bu anlamda farklı zamanlara gitmek, farklı varlıkların zamanlarına gitmektir. Gidilecek varlığın zamanı geçmişte veya gelecekte olabilir. Bu anlamda geçmiş veya geleceğe gitmekten bahsedilebilir ama geçmiş zamana gitmek, önceki tarihlere gitmek değildir.
Varlık, tabi olduğu zamanın sürecine bağlıdır ve görünür hale gelmesi ise varoluş sürecinin herhangi bir anıdır. Varlık, varoluş sürecinin bir noktasındaki (tabi olduğu zamanın ilgili anındaki) görünüşünü tekrarlamadığı için aynı görünüşünü tekrar görmek kabil değildir. Bu sebeple “geçmiş”, zamanın muhtevasında gerçekleşmiş halde bulunan bir arşivdir ve eğer gitmek mümkün olursa ancak arşivi görmek sözkonusu olacaktır. Arşiv ise resimden ibarettir ve hareket yani tekrar varolması mümkün değildir. Bir asır önceye gitmek, o tarihteki hadiseler cereyan ediyorken içine girmek değil ancak “gerçekleşmiş olanı” okumak şeklinde olabilir. Bu ise geçmişe seyahat değildir.
“Gelecek”, zamanın muhtevasında “gerçekleşmemiş halde” ve öz olarak bulunur. Varlık, varoluş sürecinin gelecekte zuhur edecek anının görüntüsünü vermez. Çünkü hareket yoktur. Çünkü varolmamıştır. Bu sebeple geleceğe seyahat etmek, gelecekte gerçekleşecek olan hadiselerin içinde süje olarak bulunmayı imkânsız kılar.
Zamanda seyahatin temel problemlerinden birisi de insanın (seyahat edecek varlığın) kendi zamanından çıkamamasıdır. Bir varlık (insan veya madde) kendi zamanında varolabilme kudretine sahiptir. Kendi zamanından çıktığında varolma kudretini kaybeder ve yokolur. Zamanda seyahatin (hareketin) mümkün olup olmadığından önce, varlığın kendi zamanından çıkabilmesinin imkân dâhilinde olup olmağı tahlil edilmelidir. Buna bitişik olan konu ise varlığın kendi zamanından çıkmadan başka bir varlığın zamanına da girebilmesinin mümkün olup olmadığıdır.
Her varlığın kendi zamanı olduğu ve bu zamanın tek olduğu tespiti, kâinattaki varlık sayısınca zaman olacağı anlamına gelir. Varlıklar arası münasebet, zamanlar arası temastır. Varlık yekûnuna (kâinata) ya da zamana, “çoklu zaman” kavrayışı ile yaklaşmak gerekir. Varlığın tek zamana tabi olması ile varlık yekûnunda çok zamanın olmasını paradoks olarak anlamamak gerekir. Tüm varlığı tek zamana tabi kılmak ne kadar imkânsızsa, her varlığın kendi zamanının tamamen müstakil olduğunu düşünmekte o kadar imkânsızdır. Her varlık diğer varlıklardan farklı olabilmek (başka bir ifadeyle kendisi olabilmek) için kendi zamanına sahip olmak zorundadır ama bununla beraber diğer varlıklarla bir arada bulunabilmek için kendi zamanının diğer varlıkların zamanı ile temas halinde bulunması gerekir.
Her varlığın kendi zamanı “zamana” bağlıdır. Her varlığın zamanlarının birbiriyle temas halinde olabilmesini temin eden budur. Zaman, varoluş amili olarak harekete geçtiğinde (mekân ile temas kurduğunda) varlık meydana gelmektedir. Zamanın mekân ile temas kurduğunda meydana gelen her bir varlık kendi zamanını teslim alır veya kendi zamanına teslim olur. Ancak zaman, mekân ile temasa geçmeden önce de vardır. Zaman zaten odur. Her varlığın kendi zamanı ile kastedilen, her varlığın, zamanın muhtevasında mahfuz bulunan varoluş özüdür. Dolayısıyla zamana aittir. Zamanın kendisi değildir ama zamana aittir.
Herhangi bir varlık, zamanın muhtevasındaki varoluş projesinin her neresinde bulunuyorsa, zaman ile o noktada münasebet halindedir ve zamana bu anlamda tabidir. Yani zamana ait olduğu için mecburen zamana tabidir. Bir varlık, varoluş sürecinin hangi aşamasında gerçekleşiyorsa, o aşamadaki diğer varlıklar ile temas halindedir. Ve ancak o aşamadaki varlıklar ile temas kurabilir.
Bir varlığın kendi zamanının, zaman ile temas halinde olması gibi, diğer bir varlığın zamanı ile de temas halinde olabilir. Hiçbir varlık kendi zamanından ayrılamaz ama kendi zamanı ile beraber başka bir zamana da tabi olabilir. Ya da başka bir zaman ile temas halinde olabilir. Bu anlayışla bakıldığında kâinatta ya da insanlar arasında “zaman gurupları” olduğu görülecektir.
Zamanda yolculuk, varlığın kendi zamanından ayrılıp diğer varlığın zamanına gitmek şeklinde de gerçekleşmez. Çünkü varlık kendi zamanından ayrılamaz. Ancak diğer varlığın veya varlıkların oluşturduğu (sahip olduğu) zamanlar ile temas kurmak şeklinde olabilir. Temas kurmak o zamana tabii olacak kadar ileri dereceye kadar varabilir, fakat kendi zamanından ayrılmadan…
Fizikçilerin zamanda seyahat konusu ile ilgili bilgi ve kabulleri yanlıştır. Zamanda yolculuğun, ışık hızını geçmekle ilgili olduğu düşünülür. Bu düşünce zamanın hıza bağlı olduğu kabulü açısından tam anlamıyla ilmi saçmalıktır. Hareketin ve dolayısıyla hızın zamana bağlı olduğunu anlamamış olmak bu günkü fizik biliminin ve fizikçilerin pozisyonlarına uygun düşmüyor.
Zamanın akış hızının ışık hızı olarak tespit edilmesi ve ışık hızının geçilebilmesi halinde geçmiş zamana gidileceği düşüncesi, hız ile sınırlı bir zaman anlayışını örmektedir. Hızın dahi zamana bağlı bir vaka olduğunu anlamamak, zaman kavrayışını zafiyete uğratmaktadır.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir