TÜRK SİYASETİ VE SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ-1-

Türkiye siyasetinde temel üç mecra oluşmuştur. Üç mecra son birkaç seçimdir kendini göstermiş ve son seçimde ise mecraların derinliklerinin arttığı görülmüştür. Birinci mecra, İslami hassasiyeti yüksek olan mecradır ve siyasi alanda AKP, SP ve BBP tarafından temsil edildiği görülmektedir. İkinci mecra, Atatürkçü, solcu, laik, ateist, ulusalcı vesaire gibi tamamen batılılaşmış ve modernleşmiş kesimleri içine almakta ve kendinde toplamaktadır. Bu mecrayı siyasette, CHP, DSP gibi partiler temsil etmektedir. Üçüncü mecra ise milliyetçileri kendinde toplamıştır ki siyasette MHP ve DTP tarafından temsil edilmektedir.
Türkiye’deki siyasetin temel mecraları bunlardır. Bundan sonra siyaseti bu mecralarda takip etmek gerekecektir. Bu mecraların derinliklerini her geçen gün arttırdığı ve son seçimde ise belki de nihai derinliğe ulaştığı müşahede edilmektedir. Eğer bu üç mecra, siyasi haritayı kalın çizgilerle böler ve kalıcı olacak kadar derinleşirse, ülke tüm siyasi hesaplarını yeniden gözden geçirmelidir.

O KASIMLARDA BEN

Kasımdı. Şehre puslu gri bir hava çöker, soğuk bir yağmur yağardı. Ben kül rengi denize yüzümü döner, oradan iskelenin ucuna dek yürürdüm. Ellerimi yağmurluğumun ceplerine sokar, kaybolmuş ufku gözlerdim. Sanki gelecek, gelmesi beklenen birine bakar gibi. Sorardım sonra içimden ; “Tıkanan bir şehri açmıyorsa, yağmur ne işe yarar ?”
“Beklenen gelmese de, beklemek bir eylemdir.” derdim ve eklerdim ; “Kapanan bir kalbi açmıyorsa, sözler neye yarar ?”

Cevabını içinde taşıyan sorular arar, sorusunu içinde biriktiren cevaplar bulurdum durmadan.

YİĞİDİN ÖLÜMÜ AĞIR OLUR

Allah’ım, bilirim ki sen yiğit kullarını bir başka seversin. Senin has sevginden olmalı, dünyanın her ikliminde her kültüründe yiğit insanlar başka sevilir. Garip, anlaşılmaz, açıklanmaz hatta çok zaman fark edilmez bir sevgidir, “yiğit sevgisi”… İnsan, yiğidi sevdiğini bile fark etmiyor. Yiğide karşı meyil, sanki farklı bir mahiyet taşıyor. Nasıl dense ifade edilmiş olur bilmiyorum ama helikopter kazasını duyduğumdan beri, ruh labirentlerimde bir anda meydana gelen patlama, ne kadar sevdiğimi gösterdi. Oysa daha önce “Reis” ile ilgili duygularımı soranlar olsaydı, “sevgi” ile açıklayacağımı zannetmiyorum. Ne var ki, o kadar büyük bir sevgi varmış içimde ki, taşıyamıyorum, dayanamıyorum, sabredemiyorum. Ah reis, ağır olurmuş yiğidin ölümü… Bunu bilmiyordum.
Ölüm karşısında ağlamak bize yakışır mı hiç… Ama kimin umurunda yakışıp yakışmadığı… Ah reis, dayanamıyorum… Yiğidin ölümü çok ama çok ağır olurmuş… Sanma senin arkandan ağlıyorum. Kendime ağlıyorum ben… Ta uzaklarda da olsa yiğit, nasıl bir yer işgal edermiş insanın kalbinde? Ruhum acıyor reis… Hani seninle hiçbir işimiz yoktu ya, hiçbir menfaatimiz… Ondan mıdır reis, kalbi bir sevgiden başka bir şey yokmuş iç dünyamda. Bundandır herhalde reis ruhumun acıması.

GÜNLÜK (26 MART 2009)

MUHSİN YAZICIOĞLU VE ÜLKENİN BECERİKSİZLİĞİ

Dünyanın, uzaydaki koordinat tespitini kısa sürede yaptığı bir çağda, bu ülke kendi coğrafyasının ortasındaki bir noktayı tespit etmekten aciz…
GPRS veya ELT cihazlarının hava ve deniz araçlarında bulunduğu ve gönderdiği sinyalden yerinin tespit edilebildiği bir teknoloji seviyesinde yaşanmasına rağmen, yer tespiti yapılamaması veya helikopterde bu cihazların bulunmadığı veya çalışmadığı iddiası da çok komik.
Bu cihazların bulunmaması veya çalışmaması halinde bile, cep telefonlarının bulunduğu ve aynı GPRS ve ELT görevi gördüğü, bunların sinyalleriyle yer tespitinin yapılabileceği apaçık ortadayken, otuz saattir kaza mahallinin koordinatlarının tespit edilememesi anlaşılır gibi değil.

MUHSİN YAZICIOĞLU İÇİN DUA EDELİM

Dün (25.03.2009) da K.Maraş'ın Çağlayancerit ilçesindeki mitinginden sonra helikopterle şehrimizden ayrılmak için havalanan Muhsin YAZICIOĞLU'NUN HELİKOPTERİ saat 15.30 civarında düşmüştür. Helikopterin düştüğü nokta hala (bu sabah saat 09.00 a kadar) bulunamamış ve helikopterdekilerden haber alınamamıştır. Helikopterin düştüğü yer, tahminen BERİT DAĞININ BİR NOKTASIDIR. Soğuk bir bölge olması ve 17 saattir ulaşılamamış olması, tereddütler ve şüpheler doğuruyor. …

İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNDE YENİLİK ARAYIŞLARI- 1

Yeniyi söylemelisin Ve yine de hep eskiyi. Hep yalnızca eskiyi söylemelisin, Ama yine de yeni bir şey!”         Evet, böyle diyor şair. Yeni bir şey söyleyeceksin, yaşadığın zamanı ve mekânı izah edebilecek, durmadan koşacak/koşturacak bir şey… Ama söylediklerin eskiyi anlatacak. Yeni olacak ama eskiyi doğrulayacak, eskiyi anlatacak ama yine de yeni bir şey olacak. Zor …

GÜNLÜK (21 MART 2009)

Bu gün üzerinde çalışacağımız haber, hürriyette yayınlanan Dünya Bankası başkanının “iktisadi kriz” ile ilgili değerlendirmeleri. Konuya girmeden önce, değerlendirmelerimizi temellendireceğimiz bir hususu izah etmekte fayda var.

*

Hayatın ortalama bir akış hızı vardır. Bu hızı, her ülkenin kendi kültürü tayin eder. Yirminci asra kadar hayatın akış hızı, her ülkede veya kültür ikliminde farklıydı. Muhabere vasıtalarındaki gelişme, ülkeleri ve kültür iklimlerini birbirinden bağımsız bir hayat akış hızına sahip olma imkanından mahrum etti. Bu gün yaşadığımız dünyada, hayatın tek akış hızı oluşmamıştır ama dünyadaki hayatın akış hızı ile ülkelerdeki hayatın akış hızları birbirinden ileri derecede etkilenir hale gelmiştir.
Hayatın akış hızının önemi nedir? Doğrusu bu sorunun cevabı çok hacimli ve girifttir. Bu gün üzerinde çalışacağımız konu ile ilgisini tespit etmekle iktifa edeceğim. Hayatın akış hızı ile hadiseleri anlamak ve geleceğe dönük değerlendirme ve tahminleri yapabilmek arasında yoğun bir münasebet vardır. Hayatın normal akış hızına sahip olduğu dönemlerin birkaç özelliği vardır. Hayatın normal akış hızına sahip olduğu dönemlerde bir neticenin meydana gelmesi veya bir sürecin mesafe alması ciddi zaman dilimlerine muhtaçtır. Ne kadar olağanüstü hadiseler meydana gelirse gelsin, hayatın aktığı mecrayı ve akış dinamiklerini fazla etkilemez. Bu durum yaşanan hadiselerin çapına göre tesir icra etmediğini gösterir. Yaşanan büyük çaplı hadiselerin ciddi neticeler doğuracağına dair yapılan değerlendirmeler, zaman tarafından (zaman içinde) tekzip edilir.

GÜNLÜK (20 MART 2009)

Balbay’ın günlüklerinde, MİT Müsteşarı Şenkal ATASAGUN a atfedilen bir ifade çok ilgi çekici. Balbay’ın günlükleri konusunda sanırım artık kaynak göstermeye gerek yok… Her gazetede okuyabilirsiniz. Bu gün üzerinde çalışacağımız ifade ise şu:

“Gülen’le ilgili bir sürü iddia var. Bir ara durumu kötüydü. Ama 3 aydır haber yok. Bunları yatırımı Türkiye’ninkine yakın desem abartma olmaz.”
Tahmin edeceğiniz gibi haber daha uzun fakat biz sadece bu cümle çerçevesinde gezineceğiz. Bakalım bu cümleden neler çıkacak?

Değerlendirmemizin ön kabulleri…

*Günlüğün Mustafa BALBAY a ait olduğu…

*Günlükteki bu ifadenin MİT Müsteşarı Şenkal ATASAGUN a ait olduğu…

*Atasagun’un bu teşhisinin doğru olduğu…

Ben senin hayatından gittim oğlum-İdris ÖZYOL

Gitmek güzeldir. Güzeldir bütün renklerini yeryüzünün, bütün tadlarını, bütün seslerini,
bütün iklimlerini, bütün sözlerini, onları bir put belleyenlerin masasına atarak, belirsiz,
tarifsiz ve kifayetsiz bir ‘gidiş’e gitmek. Bütün bu renkler, bu tadlar, bu sesler, bu iklimler bir araya gelse dolduramaz, giderken kumda bıraktığımız ayak izlerini. Biz ayak izlerinin vatandaşıyız ve aklımızı atıp dünyanın uçlarına ve o akıl duvarlar içinde sekip dururken, bir çift ayak haline geliriz.

ÖNGÖRÜLER -2- AKPARTİNİN GELECEĞİ

Akpartinin geleceği veya akıbeti, diğer partiler gibi olmayacaktır. Akparti ile diğer partiler arasında temel bir fark var. Birçok farktan bahsedilebilirse de geleceğini tayin edecek olan farklılık bir tanedir. Bu farklılık, rejimle olan kavgasını icraatta ortaya koyabilmiş olması ve bu kavgada mesafe almış olmasıdır. Diğer partilerin tamamının rejimin partisi olduğunu söylemek garabetine düşmemek için Akpartideki bu farklılığın sebebini söyleyelim. Akparti, rejimle kavgalı olan diğer partilerden farklı olarak ilk defa rejimle kavgayı sahaya kadar taşıyan ve ilk defa bu kavgada mevzi kazanan bir parti olabilmiştir.
Rejimle kavgasını fikir çerçevesinden çıkarmış ve uygulamada gösterebilmiş olan Akparti, geleceğini de bu kavgaya endeksli hale getirmiştir. Rejimle kavgayı sahaya taşıyan ve bunu ezici bir oy çokluğu ile iktidarda yapan bir parti, geleceğini tek bir mecraya (mecburi istikamet olan bir kanala) dökmüş olur. Bu sebeple Akpartinin akıbeti, iki ihtimalden biridir, üçüncü ihtimal asla yoktur.

GÜNLÜK (14 MART 2009)

Demirel’in yaptığı ve söyledikleriyle ilgili bir değerlendirme ve eleştiri yapmak bana her zaman beyhude ve zaman kaybı olarak görünmüştür. Bir insan, değerlendirilecek kadar önemli bir söz söylemez veya iş yapmaz mı, bu nasıl mümkün olabilir? Yeryüzündeki hiçbir insan, hayatı boyunca bir söz veya iş mutlaka yapar, değerlendirilecek kadar önemli olan… Muhtemelen bunun tek misali Demirel’dir.
Bu gün, Demirel’in bir sözünü değerlendireceğiz. Fakat değerlendirilecek kadar önemli bir söz olmasından dolayı değil, değerlendirilecek kadar önemli bir söz söylemediğini göstermek için. Okuyucuların zamanını Demirel gibi biri için alacağımdan dolayı peşin özür diliyorum.
Aşağıda, Vatan gazetesinde yayınlanan mülakattan birkaç soru ve cevaplarını göreceksiniz. Değerlendirmemiz Bu metin üzerinde gerçekleşecektir. Soruların ve cevapların özelliği, ülkedeki siyasi rejimin ve ordunun pozisyonu ile ilgili itiraflarda bulunmasıdır.

GÜNLÜK (12 MART 2009)

“Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde 1990’lı yıllarda kayıpların öldürülüp cesetlerinin kuyulara atıldığı iddialarının ardından Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’nın izniyle başlatılan kazı çalışmalarında, bugün de yanmış elbise parçaları, bir tutam saç ile 9 ayrı kemik parçası bulundu.” (Hürriyet 12 mart 2009)

Güneydoğudaki kazılardan o kadar çok ceset çıkacak ki, o cesetleri gömenler bile “bu kadar var mıydı” diye hayrete düşecekler. Türkiye kamuoyu bu hadisenin peşini asla bırakmamalıdır. Ceset tarlaları ortaya çıkması ile beraber ülkede ikinci dalga gelecek. Birinci dalga Ergenekon terör örgütü dalgasıydı. Güneydoğudaki ceset çukurlarından çıkacak ceset ve ceset parçalarının oluşturacağı dalga, çok daha büyük olacak ve doğrudan TSK yı vuracaktır.
TSK bu dalgadan kurtulma imkanına sahip değildir. Zira güneydoğudaki hadiseler, doğrudan TSK nın mesuliyeti altındadır.

Yağmur

Akşamın geceye dönen yüzü… yüzüme döne döne inen yağmur.

Yağmurlar yağmasaydı bu taşra kasabasını sevmeyecektim belki. Yağmurlar yıkamasaydı içimi, nicedir aynalarda bulanıklaşan zihnimi, zihnimin solgun fotoğraflarını bu denli berrak bulmayacaktım karşımda.

Bileğime çevirdiğim usturayı kırmayacaktım belki.

GÜNLÜK (10 MART 2009)

Gündem ne kadar yoğun… İnsan takip ederken bile yoruluyor. Önümüzdeki günler çetin geçecek… Seçim, seçim sonrası gelişmeler, dünya iktisadi krizi, krizi takibeden çöküşler, Ergenekon’un ikinci iddianamesi gelecek haftaya kalmaz ortalığa dökülür. Ne dehşet iddialar var. Esas kavganın cereyan ettiği noktalardan biri de DOĞAN MEYDA gurubu ile siyasi iktidar arasında… AKP bu defa Doğan medya gurubunun (amiyane tabirle) kafasına sıkacak gibi görünüyor. Gelişmelere bakıldığında, Aydın DOĞAN ile ilgili hükumetin yaptığı işler, pazarlık malzemesi cinsinden hamlelere benzemiyor. Galiba bu defa Aydın DOĞAN’ın suyu ısındı.

SEVGİLİLER SEVGİLİSİ

Hz. Allah’ın (CC) kainatı neden yarattığı bahsi, meçhullerin meçhulü bir noktadır. Her ne ise muradı, onu bilmek çetin bir mesele… Gizli bir hazine olduğu ve bilinmek istediği için insanları ve cinleri yarattığı bilgisi, kendi beyanı çerçevesinde malumumuzdur. Fakat bu beyan bile kendi içinde o kadar esrarlıdır ki, Necip Fazıl’ın üslubu ile “bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur” ifadesinden daha ileri bir şey söylenemiyor.

Haddimizi aşıp tefsir ilmine girmeden, zanlarımızı ilim kisvesi altında arz etmeden ifade etmek gerekirse, sanki Allah (CC), sadece kendine bir sevgili yaratmayı diledi. Merak ettiğim bahislerden biri de Hz. Risaletpenah (SAV) için Risalet mi öncedir sevgili olması mı? Acaba Hz. Allah (CC) için sevgili olmak ile Resul olmak arasında bir fark var mıdır? Resullerinin sevgilisi olmaması ihtimalinin misali var da sevgilisinin Resul olmaması ihtimali var mıydı acaba?