ZULÜM ADALETSİZLİĞİN HUKUK MARİFETİYLE YAPILMASIDIR

ZULÜM ADALETSİZLİĞİN HUKUK MARİFETİYLE YAPILMASIDIR

Siyasi rejimlerin basireti, insanların hangi noktada (sınırda) itaatten vazgeçeceğini ve isyan edeceğini doğru tespit edebilmektir. Zira itaat ile isyan sınırını doğru tespit edemeyen bir siyasi rejimin varlığını devam ettirmesi kabil değildir. Bu konu aynı zamanda siyasi rejimlerin meşruiyet sınırının en son noktasıdır. İtaat kaynaklarının tükenmesi, isyanın meşru hale geldiğini gösterir.
İsyanın başladığı yer, genellikle itaatin bittiği yer değildir. İtaatin bittiği nokta ile isyanın başladığı nokta arasında bir mesafe vardır. Bu mesafe, sabır ve metanet alanıdır. Aslında itaat kaynaklarının tükendiği noktada siyasi rejim meşruiyetini kaybetmiş olur. Fakat halk, itaat kaynaklarının bittiği noktadan sonra da küçümsenmeyecek kadar bir zaman, sabreder.
İtaat ile isyan arasında mesafenin olmaması ve itaatin bittiği yerde isyanın başlaması teorik olarak beklenir fakat pratikte böyle olmaz. Siyasi rejimler, itaat kaynaklarının bitmesinden sonra halkın hala isyan etmemesinden cesaret alarak isyanı teşvik edici tatbikatlar yapmaya devam etmektedir. İtaatin bittiği nokta ile isyanın başladığı nokta arasındaki mesafenin uzunluğu, kin, öfke ve intikam duygularının yoğunlaşmasına ve yığılmasına sebep olur. Kin, öfke ve intikam duygularının yoğunlaşması, siyasi rejim için fevkalade kötü bir akıbetin hazırlandığını gösterir. Siyasi rejimler ise, halkın itaat kaynaklarının tükenmesine rağmen isyan etmemesini, halka “boyun eğdirdiği” şeklinde anlamakta ve kendinde, yenilmez bir kudret vehmetmektedir.

*

İtaat, zulmün başlamasıyla biter. Zulüm, haksızlık yapmak zannedilir. Haksızlık yapmak, hukuka aykırı hareket etmek olarak tarif edilir. Zulüm, hukuka aykırı davranışlardan meydana gelmez. Aksine zulüm, hukuk marifetiyle yapılan haksızlık veya adaletsizliktir. Bir hakkın gaspını kanunla yapmaya zulüm denir.
Hukuk marifetiyle haksızlık (adaletsizlik) yapma meselesi, ülkemizde tuhaf zihni organizasyonların zuhuruna sebep olmuştur. Zulüm hukuk marifetiyle yapıldığı için olmalı, zalimler, sürekli hukuk vurgusu yapmaktadırlar. Başörtüsü yasağına dair kararı Anayasa Mahkemesinin verdiğini, üniversite giriş imtihanında katsayı uygulamasının devamına dair kararı Danıştay’ın verdiğini hatırlatarak, “herkesin hukuka uyması gerektiğini” hararetle savunmaktadırlar. Zulmün tarifi ise tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Hukuka aykırılık hali bir şekilde düzeltilebilir veya sürekli olmayabilir. Hukuk marifetiyle yapılan adaletsizlik ise yerleşiktir ve süreklidir. Zulüm bundan dolayı hukuk marifetiyle yapılan adaletsizliktir.
Zalimlerin kendi hukukları ve kendi yargıları olduğu için akıldışı bir “hukuk fetişizmine” savruldukları müşahede ediliyor. İki cümlelerinin biri “Anayasa mahkemesinin kararı ile başörtüsü meselesi bitmiştir” türünden hukuk taraftarlığı yaptıklarını zannediyorlar. Oysa bilmiyorlar ki, mahkemelerin temel hak ve hürriyetler konusundaki tek yetkisi, onları korumakla sınırlıdır. Yüksek mahkemeler de dahil olmak üzere tüm mahkemeler, temel hak ve hürriyetler bahsinde ancak ve ancak “koruyucu kararlar” verebilirler. Zira temel hak ve hürriyetler, devlet, hukuk veya ordu tarafından insanlara bahşedilemez. Onlar zaten insanların doğumla sahip oldukları haklarıdır. Herhangi bir organizasyon (devlet veya sair kuruluşlar) temel hak ve hürriyetleri korumaktan başka bir fonksiyon üstlenemez.
Yüksek mahkemelerin temel hak ve hürriyetlere dair kararları ile yargı sürecinin bittiği doğrudur. Fakat yargı sürecinin bitmiş olması, mücadelenin bittiğin manasına gelmez. Zira hiçbir insanın temel hak ve hürriyetlerinden vazgeçmesi beklenmez.
Temel hak ve hürriyetlerinden vazgeçmiş insan, asaletini ve haysiyetini kaybetmiştir. Bir ülkedeki siyasi ve hukuki rejimin, vatandaşlarını, asaletini ve haysiyetini kaybetmiş insan toplulukları haline getirmeye çalışması, aklın ve vicdanın patladığı noktadır. İşte isyanın da başladığı aşama tam burasıdır. İnsanlar, itaat ederek asalet ve haysiyetlerini kaybetmek ile mücadeleye yeni bir heyecanla başlayarak statükoyu değiştirmek arasında kalmaktadırlar. Halkın nasıl bir karar vereceğini bilmem ama ben mücadelenin yeni başladığını düşünüyorum. Bundan önceki mücadeleler, tatlı suda balık avlamak tadında idi. Şimdi azgın sularda kürek çekme vaktine eriştik.

*

Siyasi rejimi sahiplenenler, yaptıkları her baskı ve zulüm ile halkın üzerinde hükümet ettiklerini zannederler ve tasarruf güçlerinin keyfini yaşarlar. Halkı boyun eğdirdikleri vehmiyle iktidarlarının ömrünü uzattıklarını düşünürler. Fakat anlamadıkları konu şudur. Zulüm gören insanların ilk öğrendikleri şey zulmetmektir. Yüksek bir akıl, keskinleşmiş bir vicdan, hassas bir şuur sahibi olan münevver insanların zulme maruz kaldıklarında “adalete” yoğunlaşacakları vakadır. Ama bunlara sahip olmayan halk kitlelerinin zulme uğradığında “adalette” karar kılmadıkları ve intikam duygularının savurmasıyla zalime dönüştükleri tarihi tecrübelerle sabittir.

Münevver insanların itaati bittiğinde isyanı başlar. İtaatin bittiği nokta ile isyanın başladığı nokta arasındaki mesafe sıfırdır. Bu sebeple bu insanların isyanında zulüm değil, adalet vardır. İtaatin bittiği nokta ile isyanın başladığı nokta arasında mesafe olan halk kitleleri bu mesafede, yoğun bir öfke, kin ve intikam duygusu yığınağı yaptığı için ortaya ancak zulüm çıkar. Bu sebepten dolayı büyük halk kitlelerinin ayaklandığı ihtilallerde, büyük katliamlar, büyük zulümler ve normal zamanlarda hayallerin ulaşamayacağı işkenceler yaşanmıştır. Az bir basiret sahibi hiçbir siyasi rejim, halkı bu noktaya getirmez ve kendi varlığını bu çapta bir kumara konu etmez.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir