ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 21. sayı)

İlim ve irfan mecraları, her ne kadar birbirinin mütemmim cüzü olsa da, ayrı sahalara, ayrı usullere, ayrı güzergahlara sahiptir. İstikamet aynı ama güzergah farklı… Ayrı iki mecra olması, birbirinden ayrılma, birbirine alternatif hale gelme, hatta birbiriyle tezat teşkil etme ihtimalinin açık olduğunu gösterir. Ayrı iki mecra olması, bu ihtimalin sürekli idrak ve dikkat tarassudu altında tutulmasını şart kılar. Nitekim tarihte birtakım münakaşaların olduğu da sabittir.
İki ayrı mecra olması elzem fakat mecraların belli havzalarda birleşmesi, cem olması, terkibe ermesi de şart… Birbiriyle buluşmayan, temas etmeyen, aynı teknede hiç yoğrulmayan iki mecranın bir müddet sonra birbirine hasım olması bile işten değil. İslam, ilk ve son din… Nitekim bu ümmet, ümmetlerin en kıymetlisidir, zira İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam da, Risalet ve Nübüvvetin tacıdır. Öyleyse bu ümmet, mürekkep temsiliyetini taşıyacak istidat ve maharettedir, bu istidat ve maharette zirve şahsiyetler yetiştirmiştir.

Zülcenaheyn, çift kanatlılık, çift kutupluluk, çift boyutluluk meselesi… Şeriat ilimleriyle tasavvuf ilimlerinin ikisinde de ehliyet ve liyakat sahibi olmak… İdrak maharetine malik, izah faaliyetine mezun olmak… Hem veli hem de alim olmak…
*
Mücedditlerin tamamı, zülcehaneydir. Bu mesele asla unutulmamalıdır. Tecdit silsilesi, yani mücedditler silsilesi, İslam’ın ana caddesidir. Ana cadde, büyük cadde, iki mecranın birleşmesiyle meydana gelir.
Zülcenaheyn silsilesi, her iki mecranın da bidatlerden temizlendiği, birbirinin mütemmim cüzü haline geldiği, esasen böyle olduğunun sarahaten gösterildiği havzadır. Zülcenaheyn caddesi, Müslümanların zihni evreninde İslam’a bulaştırılmış tüm kirlerin temizlendiği, İslam’ın tüm berraklığı ile idrak ve izah edildiği silsiledir.
*
İlim ve tefekkürde derinleşenler, tasavvufun ihtiyaç olmaktan öte zaruret olduğunu fark ediyor. Kuru bilgiyle meşgul olanlar, ufkunu kuru bilgiyle sınırlayanlar tasavvufa ihtiyaç duymuyorlar. İslam tarihi göstermiştir ki, ümmetin dehaları ve allameleri, tasavvufu hayati derecede bir ihtiyaç, hakikatin idrakinde bir zaruret olarak görmüşlerdir. Tasavvuf (irfan) mecrasına kaba ve edepsizce karşı çıkanların ortak özelliği orta zeka olmalarıdır. Orta zekalıların, dehalara ve dehaların idrak ve tefekkürüne itirazları ise, nefs ve kibirden ibarettir. Bir orta zeka sahibinin, bir meseleyi dehalardan daha iyi anladığını veya anlayabileceğini iddia etmesi, tam olarak orta zeka tavrıdır. Orta zeka tavrı, kendi idrak ufkunun ötesini yok sayan bir cahilliktir. İslam, bu meseleyi, edep ile halletmişti, zamane orta zekalılarının edepsiz olanları, her şeyin kendi ufkundan ibaret olduğu vehmini din haline getirmiştir.
Mücedditlerin tamamı, hem dehadır hem de zamanının allamesidir. Hem idrak istidadının şahikası hem de ilmin zirvesi olan bu şahsiyetler, ancak tasavvufla tatmin olmuştur. Müslüman olduğu iddiasındaki bir insanın, hem deha hem allame olan Mücedditlerin şahsında tezahür eden tasavvuf ihtiyaç ve zaruretini idrak edememesi, hatta inkar etmesi, ya Mücedditlerin hiçbirini ve hiçbir eserini okumamış olmak ya da özel bir eğitimle ahmaklaştırılmak şartıyla mümkündür. Bir insanın kendine bu kadar zulmetmesi anlaşılır gibi değil.
*
Ehl-i Sünnet çerçevesi ve bu çerçevenin oluşturduğu İslam bilgi evreni, öncelikle zülcenaheyn silsilesiyle, o silsilenin külliyatıyla ortaya konulabilir. İslam’ın bilgi evreninin karargahı, mücedditler tarafından kurulmuş ve temsil edilmiştir. Müceddit silsilesi merkeze alınmadan yapılacak işlerin tamamı eksik ve yanlış olmaya mahkumdur.
Bugün, Ehl-i Sünnet mensubu oldukları iddiasıyla ortaya çıkan ama tam aksi istikamette beyanları olan kişilerle karşılaşıyoruz. Ehl-i Sünnet bir marka olarak kullanılıyor, o markanın arkasına saklanarak reformcular kadar tehlikeli işler yapılabiliyor. Ehl-i Sünnet, İslam’ın bilgi evrenidir, Ehl-i Sünneti muhafaza etmek, bilgi evrenini muhafaza etmekle kabildir. Bilgi evreninin karargahı ise zülcenaheyn silsilesidir.
*
Mücedditler silsilesinin tüm külliyatı tercüme edilmeli, mümkün mertebe şerhleri yapılmalıdır. İçinde bulunduğumuz kaos çağından kurtuluşun şartlarından birisi budur. Bu çalışma, aynı zamanda kadim müktesebatın tedvin edilmesi için başlatılacak faaliyetin merkez karargahıdır.
Kadim müktesebatın tedvin ve tercümesi yapılmadığı müddetçe, yirminci asır tuzağından kurtulmak imkansızdır. Yirminci asır tuzağı, kadim müktesebatla irtibatımızın kesilmesi ve kadimle doğrudan irtibatı olmayan eserlerle İslam’ın bihakkın anlaşılacağı vehminin fikr-i sabit haline gelmesidir. Bu durum, Nevzuhur adamlara iktidar sağlamakta, dinde reform noktasına kadar savrulmayı mümkün kılmaktadır. Samimi olanlar ise kadim müktesebatla irtibat kurmakta zorluk yaşayarak kendinde merkezleşmekte ve çevresini de kendine davet etmektedir. Yirminci asır tuzağından çıkmanın birinci şartı, mücedditler silsilesinin tercümesi ve şerhleridir.
*
Müslümanlara çağrımızdır; imkanları olanlar zülcenaheyn silsilesinin nizami bir şekilde tercümesini yapmalı ve neşretmelidir. Bu meselenin birçok zorlukları olduğunu biliyoruz, bu sebeple müşterek çalışmalar yapılması ihtiyacı malum. Medeniyet Akademisi olarak bu çalışmalara her türlü desteği vereceğimizi ilan ediyoruz.
Hangi cemaat, hangi gurup, hangi heyet yaparsa yapsın, mevzuun ehemmiyetinden dolayı yanlarında olacağımızın bilinmesini isteriz. Meselenin zorluğundan dolayı birkaç içtimai bünyenin bir araya gelmesinde fayda olduğunu düşünüyoruz. Bu tür bir teşebbüsün her safhasında ivazsız şekilde bulunmaktan şeref duyarız.
Bu ağır yükün altından kalkacak resmi müessese ise diyanettir. Bu sebeple diyanete ayrıca bir çağrımız var, bu mesele acil gündem listesine alınmalı ve en hacimli ve en hassas şekilde çalışmalara başlanmalıdır.
HAKİ DEMİR

Share Button

ZÜLCENAHEYN CADDESİ-MÜCEDDİTLER SİLSİLESİ” üzerine bir düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir