ZEKİ VE AHLAKSIZ OLMAK

Zeki olmak, ahlaklı olmayı gerektirmiyor. Zira zekanın kural talep eden bir mahiyeti yok. Kurallarla zaten arası iyi olmayan ve hürriyet tutkunu olan zeka, davranış kalıplarını üretmek için hiçbir faaliyette bulunmaz. Fakat akıl, zekanın aksine ahlakı talep eder, üretir, ihtiyaç duyar. Bu sebeple en tehlikeli insan türü, zeki ve ahlaksız olanlardır. Başka bir ifadeyle zeki ve akılsız olanlar… Zeki ama aklını ahlakı üretecek ve yaşayacak noktada kullanmayanlar… Veya zekasını ahlak ile zapt altına almayanlar…
***
Deniz BAYKAL merkezinde gelişen son birkaç günlük hadise, sosyolojik ve psikolojik laboratuar olan ülkemizde bazı konuların anlaşılmasına imkan sağlamaktadır.
Deniz BAYKAL’IN bir kadınla yaşadığı hadise, ahlaki zafiyetini gösterse bile bu konu beni (ve tabi ki kamuoyunu) ilgilendirmiyor. Fakat partisinden bir milletvekili ile cinsi beraberlik yaşaması, o kadını milletvekili listesine kendisinin koymuş olmasıyla beraber düşünüldüğünde kamuoyunu ilgilendirmeye başlıyor. Ne var ki bu nokta bile tolera edilebilir ve hala kamuoyunu ilgilendirmediği söylenebilir. Ki biz bu noktaya kadar kamuoyunun mesele ile ilgilenmemesinin doğru olacağı kanaatindeyiz.
Deniz BAYKAL’IN yaşadığı hadisenin ahlaksızlığı, bu hadiseyi kaydedip internette yayınlayanların ahlaksızlığı yanında çok hafif kalır. Ana muhalefet lideri olmak gibi önemli bir siyasi aktörün siyasi ve sosyal hayatını bitirme hamlesini, siyaset dışı yolla yapmak en hafif tabirle fikri ahlaksızlıktır. Siyaset dışı metotların kanun ve ahlaka aykırı olması durumu ise bu işi yapanların affedilmez bir faaliyet içinde bulunduklarını gösteriyor.
***
Deniz BAYKAL’A yapılan siyasi suikastın ceza kanunundaki karşılığı 1yıl ile 4 yıl arasında değişen cezalardır. (TCK madde 134,135,136) Muhalefet liderinin maruz kaldığı siyasi suikastın ve ortaya çıkan neticenin (Baykal’ın ödediği bedelin) hukuki karşılığının bu kadar hafif olması, aklın kabul edebileceği bir hadise değildir. Herhangi bir kimse bu cezaları göğüsleyerek bu işi yapmaya cesaret edebilir.
Kayıt işlemini yapabilmek için gereken teknolojik araç-gereçlerin maliyeti muhtemelen birkaç yüz lira civarındadır. Neticesi bu kadar büyük ve ağır olan bir işi gerçekleştirebilmek için lazım olan mali kaynağın bu kadar az olması, herkesin bu işi yapabilme imkanına (mali anlamda) sahip olduğunu gösterir. Kayıtların yayınlanması için internet sitesi kurmak gerekmez ama kurmak durumunda kalınsa onun maliyeti de yine birkaç yüz lirayı aşmıyor.
Böyle bir işi yapabilmek için gereken mali kaynağın küçüklüğü ve teknolojik malzemenin temin kolaylığı ile göze alınacak cezanın azlığı dikkate alınırsa, hiç kimsenin kendini emniyette hissetmesi mümkün değildir. Bu durum içinde bulunduğumuz çağın (iletişim çağının) bir özelliğidir ve tarihte ilk defa kudretli insanlarla normal insanların bazı noktalarda eşitlendiğini göstermektedir.
Bu tespitleri topladığımızda görülmektedir ki, mesele zeka ve ahlak meselesi haline gelmektedir. Göze alınabilir bir ceza, temin edilebilir mali kaynak ve elde edilebilir kayıt cihazı bu işi yapmaya kafi geldiğine göre, buna mani olabilecek tek husus “ahlak”tır. İşte en tehlikeli insan türü zeki ve ahlaksız insan derken kastımız budur. Zeki (yani yapabilmenin zihni kudreti) ve ahlaksızlık (zihni fren mekanizmasının olmaması) bir insanda birleştiğinde, en tehlikeli varlık türü meydana gelmektedir.
***
Deniz BAYKAL’IN yaptığı basın açıklamasındaki ruh hali, zeki ve ahlaksız insanların ne kadar tehlikeli olduğunu göstermektedir. Zaten açıklamanın ana konusu da budur. Zeki ve ahlaksız insanlar…
Fakat Deniz BAYKAL, içinde bulunduğu ruh halinin vakumlamasıyla dağılan zihni organizasyonunun oyununa gelmiş gibi görünüyor. Kim olduklarını bilmediği zeki ve ahlaksız insanları itham ederken, kendisi cürm-ü meşhut halinde yakalanıyor. İşte bu nokta, internetteki kayıtlardan daha vahim bir durum oluşturmaktadır. İnternetteki görüntüler unutulur ama hükümete yönelik ithamları unutulmaz.
“Bir komplodur. Komplo hukuk dışı ahlak dışı bir tertip demektir. Bir komplo yaparken bazen haneye tecavüz edersiniz, duvarlara gizli kameralar yerleştirirsiniz, gizli çekimlerle insanların en korunaksız görüntülerini alırsınız, montaj yapar çarpıtırsınız. Böyle yaparken de dünyanın her yerinde bütün dinlerin, rejimlerin, ahlak anlayışlarının güvencesinde olan insanoğlunun mahremiyetine tecavüz edersiniz.”
Bu tespitlerle basın açıklamasına başlayan Baykal, konunun ahlak teminatı altında olması gerektiğini anlamış ve bunun dışında başka bir teminatın bulunamayacağını kavramış görünmektedir. Ve bu tespitleri de doğrudur. Fakat konuşmasının birkaç paragraf ilerisinde sorumluyu bulmuş ve ilan etmiştir. Hükümet… İlginç olan hükümetin bu işi yapan “fail” olduğunu söyleyememesine rağmen “sorumlu” ilan etmesidir. İşte cürm-ü meşhut halde yakalandığı nokta da tam burasıdır. Hükümetin yapmamış olmasına rağmen “sorumlu” olduğuna dair ithamı, zeki ama ahlaksız bir zihni savrulmanın tezahürüdür. İçinde bulunduğu ruh hali bu tavrını mazur gösterir mi? Hayır… Zira iftira etmektedir.
“Anamuhalefet liderinin hukukuna, ahlakına tecavüz eden bu kadar kaba bir komplo tezgahının, iktidar zirvesinin bilgisi ve onayı olmadan son iki hafta içinde hazırlanıp piyasaya sürülmesi söz konusu bile olamaz.”
Bu ifadeler, elinde bir delilin olmadığı fakat kanaatinin bulunduğunu gösteriyor. Böyle ağır bir durumda Baykal’ın zanları (hatta vehimleri) ile telafi edemeyeceği neticeleri ortaya çıkaracak olan bir ithamda bulunması, itham ettiği suçu canlı yayında bizzat işlediğini gösteriyor.
*
Siyasi suikast ile hükümetin alakasının olmadığı hususunda kamuoyu neredeyse ittifak etmişti. Hatta CHP, suçluyu da bulmuştu, Mustafa SARIGÜL… Baykal neden basın açıklamasında doğrudan doğruya hükümeti suçladı?
Baykal’ın hükümeti suçlamasının sebepleri ve hedefleri ile alakalı ihtimal taraması yapalım. Bakalım kaç ihtimal ortaya çıkacak…
*Baykal, siyasi hayatını AKPARTİ ile mücadeleye adadı ve siyasi geleceğini de gerilimli siyaset üzerine planladı. Gerilim devam ettiği müddetçe koltuğundan indirme çabalarının altyapısı oluşturulamayacaktı. Bu noktadan bakıldığında Baykal hükümeti suçlamakla, siyasi faaliyetlerine devam etmek istiyor. Baykal’ın siyasi faaliyetlerine devam etmesinin yolu ise genel başkanlıktır. Öyleyse neden istifa etti? İstifa etmek zorundaydı, aksi halde bu yükü taşıyamazdı. Fakat istifa ettiğini açıklarken hedefi de gösterdi ki, kamuoyu bunu değerlendirsin. Eğer kamuoyu bu “tez”e sahip çıkarsa siyasete (genel başkanlığa) tekrar dönmek isteyecektir. (Bu istikamette kamuoyu oluşturmaya başladıkları görünüyor).
*“Benin siyasi hayatım bitti, iktidarın da mümkün olduğunca zarar görmesi lazım” ideolojik düşüncesiyle hükümeti itham etmiş olması da ihtimal dahilinde.
*Baykal’ın bu siyasi suikastı kimin veya kimlerin tertiplediğini bilmemesi mümkün değil. O görüntüleri mutlaka izlemiştir. Zaten basın açıklamasındaki ifadeleri bunu gösteriyor. Son iki haftada hazırlandığı ve taze bir malzeme olduğu istikametindeki tespitleri, görüntüler üzerinde inceleme yaptığı bilgisini bize veriyor. Öyleyse kayıttaki hadisenin zamanını ve mekanını biliyor. Orayı kimlerin bildiğini de biliyor. Demek ki, bu siyasi suikastı kimlerin tertipleme imkanı olduğunu da biliyor. Fakat her nedense yapanlar ile ilgilenmiyor ve hükümeti (müsaade etmiştir diye) itham ediyor. Acaba yapanlarla hesaplaşmayı göze alamadığı için zaten hesaplaşmaya (siyasi mücadeleye) devam ettiği hükümeti mi itham ediyor?
*Esas merak ettiğim konu, bu görüntü arşivlerini ellerinde bulunduranlar Baykal’dan ne talep etti de Baykal, taleplerini karşılamadı? Baykal’ın böyle bir bedel ödemeyi göze aldığı o talebin ne olduğunun bilinmesi, bu konudaki en önemli noktadır. Baykal, siyasi hayatını bitirme pahasına hangi talebi reddetti? Bu noktadaki ihtimal fazla belirsiz ama fazla önemli…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

“ZEKİ VE AHLAKSIZ OLMAK” için bir yanıt

  1. Güncel ve günlük siyasetten uzak yazılar size daha çok yakışıyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir