Aylık arşivler: Ocak 2010

KİMSESİZLER ‘KİM’SESİ

Bu başı ve sonu bilinmeyen âlemin değirmeninde küçük düşlerimizi öğütüyoruz. Yüreğimizin sahilinde küçük küçük evler yapıyoruz. Bir dalga geliyor ve alıp götürüyor evin içine bıraktığımız ne varsa. Biz yine evler yapmaya devam ediyoruz daralmış akşamın kızıllığında bile. Biz yaptıkça biraz daha gençleşiyoruz. Biz gençleştikçe, yeni bir vurgun gençliğimi de alıp götürüyor.

Toprağa düşüp varlık âleminde bir yeşil büyütmekti tüm istencimiz. Yusuf un zindanı kadar geniş bir dünya keşfedip, varlığımızı varlık ötesiyle aynı avuç içinde tutabilmekti bir de. KİMSESİZLER ‘KİM’SESİ yazısına devam et

DARBE PLANININ HEDEFİ AKILLARI PATLATMAK

DARBE PLANININ HEDEFİ, AKILLARI PATLATMAK

Cuma namazında camilerde bomba patlatmak… İlköğretim öğrencilerinin ziyareti sırasında müze denizaltısını havaya uçurmak… Kendi savaş uçağını düşürmek… Son zamanlarda kamuoyuna yansıyan darbe planlarının veya darbe zemini hazırlamak için kullanılacak olan planların eylem listelerinde bunlar ve benzerleri var. General rütbesindeki adamlar böyle planları neden yapar? Bu tür eylem planlarının özelliği nedir? Bu eylemlerle neyi gerçekleştirmek istiyorlar? Kamuoyu tarandığında üzerinde ittifak edilen bir cevabı var bu soruların… Darbe zemini hazırlamak… Tamam ama bu eylemlerin başka bir özelliği daha var ve bu özellik kamuoyunun gözünden kaçıyor. DARBE PLANININ HEDEFİ AKILLARI PATLATMAK yazısına devam et

ÜMMETİN MAĞLUBİYET DEVRİ SONA ERDİ

ÜMMETİN MAĞLUBİYET DEVRİ SON ERDİ

Son Hizbullah-İsrail savaşının (2006) akabinde Hasan NASRALLAH’IN bir açıklaması vardı. “Ümmetin mağlubiyet devri sona erdi” demişti, açıklamasında. “İnşallah, inşallah” diyerek sevinç ve heyecanla içimden defalarca tekrarladığımı hatırlıyorum. Hasan Nasrallah’ın açıklaması, askeri alandaki mücadelelere atıf yapan bir muhteva taşıyordu ve siyasi (ve tabi ki diplomatik) ayağı hala eksikti. İsrail’in tarihinde ilk defa olmak üzere 13.01.2010 tarihinde “resmen ve sarahaten” Türkiye’den özür dilemesi ile mezkur hükmün siyasi ayağı da tamamlanmış oldu. Şimdi tam anlamıyla söylemek gerekir ki, “Ümmetin mağlubiyet devri sona erdi”.

Son birkaç asırdır sahada (cephelerde) askeri mağlubiyetlerin yaşandığı malum. Fakat askeri mağlubiyetlerden ziyade masada (siyasette ve diplomaside) daha fazla mağlubiyet yaşandığı vaka. Askeri alanlarda her ne kadar mağlubiyet yaşansa da mevzi zaferler her zaman kazanılmıştır. Lakin diplomatik mağlubiyet son iki asırda süreklilik göstermiştir. Bu manada Hizbullah’ın 2006 yılındaki askeri zaferi, bu gün diplomatik zafer ile tamamlandığı için tam bir zaferden bahsetmek mümkün hale gelmiştir. ÜMMETİN MAĞLUBİYET DEVRİ SONA ERDİ yazısına devam et

CELLÂTLARINA SAYGI DUYAN KURBANLAR

Öyle diyor j.p. Sartre: “ Cellâtlarına saygı duydukları zaman kurbanlardan tiksiniyorum.” Zamanın ince bir çizgide asılı kaldığı anlar vardır ya hani. Kurban adına sözün bittiği, iç yoğunluğun ve dinginliğin zirveye ulaştığı, o kocaman felsefi sözlerin, ideolojilerin, romanların, makalelerin anlatamadığı bir an… Cellât için sıradan bir işin ifası, kurban için arzın sustuğu an… Sadece cellât ve kurbanının kalp atışları… Bir yatışmazlığın en zirve anı…

Kardeşlerden biri kurban, biri cellât olarak başladı bu diyalektik ölüm… Biri hemen Kabil oldu kanı kendine çeken bir susuzlukla. Diğeri Habil olup toprağı ilk ısıttığında tertemiz olan her şey, gökyüzü ve yeryüzü ve ikisi arasında ne varsa, kapkara kesildi… Sonra mirası devraldı kendini kendinden türeten cellâtlar… Hep kendisinden önceki tecrübelerle yenilendi… Nemrut oldu bir gün, kendine kurban seçti İbrahim’i; Firavun olup öldürmek istedi bütün Musaları; Yezitleşip Hüseyin’le besledi sunağını… Şimdilerde yeni yeni cellâtlar, yeni kurbanlarını diliyor, dileniyor. Kendine uygun zincir ve prangalarla, mühürlenmiş vicdanlarının hücrelerinde, aşka ram olmuş yüreklerin buram buram kekik kokan ruhunu esir alıp kendilerine tapınılan bir saygı istemekte… Emanetin ağırlığını çatlatırken göğsünde, kozasından henüz çıkmış kelebeklerini uçuran bakir ölümler aramakta… CELLÂTLARINA SAYGI DUYAN KURBANLAR yazısına devam et

TEKZİP

TEKZİP
Bazı internet sitelerinde yayınlanan kısa adı CABD ve açık adı “Cumhuriyet Adalet Birleşik Basın Birliği Derneği” olduğu ifade bir derneğin kurulduğu haberi yayınlanmıştır. Haberde derneğin YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞINI İSMAİL ÇAPAR isminde birinin yapacağı ve yönetim kurulu üyeleri arasında da “Avukat ve yazara Haki DEMİR” şeklinde ismimin geçtiği haber ile ilgili TEKZİBİMDİR.
1-Öncelikle böyle bir dernek kurulmamıştır. Yetkili mercilerden aldığımız bilgilere göre K.Maraş’ta böyle bir dernek kurulmamıştır.
2-Böyle bir dernek başka bir şehirde kurulmuş ise veya dernek dışında bir oluşum (platform vebenzeri) varsa benim haberim ve alakam bulunmamaktadır.
3-İsmail ÇAPAR isimli kişinin K.Maraş mahkemelerinde dolandırıcılıktan dolayı davaları bulunmaktadır.
KAMUOYUNA DUYURURUM
HAKİ DEMİR

ÇÖKÜŞ SÜRECİ HIZLANIRKEN İNŞA HAMLESİ GEÇ KALIYOR

ÇÖKÜŞ SÜRECİ HIZLANIRKEN İNŞA HAMLESİ GEÇ KALIYOR

Ülkedeki siyasi çözülme, artık çöküş sürecine girdi. Devlet, hiçbir müessesesiyle ayakta kalma kudretine sahip değil. Hiçbir müessese meşruiyetini tüm ülke çapında ve tüm halk nezdinde muhafaza edemiyor. Ülkede meşruiyet parçalı hale geldi ve çeşitlendi. Birden çok meşruiyet kaynağının siyasi alana intikal etmesi, meşruiyetin kaybolduğunu gösterir. Meşruiyet, ülkedeki tüm nizamın altyapısıdır. Meşruiyetin kaybolması (veya çeşitlenmesi) o ülkedeki nizamın altyapısının çökmesidir.
Kaosun en bariz hususiyeti aklın hayattan çekilmesidir. Siyasi alan başta olmak üzere hemen hemen her alanda aklın geri plana çekildiği, hislerin ferde, cemiyete ve devlete hakim olduğu, hayatın da akıl zemininden duygu zeminine doğru hızla savrulduğu akılsız gözlerin bile görebileceği hale geldi. Kaos, aklın en çok ihtiyaç duyulduğu fakat en az bulunduğu arızi bir iklimdir. Arızidir ve mutlaka bir müddet sonra geçer zira hayat kaosa tahammül edemez ve en kötü düzeni tercih etmek pahasına da olsa kaostan kurtulur. Konunun püf noktası da tam burasıdır. En kötü düzeni bile kaosa tercih edebilen hayat, aslında bilmez ki, “kötü düzen” kaostan daha ağır bir durumdur ve “sistematik zulüm” demektir. Ne var ki kaosun tabiatı, aklı geçici de olsa hayattan kovduğu için, kötü düzen kaosa tercih edilebilir hale gelebiliyor. ÇÖKÜŞ SÜRECİ HIZLANIRKEN İNŞA HAMLESİ GEÇ KALIYOR yazısına devam et

A be epimiz Çingeneyiz -Ahmet Turan ALKAN

A be epimiz Çingeneyiz

Biyolojik evrim teorisinin sahihliği hakkında fikir yürütmeyeceğim fakat zihnî evrim, daha doğrusu tekâmülün gerekliliği hakkında hiç tereddüt etmiyorum. Biz insan soyu, tabiatımızda yerleşik duran (verili) kötülüklere karşı tekâmül geçirmek zorundayız. A be epimiz Çingeneyiz -Ahmet Turan ALKAN yazısına devam et

KEMALİST REJİMİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDE GÜÇ DENEMESİ

KEMALİST REJİMİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDE GÜÇ DENEMESİ

Konunun özü şu; Türkiye’deki mevzuat reşit olmayan (18 yaşını ikmal etmeyen) kişilerin “kanuni teşkilatlara” üye olmasına imkan vermemekte fakat aynı kişilerin (yani kanunun tarifiyle çocukların) “kanundışı teşkilatlara” üye olmasına imkan tanımaktadır. Başka bir ifadeyle, mevzuat reşit olmayan çocukların kanunla kurulmuş örgütlere (mesela derneklere) üyeliğini geçersiz saymakta fakat kanunsuz kurulmuş örgütlere (mesela terör örgütlerine) üye olmasını kabul etmekte ve bu üyeliğe cezai neticeler bağlamaktadır. KEMALİST REJİMİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDE GÜÇ DENEMESİ yazısına devam et

SANCI

Ünlü düşünür Halil CİBRAN, Gezgin adlı kitabında iki istiridyenin konuşmalarını şöyle anlatır:
“ Bir istiridye komşu istiridyeye dedi, ‘ İçimde büyük bir sancı var. Ağır ve yuvarlak; ve bana çok ıstırap veriyor.’
Ve öbür istiridye tepeden bakar bir hoşnutlukla yanıtladı, ‘ Göğe ve denizlere şükürler olsun ki benim içimde hiçbir sancı yok. İçimde ve dışımda her şey iyi ve tamam.’
O sırada oradan geçmekte olan bir yengeç iki istiridyenin konuşmasını duydu ve içinde ve dışında her şey iyi ve tamam olan istiridyeye dedi, ‘ Evet, iyi ve tamamsın; ama komşunun taşıdığı sancı gerçekte son derece güzel bir inci.” SANCI yazısına devam et

GENELKURMAY TALEBİNİN REDDİ VEYA HAKİM OLMANIN ŞARTI

GENELKURMAY TALEBİNİN REDDİ VEYA HAKİM OLMANIN ŞARTI

Hakim olmanın birçok şartı var ama en önemli şartı veya hakimliğin rüşt şartı, ilgili ülkedeki en güçlü kurum veya şahsa karşı durabilmektir. Hakimlik imtihanının en önemlisi, genelkurmay sözkonusu olduğunda veya oradan bir talep geldiğinde hazır ola geçmeyen hakim, “hakimliğinin rüştünü” ispat etmiş demektir.
Hukukçuların (avukatlar da dahil) güç karşısında eğilmemesi, mesleki asaletin ilk şartıdır. Güç karşısında eğilen ve buna bağlı olarak yamulan hukukçular, “Hakim”, “Savcı” ve “Avukat” olamamışlardır. Eğer bir ülkede tüm hukukçular bunu yapıyorsa o ülkede hukuk yok demektir. Eğer bir ülkede az sayıda hukukçu güç karşısında eğilmiyor fakat bu tavırlarından dolayı ayakta kalamayacak kadar başlarına iş geliyorsa, o ülkede hukuk komaya girmiş ve son demlerini yaşıyor demektir. GENELKURMAY TALEBİNİN REDDİ VEYA HAKİM OLMANIN ŞARTI yazısına devam et

SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ Mİ SUÇLARIN GİZLENMESİ Mİ

SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ Mİ SUÇLARIN GİZLENMESİ Mİ

Ceza muhakemesi kanununda zikredilen “soruşturmanın gizliliği” konusu, son zamanlarda ülkenin gündemini sürekli işgal etmeye başladı. Sebebi herkes tarafından bilinen bir tavır olarak, hakkında soruşturma açılan her şahıs veya müessese bu kuralı mutlaka gündeme getiriyor ve ihlal edildiğinden şikayet ediyor. Gerçekten de bu kural yoğun bir şekilde ihlal edilmektedir.
Bu kuralın ihlali, şekil ihlali midir esas ihlali midir? Doğru soru bu ve bu sorunun peşinden gitmek gerekiyor. Soruşturmanın gizliliğinin maksadı, soruşturma faaliyetinin engellenmesi, saptırılması, delillerin karartılması (imha edilmesi), savcıların soruşturmayı yürütmesine mani olacak baskılara maruz kalması gibi ihtimalleri ortadan kaldırmaktır. Pekala aynı ihtimaller soruşturmanın gizliliğinin sağlanması durumunda yok mudur? İşte can alıcı soru budur. SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ Mİ SUÇLARIN GİZLENMESİ Mİ yazısına devam et