İLİM ve TASAVVUF – Muhammed Hikmet TUZKAYA (k.s.)

İmamı Malik hazretleri buyurmuşlardır ki; “Kim ki fakih olurda mutasavvuf olmazsa, fasıktır. Kim de mutasavvuf olur da şeriatı yaşamazsa zındık olur.”

Başka bir üslupla:

Tasavvufsuz ilim atıldır
İlimsiz tasavvuf ise batıldır

RIZA İLE LİSA ARASINDA “MONA RIZA” OLMAK

        Bir gün aynaya baktığımızda uzayan saçlarımızın dışında da değişen bir şeylerin olduğunu fark edebiliriz:“kendimiz”. İşte o zaman, “ezelde var olan ve ebedde sorulacak olan gaye ve amacın” ağır sorumluluğunu iliklerimize kadar hissederiz. Bu yüzden de deriz ki :“Her kimsen o olmayı başar.”        Hızlı yaşa genç öl anlayışının hâkim olduğu bu çağda, her birimiz …

İlahî- Bahtî (Sultan 1. Ahmed)

Dil hânesi pür-nûr olur
Envâr-ı zikrullah ile
İklîm-i ten ma’mûr olur
Mi’mâr-ı zikrullah ile
………

Zikreyle Hakk’ı her nefes
Allah bes bâkî heves
Bes gayrıdan ümmîdi kes
Tekrâr-ı zikrullah ile
….
Meraklısına Notlar:

İstanbul’un önemli selâtin camilerinden biri olan Sultanahmet Camii’ni yaptıran I. Ahmed, 31 Aralık 1609 tarihindeki temel kazısında, eline kürek alarak bizzat çalışmıştır. Sultanahmet Camii, 1617 yılında tamamlanmıştır.

I. Ahmed, çok merhametli ve feraset sahibi bir padişah idi. Özellikle kardeş katli gibi halkta nefret uyandıran bir geleneği kaldırması ve “hanedanın en büyük mensubunun tahta geçmesi” kuralını getirmesi, önemli icraatlarındandır.

EVVEL ZAMAN İÇİMDE

Koyu bir adın vardı, geceyi pıhtılayan,
Kente hiç ilişmeden yürürdük, gün ışırdı.
Üzerini örterdin uyuyan mutsuzluğun,
Kuşlara gülümserdin, bu sana yakışırdı.
Zincirleme susardık, söze hiç gerek yoktu,
Bir seni böyle sevdim, bir dahası imkânsız.

Gülüşün gül gibiydi, sevdam alnında perçem,
Hiçbir dalda yuvan yok, nerelerdesin serçem?

ASKER VE EŞKİYA FARKI -MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE

Yazarın bu yazısını mutlaka okuyun. Ben bayıldım. Kalemine sağlık Mümtaz'er hoca… Durum, bir millet olarak sahip olduğumuz her şeyi tepeden tırnağa gözden geçirmemizi gerektirecek kadar vahim. Genelkurmay'ın koridorlarında hazırlanan bir komplolar zinciriyle, bir darbe teşebbüsüyle, bir hukuksuzluk örneği ile değil, devleti ve bizi bir arada yaşatan hukuku bütünüyle "yok" hükmüne sokacak bir sapkınlık hali ile …

İLM-İ SİMADA TERKİP ANLAYIŞI

İlm-i simanın sırrı, terkip ölçülerindedir. Terkip ölçüleri, birçok uzvun manalarını yoğurarak mizaç yekununa ulaşmayı mümkün kılar. Terkip ölçüleri olmaksızın eldeki verilerden ulaşılabilecek bir netice yoktur.

Terkip ölçüleri meselesi, hayatın her alanında sözkonusudur ve önemlidir. Tefekkür faaliyeti sığlaştığı ve tefekkür mahareti kaybolduğu için birçok mesele artık gündemden kalkmıştır. Kaybolan konuların başında da “terkip ölçüleri” gelmektedir. Oysa terkip ölçüleri olmaksızın en basit işler bile (mesela çorba bile) yapılamaz. Terkip ölçüleri olmaksızın çorba yapmaya kalkışmak, çorba için lüzumlu olan unsurları gelişigüzel bir tencereye doldurmaktır. Çorba yapabilmek veya çorbanın “lezzetini” oluşturmak için hangi unsurdan ne miktar kullanılacağı bilinmelidir. Çorba yapmak kolay olduğu ve zaten insanlar bunu bildiği için “terkip ölçüleri” bahsi, müstakil bir mesele halinde insanların gündemine girmemektedir. Başka bir ifadeyle, insanların yapageldikleri (alıştıkları) işleri gerçekleştirmek için terkip ölçüleri gibi bir meseleye ihtiyaç duymayacakları vakadır. Fakat yeni bir iş yapmak istediklerinde veya bilmedikleri bir konuda çalışmak (veya düşünmek) zorunda kaldıklarında ilk ihtiyaçları “terkip ölçüleri” veya “terkip anlayışı”dır. Lakin terkip anlayışı unutulduğu için yeni bir işe teşebbüs ettiklerinde işin gerekli tüm unsurlarını gelişigüzel tencereye doldurmaktadırlar. Böyle bir durumda ortaya “lezzeti” olan bir yemek çıkmaması tabi olmasına rağmen neticeye şaşırmaktadırlar. Üstelik kendi beceriksizliklerini ve anlayışsızlıklarını görmezden gelip, sözkonusu işin “yapılamayacağına” veya o işin “gerçekleştirilemeyeceğine” karar vermektedirler.

DİKKAT YOĞUNLAŞMASI VE DUYGU YIĞINAĞI

                          Dikkat meselesi, zihni ve akli organizasyon türlerinden biridir. İnsan zihni, sürekli ve kesintisiz hareketlerin bulunduğu bir havzadır. Ki bu havzada aynı zaman içinde sayısız hareket mevcuttur.  Akıl bu havzada faaliyet gösteren merkezi unsurdur. Zihni faaliyetlerin tabi akışı içinde akıl hangi faaliyete yönelirse o istikamette bir "dikkat" organize etmektedir.             Dikkat odaklama, dikkati yoğunlaştırma gibi …

GÜNLÜK (04 HAZİRAN 2009)

-YAŞAR NURİ ÖZTÜRK ZIRVALAMALARI-

Aşağıdaki metin, Yaşar Nuri ÖZTÜRK’ün 04.06.2009 tarihli HABERTÜRK nam gazetesindeki köşe yazısından iktibas edilmiştir. Yaşar Nuri ÖZTÜRK’ü İslam ile alakalı olarak muhatap almak, en iyimser ihtimalle “hafifmeşreplik” olarak tarif edilebilir ama bu yazısında ve bir sonraki günde (05.06.2009) ikinci bölümünü kaleme aldığı düşüncelerinde ÖYLE BİR HALT ETMEKTEDİR Kİ, iki kelam etmeden geçmek mesuliyete mugayir olurdu.
İktibas Ettiğimiz metni okuduktan sonra sorularımız olacak… Herkes kendi havsalasına ve hassasiyetine göre bir şıkkı seçsin…

“Mesele gelip gelip şurada düğümleniyor: Hz. Muhammed, özgürlüklerin ve esaret tanımamamın sembolü müdür yoksa daha çok namaz kılmanın, daha görkemli sarık sarmanın sembolü mü?
Kur’an, birinci şıkkı onaylıyor. Hz. Peygamber bu şıkka göre yaşadı ve onu miras bıraktı. Emevî, bu mirası yozlaştırıp “özgürlüklerin Peygamberini “daha çok namaz kılmanın, daha görkemli Arap sarığı sarmanın sembolü” haline getirdi.
Bu saptırma ve yozlaştırmaya ilk büyük isyan, imamı Âzam Ebu Hanîfe’den geldi. Arap fistanı ile Arap saltanatlarını dinleştirenler imamı Âzam’ı “namazsız ve isyancı birdin” kurmakla suçladılar.
imamı Âzam, Hz. Peygamber’i özgürlüklerin ve esaret tanımamanın sembolü olarak öne çıkarmanın faturasını başıyla ödedi. Ve Büyük imam’ın ardından islam tarihi asırlarca Emevî zihniyetiyle yürüdü. Ta Mustafa Kemal’e kadar.
Mustafa Kemal, imamı Âzam’ın hedefine vardırılamamış isyanını hedefine vardırdı. Türk Kurtuluş ve Aydınlanma Savaşının esas anlamı, bizce budur.

MARİFETNAMEDE İLM-İ SİMA BAHSİ

            Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. Tarafından kaleme alınan ve bugünkü isimlendirmesiyle Ansiklopedi türüne giren MARİFETNAME üzerinde kafi derecede çalışma yapılmaması ıstırap vericidir. Kitabın ihtiva ettiği konulardan İLM-İ SİMA ile ilgili bahis harikuladedir.             Marifetnamedeki ilm-i sima bahsinin gündeme gelmemesinin en önemli sebeplerinden birisi, insanın eşkâline bakarak mizaç hususiyetlerini tespit etmenin mümkün olmayacağı istikametindeki düşüncedir. Hakikaten …

FATİH SULTAN MEHMET Mİ, BÜYÜK İSKENDER Mİ DAHA AKILLIDIR?

FATİH SULTAN MEHMET Mİ BÜYÜK İSKENDER Mİ DAHA AKILLIDIR? Fatih Sultan Mehmet Han ile Büyük İskender arasında birçok benzerlikler var. Her ikisi de yirmili yaşlarda tahta oturmuşlar, yeni savaş teknikleri ve yöntemleri keşfetmişler ve geliştirmişler, büyük idari reformlar yapmışlardır. Tahta oturdukları yaş ve kısa sürede kazandıkları destansı zaferler, her ikisinin de DEHA olduğunu açıkça göstermektedir. …