Aylık arşivler: Ağustos 2010

Fikir Adamı ve Hakikat Kaygısı

Fikir adamı olmak, hakikatin peşine düşmektir. Hakikat arayıcılığı, fikir adamının diğer adıdır. Her nerede ve hangi çerçevede ise hakikat, keşfedilmeli, mümkünse zapt edilmeli değilse tabi olunmalı ve münasip bir dil ve üslup ile kaydedilmelidir. Hakikatin kaynağını bilen biz Müslümanlar için, hayatın ve zihni organizasyonun merkezine İslam alınmalı ve mütemadiyen o eksende arayış devam etmelidir. Fikir Adamı ve Hakikat Kaygısı yazısına devam et

RAMAZANDA KERBELAYI HATIRLAMAK

Kerbela… Muhakkak ki ümmet bu hadiseyi unutmadı ve unutmayacak… Sayısız boyutu olan bir hadisedir Kerbela ve hakkında sayısız yazı yazılmıştır. Konunun boyutlarından birini, önemine binaen izah edelim. Ki bu boyut, ümmet için kıyamete kadar devam edecek olan bir hükmü ihtiva ediyor.
Hz. Hüseyin’in kıyamının hukuki bir kıymeti var. İslam tarihinde otoriteye ilk isyandır. Nasıl bir isyan? Meşru bir isyan… İşte bu hususiyetinden dolayı Hz. Hüseyin’in kıyamı, İslam Amme Hukukunda, otoriteye karşı meşru isyanın ilk misalidir ve “zalim idareye karşı isyanın yolunu açan” ilk İÇTİHATTIR. Hz. Hüseyin’in kıyamı ve kıyamının arka planındaki hukuki gerekçeleri, İslam Amme Hukukunda bir çığır açmıştır. RAMAZANDA KERBELAYI HATIRLAMAK yazısına devam et

Kaosun Ortasında İslami Tavır

Birçok dünya görüşü kırıntısının, birçok siyasi yaklaşımın, birçok ahlaki kavrayışın ve teorik temelleri olmayan pratiğin sayısız çeşidi içinde bir dünya görüşünün her alanda ve anlamda doğru tavrını sergileyebilmek hakikaten zor. Çok kişinin bir dünya görüşüne bağlanıp bağlanmama meselesini gündemine almaksızın siyasi savruluşlarla tavır aldığı ve taraf tuttuğu bir ülkede, bir dünya görüşü sahibi olmak daha da zor. Siyasi ve ahlaki tavır alışların bir dünya görüşü temeline oturması gerektiğinin gündeme gelmediği hengâmede, insani varoluş çabasının bir dünya görüşü çerçevesinde gerçekleşmesi lüzumunu anlatmak ayrıca zor. Dünya görüşü temelinden tecrit edilmiş her bahsin, satıhta tartışıldığı ve satıhtaki tavır alışların katliamlara kadar kapı araladığı günümüz siyaset ikliminde, tezatsız bir dünya görüşüne ve istikrarlı bir ahlaka sahip olmak çok zor. En zoru ve dayanılmaz olanı, her alanda kendini gösteren ucuzluğun fikri ve tabi ki aklı iptal etmesidir. Kaosun Ortasında İslami Tavır yazısına devam et

Ah Şu Dücane Cündioğlu

Dücane Cündioğlu’nun 15 Ağustos 2010 Pazar günkü yazısını okuyunca, insanın nevri dönüyor. Yazı müellifsiz okunsa tam bir şarkiyatçı dili ve üslubu görülecektir. Fakat müellifin Dücane Cündioğlu olduğunu gören okuyucunun, ruh hali geriliyor ve patlamamak için hususi bir gayret sarf etmek mecburiyetinde kalıyor.
Epistemoloji ile ontoloji arasındaki irtibatın anlaşılmaması, bunların her birinin diğerinden müstakil olduğu zannını meydana getiriyor. Epistemolojinin üzerine basan akıl, ontolojiyi bu merkezde inşa eder. Bu durumda, epistemoloji merkezli bir ontoloji meydana gelir ki, tüm ontolojiler aslında epistemoloji ile maluldür. Epistemolojiden bağımsız bir ontoloji kurma imkanı, insan aklı esas alındığında (akıl merkezli tefekkür faaliyetinde) yoktur. Epistemolojiden bağımsız ontoloji kurma imkanı, sadece ve sadece insanın idrak kaynakları dışında kendisine sunulan bir bilginin olması ile kabildir. İnsan dahlinin olmadığı bir ontoloji teklifi, epistemolojiden bağımsız olabilir. Bu noktada bile teklif edilen “müstakil ontoloji”yi insanlar, anlama faaliyetine konu edindiklerinde epistemolojinin etkisi az-çok görülür. Ah Şu Dücane Cündioğlu yazısına devam et

Kürt Meselesine Sıkışan Büyük Devlet Hayali

Batı, medeniyet olarak çöküyor. Doğuda herhangi bir ülke, millet veya devlet, medeniyet kurabilecek durumda görünmüyor. Batı medeniyeti, felsefi krize girdiği için çökerken, doğuda medeniyet kuracak çapta bir fikir havzası oluşmuyor. Batının iktisadi krizinin temel sebebi, doğunun (Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın, Rusya’nın) batılılaşmış ve kapitalistleşmiş olmasıdır. Doğu da iktisadi gelişmesini gerçekleştirmeye başlayınca, kapitalizm küresel manada ilk defa test edilmiş ve kendi kendini yemeye başlamıştır. Doğunun genelde batılılaşmış özelde kapitalistleşmiş olması, batıyı iktisadi alanda yerle bir etmeye doğru hızlı adımlarla yürüyor. Fakat doğunun batılılaşması batının iktisadi ve içtimai çöküşünü hızlandırırken, yeni bir medeniyet inşasını ihtimal dışı bırakmıştır. Dünya belki de tarihinde ilk defa bu kadar yaygın bir medeniyet krizine yakalanmış durumdadır. Kürt Meselesine Sıkışan Büyük Devlet Hayali yazısına devam et

Devlete Elveda Kaosa Merhaba

Balyoz darbe planı ortaya çıktı ve yer yerinden oynadı. Cuma namazında cami bombalamak, kendi savaş uçağımızı düşürerek Yunanistan ile gerilim çıkarmak ve benzeri daha vahim hadiselerle darbe altyapısını hazırlayarak hükümeti ıskat etmek… Yüz binlerce insanı temerküz kamplarında toplayarak işkence ve katliam yapmak… Plan nerede hazırlanmış? Birinci Ordu karargahında… Devlete Elveda Kaosa Merhaba yazısına devam et

Islahı İmkansız Olanın İmhası zarurettir

Islah, hastalanmış olan bir varlığın tedavisi, bozulmuş olan bir müessesenin tamiri, aslından uzaklaşmaya başlamış olan fikrin tashihi için lazımdır. Mahiyeti itibariyle “kurucu düşünce” değil, “tabi düşünce”dir. Mevcudun iyi olduğu, muhafaza edilmesi gerektiği düşüncesinden beslenir. Hatta “vazgeçilmezlik” fikrinde hayat bulur. Çok zaman da “kurucu düşünce” kudretine sahip olamayan fikir garibanlarının elindeki son mazerettir. Islahı İmkansız Olanın İmhası zarurettir yazısına devam et

Tefekkür Mecrası Siyasi Mecradan Bağımsızlaşmalıdır

Siyasi alan, hayatın en geniş alanlarından biridir. Hayatın hemen hemen tamamına yakınını ilgilendirir. Siyasi alandaki gelişmeler, hayatın diğer alanlarına farklı derecelerde olsa da yansır. Siyasetten tamamen bağımsızlaşmak mümkün değildir. Buna rağmen siyasetten uzak durma çabaları, insanları hayattan uzaklaştırmaktadır. Hayata müdahil olma çabası ile siyasetten uzak durma çabası, derin çelişkiler meydana getirir. Derin çelişkiler, hayatı izah etmeyi ve yaşamayı imkansızlık sınırına kadar taşır. Tefekkür Mecrası Siyasi Mecradan Bağımsızlaşmalıdır yazısına devam et

MÜSLÜMANLARIN DANS ETMESİ…

Böyle bir cümle bizim zihni evrenimizde terkip olunamaz. Böyle bir cümle hayallerimizde bile kendine yer açamaz. Bu cümlenin ifade ettiği anlam, ufuk alanımıza giremez. İçinde yaşadığımız dönem, cemiyet ve hayat bu tavrımızı nasıl isimlendirirse isimlendirsin, umurumuzda bile değil. İster yobazlık denilsin, ister geri kafalılık, isterse daha ağır isimlendirmeler yapılsın… Bu tür isimlendirmelerin tamamı, kulağımızın duyacağı ses aralığının dışında kalmaya mahkumdur. MÜSLÜMANLARIN DANS ETMESİ… yazısına devam et

BÜYÜK ÇÖKÜŞ-3- MÜSLÜMANLARIN TARİHİ MESULİYETİ

Müslümanlar, batının büyük çöküşü konusunda kendilerini çok hızlı şekilde ikna etmeliler. Çünkü bu konudaki tartışma beyhudedir ve zaman ve enerji israfına yol açar. Bu konuda kendini ikna etmeyenler veya ikna edilemeyenler, birçok sebepten bahsedebilirler ama tüm sebeplerin neticesi aynı noktaya çıkar. Bu nokta; “Ya batı büyük çöküşü yaşamıyorsa” ve “biz yanlış teşhis yapıyorsak” endişesi veya düşüncesidir. Bu endişe doğru olsa ve hakikaten batı küçük krizler yaşıyor ve kısa süre sonra tekrar dimdik ayağa kalkacak durumdaysa ne olacak? Bu endişenin zihinleri vakumlamasına fırsat ve imkan tanınmamalıdır. Zira batının büyük çöküşünün gerçekleşmeye başladığı teşhisinin doğru veya yanlış olması halinde Müslümanların yapmaları gereken iş aynıdır. İki ihtimalde de aynı işlerin yapılacak olması bu tartışmayı bitirmeye kafidir. Bu sebeple batının çökeceğine olan inanç, Müslümanların kendilerine gelmelerine vesile olacaktır. BÜYÜK ÇÖKÜŞ-3- MÜSLÜMANLARIN TARİHİ MESULİYETİ yazısına devam et

BÜYÜK ÇÖKÜŞ -2- BATI NASIL TASFİYE EDİLMELİ?

Batıdaki kriz aslında felsefi krizdir. Felsefi kriz, derin bir kriz olduğu ve filozoflarca ancak teşhis edilebildiği için anlaşılması biraz zordur ve zaman alır. Batının felsefi krize yuvarlanması ise yaklaşık bir asır öncesinde başladı. Bu güne kadar derinleşerek geldi lakin bu teşhisi yapan sesler cılız kaldı ve çağımızın gürültülü hayatında kendini duyuramadı. Batı felsefi üretimlerinin neticesi olarak elde ettiği bilim ve teknolojinin zirvesine bu dönemde ulaştığı için ne felsefi krizi teşhis etmekte maharet gösterebildi ne de felsefi krizi umursadı. Bir asra yakın zamandır devam eden felsefi krizin teşhis edilememesi ve umursanmaması, krizi çözülemeyecek kadar derinleştirdi. Artık batı felsefi krizi çözmenin zihni organizasyonlarından fersahlarca uzaklaştı. BÜYÜK ÇÖKÜŞ -2- BATI NASIL TASFİYE EDİLMELİ? yazısına devam et