Aylık arşivler: Haziran 2010

ÜÇÜNCÜ ŞAHSİYET, MÜTEFEKKİR

İslam irfanı, ilim ve tasavvuf mecralarını en baştan itibaren açmış ve usulünü, adabını, güzergâhını, menzillerini, istikametini ve hedefini tayin etmiştir. Üçüncü yol olan tefekkür, sürekli var olmasına rağmen, mecra haline gelememiş, bu sebeple usulü, adabı, güzergâhı, istikameti ve hedefi kristalize olamamıştır. İslam irfanı, âlim ve sufi şahsiyetini şekillendirmiş fakat mütefekkir şahsiyetini şekillendirmemiştir. İslam tarihi boyunca sayısız mütefekkirin yetiştiği vaki fakat tefekkür mecrasının açılamadığı hazin bir gerçektir. Sayısız mütefekkirin yetişmiş olmasına rağmen tefekkür mecrasının açılamadığını söylemek mantıksız geliyor. Gerçekten de mantıksız fakat maalesef doğru… ÜÇÜNCÜ ŞAHSİYET, MÜTEFEKKİR yazısına devam et

BİR EYLEMDEN KALANLAR

BİR EYLEMDEN KALANLAR
Mustafa hoca ile yola çıktık. Yalnız yola gidecek halim yok. Çok kötüyüm. Dizlerimde derman kalmamış gibi… Ruhum bedenimi taşımıyor. Garip bir durum. Ruh hangi haldeyse, beden o halde… Ruha rağmen bedenin sağlıklı ve dinç olması mümkün değil. İşin can yakıcı tarafı, haber alamamak… On dokuz şehit olduğuna dair haberler var ve bunların kimler olduğu bilinmiyor. Haber kaynakları suskun, haber kanalları tıkalı… Zihnim bir taraftan İsrail’deki esirlere ve oradaki arkadaşım Nuri beye gidiyor, diğer tarafta Nuri beyin hanımına… Tam bir sarkaç halinde… Hislerim zihnimi esir almış durumda. Ara sıra aklım burnunu gösterecek oluyor zihni çalkantılarımın içinde. Diyor ki bana, büyük ihtimalle Nuri bey orada senden daha rahat… Bu düşünceye sarılıyorum, denize düşenin yılana sarılmasındaki misal… Lakin ancak birkaç saniye sürüyor. BİR EYLEMDEN KALANLAR yazısına devam et

DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ

Fikir adamının, fikri olur. Fikir adamı ise hakikaten, kapsayıcı fikri olur. Parça fikirler, geveze entelektüellerin psikolojik tatmin malzemeleridir. Parça fikir ile kapsayıcı fikri birbirinden ayıramayanlar, entelektüel geveze bile değildir. Parça fikirlere takılıp kalanlar ve üst fikre (sistem fikrine) sıçrayamayanlar, genellikle “parça fikre” kapsayıcı fikir muamelesi yapar. Parça fikre “bütün fikir” muamelesi yapanlar, fikir çilesinden mahrum olmalılar.
Parça fikirlerde patinaj yapanlar, farklılıklarını izhar etmek gayretine düşüyorlar. Farklılıklarını izhar etmek için gizemli olma çabasına giriyorlar. Gizemli olmak, ne dediğinin anlaşılmasını zorlaştırmakla kabildir. Beyanının anlaşılmasını zorlaştırmak ise fikrin derinlik boyutu ile ilgili değildir. Yaptıkları sadece beyanlarını giriftleştirmekten ibarettir. Fikrin derinlik boyutunda mesafe almış olanlar anlaşılmayabilirler ama anlaşılmamak için çaba sarfetmezler. Anlaşılmıyorlarsa bunun sebebi, fikirlerinin derinliğidir. Fikri derinliğe sahip olmak ile anlaşılmamak için derinlik gösterisi yapanlar, çareyi üslubun giriftliğinde arıyorlar. DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ yazısına devam et

KAHRAMANLIĞI KAÇINILMAZ KILAN KORKU

İkinci cihan harbinde kızılordu, Alman ordusu karşısında büyük kayıplar vererek geri çekilir. Her defasında ikinci savunma hattını kurar fakat hiçbir savunma hattında tutunamaz. Kayıpları milyonlarla ifade edilir. Ne var ki kızılordu, insan kayıplarını fazla dert etmez. Çünkü silah altına alacak çok insan vardır ama onları teçhiz edecek silah ve cephane yoktur. Çözüm şöyle bulunur. Cephede üç savunma hattı kurulur. Birinci hatta silahlı askerler vardır, ikinci hatta silahsız askerler vardır ve üçüncü hatta silahlı askerler vardır. Birinci hattaki askerler öldükçe ikinci hattaki silahsız askerler onların silahlarını almaktadır. Böyle emredilmişlerdir. Silahsız askerleri cepheye sürmek mümkün müdür? Hayır. Pekala bunu kızılordu bilmez mi? Elbette bilir. İşte üçüncü hattaki silahlı askerler imkansız olan bu hadiseyi gerçekleştirmek için vardır. Birinci ve özellikle de ikinci hattaki askerlerin kaçmasına mani olmak… Kaçanları merhametsizce öldürmek için emir almışlardır. İkinci hattaki silahsız askerler için iki ihtimal vardır. Fakat her iki ihtimalin de neticesi aynıdır. Ölüm. Ya kaçarken (sosyalist rejimin tarifiyle) şerefsizce ölecek veya düşmana saldırarak ölecek… Canhıraş bir şekilde düşmana saldırdıklarını tahmin etmek zor değil…
Kahramanlığı kaçınılmaz kılan korku bu olsa gerek… Fakat bu durumun doğru adı kahramanlık değil, dramdır. KAHRAMANLIĞI KAÇINILMAZ KILAN KORKU yazısına devam et

EN GÜÇLÜ ORDU DAHA GÜÇLÜ EŞKİYA (MI)

Yaklaşık otuz yıldır terör eylemleri devam ediyor. Düşük yoğunluklu bu savaşta hayatını kaybeden gençlerin sayısını unuttuk. Gerçi unutmasak ne manası var ki, bir istatistik haline geldi. Bu kadar uzun süren her hadise fevkaladeliğini kaybeder ve alelade hale gelir. Alelade hale gelmesi, hayatını kaybeden gençlerin sayısını istatistik haline getirir. Hassasiyetlerin de bir ömrü var. Hiçbir hassasiyetin uzun süre canlı kalamayacağı psikolojik ve sosyolojik bir tespittir.
Otuz yıla yakındır süren terör eylemlerinin hassasiyetleri kanatması için çapının büyümesi gerekir. Günde bir iki tane gencin hayatını kaybetmesi, alelade hale geldiği ve sadece istatistiklerdeki rakamları ilgilendirdiği için gerekli olan kamuoyu ayaklanmasını meydana getirmez. Bu sebeple eylemlerin çapı yükselmiş ve bir çatışmada meydana gelen kayıp sayısı yüksek rakamlara ulaşmıştır. Son zamanlardaki PKK eylemleri, büyük kayıplar hedeflemektedir. Böylelikle dikkatleri kendilerine çekebileceklerini düşünüyorlar ve doğrusu netice de alıyorlar. EN GÜÇLÜ ORDU DAHA GÜÇLÜ EŞKİYA (MI) yazısına devam et

UÇURUMUN ÖNÜNDE, DÜŞMEK Mİ HAVALANMAK MI?

UÇURUMUN ÖNÜNDE, DÜŞMEK Mİ HAVALANMAK MI?
Ülkedeki siyasi tartışmaların kaynakları tükendi. Kaynakları tükenen siyaset başka alanların kaynaklarını yemeye başladı. Ordu, ilk yediği kurumdu ve ondan sonra gözünü hukuka dikti. Ordu biraz uzun sürmüştü, hukuk çok daha çabuk tükendi. Ahlak mı? Onu en başta yemiş bitirmişti siyaset… Ya bilim? Onu siyasetin yemesine gerek kalmamıştı, YÖK otuz yıldır onu yiye yiye tüketti zaten.
Ülkede uzun süredir (aslında Cumhuriyetin kurulduğundan beri) devam eden mücadele, ilk defa kuvvetler dengesine kavuştu. Kemalist siyasi rejim ve taraftarları ile halk ve halkın temsilcileri olan rejim muhalifleri arasında Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman kuvvetler dengesi oluşmamıştı. Rejim yakın zamana kadar tayin edici ve ezici bir güç halindeydi ve kendine yönelmiş olan tüm muhalefeti ağır şekilde ezmişti. UÇURUMUN ÖNÜNDE, DÜŞMEK Mİ HAVALANMAK MI? yazısına devam et

KORKUYORLAR ÇÜNKÜ…

Siyasi rejim, kendini ve ilkelerini yerleştirmek için kurulduğu yıllardan itibaren uzun süre, en küçük ilkesi ve alameti için bile binlerce can aldı. O kadar basit sebeplerle insanların canına kıydılar ki, sadece şapka için binlerce masum ve mazlum insanı astılar. İnsanlık tarihinde sayısal anlamda çok büyük katliamlar var. Fakat şapka gibi basit sebepten dolayı binlerce insanın asıldığına rastlanmaz. Hiçbir siyasi rejim bu kadar vahşi şekilde kurulmamıştır. En küçük ilkesi için binlerce insanın canını almaktan imtina etmediğini bu halka gösteren siyasi rejim (kemalist rejim) tüm gerçekleri ve doğruları tersyüz etti. Yalanı doğru, sahtesi gerçek oldu. Her şey ama her şey, yanlış kuruldu fakat bu kuruluş muhtemelen yüzbinlerce insanın canına malolduğu için, sistematik yalan ve yanlışlar herkes tarafından doğru olarak kabul edilmek zorunda kaldı. Üretilen suni gerçeklik, “gerçek” muamelesi gördü. Suni gerçeklerin “gerçek” olduğuna dair tek delil, darağacında haftalarca sallanan cansız bedenlerdi. Herhangi bir iddia için, darağacında sallanan cansız bedenden daha kuvvetli bir delil tasavvur edebiliyor musunuz? Darağacında sallanan cansız beden herşeyin delilidir. O kadar ki, iki kere iki beş eder dendiğinde, bazen sarahaten bezen ihsasen darağacında sallanan cansız bedenlere atıf yapıldı ve matematik bile değiştirildi. Yavaş ol, o kadar da değil, matematik değişir mi diyenler, Anayasa Mahkemesinin 367 ve benzeri kararlarına baksınlar, değişir mi değişmez mi orada görürler. KORKUYORLAR ÇÜNKÜ… yazısına devam et

BİR TEDAİNİN PEŞİNDE

BİR TEDAİNİN PEŞİNDE
Gazze deniz seferine katılan K.Maraş’lı beş yiğidin iştirak ettiği bir program yapıldı. Nuri YILDIZ, Erol TANSEL, Murat SARITÜRK, Mübeyyen KIZIL ve Hatice KARASAKIZ.
Nuri YILDIZ’ın yönettiği programda, yolcuların her biri, “o gemide neden bulunuyordunuz, sefere neden iştirak ettiniz?” sorusuna cevap veriyorlardı. Hatice hanımın verdiği cevap, alaka celbedici türdendi. Cevap şu; “Benim, nikah mihrim, Filistin’e gitmekti”.
Dinleyiciler tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Kimler ne düşündü bilmem ama bende uyanan tedai bambaşka oldu. İşte bu tedainin peşinden dolaştığım ruhi ve zihni labirentlerimden süzülenler. BİR TEDAİNİN PEŞİNDE yazısına devam et

GAZZE (VE BATI ŞERİA) TÜRKİYE’YE İLTİHAK EDERSE NE OLUR?

Gazze’deki (ve Batı Şeria’daki) hükumet toplanıp Türkiye’ye İLTİHAK ETME KARARI ALIRSA ne olur? İster ufuk seyahati ister ihtimal taraması isterseniz düşünce temrini deyin, böyle bir hadiseyi muhayyel de olsa bir düşünelim.
Gazze’deki (ve Batı Şeria’daki) Hükumet toplandı ve Türkiye’ye iltihak kararı aldı ve bunu referanduma sundu. Referandumdan %80 üstünde bir evet neticesi çıktığını kabul edelim. İltihak sürecini de şöyle açıkladıklarını farz edelim.
Bugünden itibaren Gazze (ve Batı Şeria), Türkiye topraklarıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vali tayin edene kadar mevcut hükumet görevine devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, iltihakı kabul edip etmemekte serbesttir, biz, iltihakımız kabul edilene kadar görevi emaneten ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yerine getirmeye devam edeceğiz. GAZZE (VE BATI ŞERİA) TÜRKİYE’YE İLTİHAK EDERSE NE OLUR? yazısına devam et

TÜRK-YAHUDİ SAVAŞI

Türk Yahudi savaşı başlığı (ifadesi) bazılarının hassasiyetine çarpabilir. Şu yeryüzünün yarım asırlık belalı işi olan anti-semitik çağrışımlar yaptığı düşüncesiyle bu başlığa karşı çıkanlar bulunabilir. Fakat anlatmak istediğimiz konu için bu başlığın gerektiği yazının muhtevasında anlaşılacaktır.
Türkiye ile İsrail arasında sayısını dahi bilmediğimiz kadar anlaşma, işbirliği, ortaklık vesaire bulunuyor. Devletin her kurumunun bir diğerinden habersiz şekilde anlaşma yaptığı ve bunların bir çoğunun gizli olduğu iki-üç ülkeden birisi İsrail’dir. Genelkurmay başkanlığından tutun Hükumet dışındaki birçok kurumun İsrail ve onun kurumlarıyla (genellikle muadil kurumu ile) açık veya gizli anlaşması bulunmaktadır. Hükumetlerarası anlaşmaların da sayısı bellisiz fakat burada ifade etmek istediğim husus İsrail terörist rejimi ile Türkiye’nin hükumetinin dışında da kurumların açık veya gizli anlaşmalar yapmış olmasıdır. Anlaşmaların içinde en önemlileri ise askeri ve istihbari anlaşmalardır ki bu durum genelkurmay başkanlığını konunun merkezine yerleştirmektedir. TÜRK-YAHUDİ SAVAŞI yazısına devam et

NAM-I DİĞER FETHULLAH HOCA

Dünyadaki mevcut durum özet olarak şu; İsrail ile İslam ümmeti arasında açık bir savaş var. Bu savaşı başlatan, sayısız defa ilan eden ve mutlak olarak haksız olan İsrail tarafıdır.
İslam ümmeti ile İsrail arasında sayısız cephede devam eden bu savaşta, her Müslüman’a düşen ilk iş, tarafını herhangi bir tereddüde mahal bırakmayacak kadar açıkça ilan etmektir. İsrail’in açtığı savaş, Allah ve Resulüne açılmış bir savaştır ve bu savaşta tarafını ümmetin her bir ferdinin anlayacağı açıklıkta tayin ve ilan etmeyen her Müslüman (Müslüman olduğu iddiasındaki her insan) imanı ile ilgili problemler yaşamaktadır. NAM-I DİĞER FETHULLAH HOCA yazısına devam et

ÇATI MÜESSESELER -1- KRİZ YÖNETİM MERKEZİ

Türkiye’deki İslami gelişmeler cemaat sınırlarını aştı ve cemiyet çapında faaliyetleri gerçekleştirebilir ve aynı çapta neticeler alabilir noktaya geldi. Hayatın her alanında tüm cemiyeti etkileyebilecek büyüklükte faaliyetler gerçekleştirebilmek, cemaat kavrayışının üstünde bir anlayış ve müesseseleşme gerektirmektedir. Cemaat kavrayışının üstüne çıkmak, “çatı müesseseler” ile mümkündür. Çatı müesseseleri ise herhangi bir cemaat kuramaz. Mümkün olan tüm cemaatlerden temsilcilerin katılımı ile kurulması gerekir. Bir veya birkaç cemaatin katılımı ile kurulacak müesseseler, “çatı müessese” olmayacak ve ancak cemaat müessesesi olacaktır. ÇATI MÜESSESELER -1- KRİZ YÖNETİM MERKEZİ yazısına devam et

AKILSIZ VAHŞET ÇAĞI BAŞLADI

Gazze deniz seferine Yahudi domuzlar çetesinin silahlı saldırı yapacağını beklemiyordum. Neden beklememiştim? Silahlı saldırı yapması halinde dünyada meydana gelecek İsrail ve Yahudi düşmanlığının her alanda (diplomatik, askeri, iktisadi vesaire) zirve yapacağını ve küçücük bir akıl sahibinin bile böyle bir neticeyi öngörebileceğini düşünmüştüm. Bu neticeleri öngöreceği için Yahudi domuzlar çetesinin silahlı saldırı yapmayacağını düşünmüştüm. Bu düşüncemin temeli, Yahudi Domuzlar Çetesinin vicdan, merhamet ve insanlık gibi yüce değerlere sahip olması değil, kendi lehine hiçbir netice doğurmayacak fakat aleyhine devasa zararların meydana gelmesi kaçınılmaz olan bir işi yapmamayı akledebileceğiydi. Şimdi dönüp hadiseye baktığımda nerde yanıldığımı anlamaya çalışıyorum.
Yahudi Domuzlar Çetesi, vahşetini aklını kullanarak yapıyordu, anlaşılan o ki, artık vahşetini akılla yapmıyor zira aklını kaybetmiş. Artık Yahudi Domuzlar Çetesi, “akıllı vahşet” değil “akılsız vahşet” devrini başlatmış. Akıllı vahşet, sadece menfaatini düşünmek ve menfaatin dışında hiçbir “insani kıymet”i önemsememektir. Akılsız vahşet ise menfaatinin ne olduğunu bile hesaplayamayacak kadar insanlıktan uzaklaşmaktır. Vahşetin her türlüsü, sahibine zarar verir fakat akılsız vahşet sahibini imha eder. Yahudi Domuzlar Çetesi (nam-ı diğer İsrail) akılsız vahşet dönemini başlatmakla, kendi kafasına sıkmıştır ve bundan sonra hızla yokolacaktır. AKILSIZ VAHŞET ÇAĞI BAŞLADI yazısına devam et

KAR VAKTİ

“yüz üstü düşenlere…”

Evin her yerinden geçen bir rüzgâr
O senin gülüşün, boş odalarda.
Bir şarkı tayfında ne çok sesin var
Ne çok sarsılışım, hatıralarda.

İşte bu masada yemek yemiştik,
Sen ve ben…İkimiz..ayna ve hayal.
Hüzzam şarkıları söylememiştik,
Mutlu bitsin diye yaşanan masal.

Kaçsak da bulurdu çok zaman efkâr
Ne çok sebep vardı.. ne çok Filistin
Annesiz çocuklar nerede ağlar?
Sormuştum, hiçbir şey söylememiştin.

Bir resim kalmadı, bir cisim senden,
Ne bir saç tokası, ne başörtüsü.
Üstünde uçtuğun ipek seccaden
Senin varlığının son görüntüsü.

Issız saçlarında suskun ırmaklar
Ve yağmur öncesi son tebessümün.
Ellerin ..duaya dönük parmaklar
Ve sonsuz ağrısı bu genç ölümün…

Evin her yerinden geçen bir rüzgâr
O senin bakışın, boş odalarda.
Bir şarkı tayfında ne çok sesin var
Ne çok savruluşum, hatıralarda…

ÖMER KARAYILAN

AGİTATİON

“Yoldan Dönmeyenlere”

Unut beni bebeğim benim yolum mayınlı
Tek başıma yolcuyum bu karanlık tünelde
Eyvallah de gideyim trene binmem gerek
Gözlerini yolumdan kaldır yoksa gidemem
Kalırsam yolum biter, yol biter, ben biterim

Unut beni bebeğim kanuna aykırıyım
Ters geliyor bir yerde fazla doğru yaşamak
Ellerim temiz değil yüreğimi bilirsin
Hoşça kal de gideyim, sen de hoşça kalırsın
Yasal bir hayat yaşa, beni de unut gitsin.

Unut beni bebeğim hayat tanımım farklı,
Dünyayla uyuşmuyor, dünya uyuşturuyor.
Durmak duraklamaktır, duraklamak yıkılış,
Bakışlarını kapat, silinsin bu hatırât,
Ya da ne istersen yap, gerisi sana kalmış…

Unut beni bebeğim, bu sözlerimi bile,
Bildiğin neler varsa sana kuvvet veriyor,
Ve ben aynı sebepten çürümek üzereyim.
Kalbime ilikledim sana dair ne varsa
Yüreğim arştan geniş,dünya dar.. gitmeliyim…

Ömer KARAYILAN

HEPİMİZ aynı gemideyiz -Murat Menteş

Gazze’ye giden gemiler hepimizin.
İHH, İslamcıların yoğun olarak yer aldığı bir yardım kuruluşu olabilir.
Yardım gemilerine yönelik İsrail saldırılarını protesto edenler tekbir getiriyor olabilir.
Fakat…
İsrail saldırısı hepimizi yaraladı.
Protestolar, İslamcıların tekelinde kalmamalıdır.
İnsani ve kitlesel bir tepkiye dönüşmelidir.
Hangi dünya görüşünden, hangi meşrepten olursa olsun, vicdan sahibi herkes bu saldırıya cevap vermelidir.
Bilim adamları, müzisyenler, sinemacılar, ressamlar, medya mensupları, yazarlar…
Herkes, hepimiz, her birimiz İsrail’in insanlık dışı hücumlarına karşı durmalıyız.
Protestoları; Radikal İslamcı havadan kurtarmalıyız.
Bu bir insanlık sınavıdır.
Filistinlilerle aramızda elbette din kardeşliği bağı vardır.
Gelgelelim, çok daha geniş bir çerçeve, çok daha büyük bir ortak payda söz konusudur.
O da, insanlık, sivillik, barışçılık, yardımseverlik gibi vazgeçilmez değerlerin bir karışımıdır.
Alevi-Sünni, Şeriatçı-Laik, Sağcı-Solcu, Başörtülü-başı açık… Hepimiz aynı barış gemisinde, insanlık gemisinde yer almalıyız.
Punkçı gençler, Emo’lar, banka çalışanları, Heavy Metal’ciler, karikatüristler, mankenler, akademisyenler, Müslümcüler, Ninjalar, jet sosyete, nihilistler… katılmadan bu gemi yürümez.

Sen geçerken Gazze’den sessizce / Gemiler kalkar yüreğimden gizlice -Murat Menteş

İsrail’le aram hep berbattı.
Fakat artık iş iyice kişiselleşti.
Böyle olacağını tahmin etmeliydim.
Gazze’ye insani yardım götüren gemilerde çok yakın dostlarım var:
Hakan, Sinan, Bahadır, Ebubekir…
Yoksul, yetim çocuklara ekmek götürüyorlar.
İsrail, bu yardıma mani olmak için silaha sarılıyor.
Bildiği başka bir ifade, davranış biçimi yok zaten.
60 senedir katliam, cinayet, suikastla insanlığa saldırıyor.
Öldürmekten, işkenceden, kan dökmekten başka bir şey bilmiyor.
Şimdi de arkadaşlarıma sataşıyor.
Kardeşlerimin başlarına ateş ediyor.
İsrail hiçbir zaman insaflı, zeki, medeni, ölçülü olmadı, olamadı.
İsrail her zaman belasını aradı.
İsrail askeri, cahil kabadayı pozlarından hiç vazgeçmedi.
Tüm insanlığın bedduasını almaktan kaçınmadı.
Lanetlenmekten sakınmadı.
Dostlarımı, geri zekalı sapıkların gübre dolu pençelerine terk etmeyeceğim.
Terörist İsraillileri sürekli aşağılayacağım!
Onları öyle pataklayacağım ki, “Keşke çocukken ölseydim” diyecekler!