Aylık arşivler: Ekim 2010

Siyasi Bir Hikaye

Kahvaltı masasına oturdu. Diğer günlerden farkı olmayan bir gündü. Gazeteye uzandı fakat vazgeçti. Denize, ufka doğru baktı. “Çok güzel bir gün” diye düşündü. On gün kadar önce bir karar almıştı. Gazete okumayacak, haber izlemeyecek ve siyasi tartışmalara girmeyecekti. On günün sonuna doğru, tansiyonunun normalleştiğini, nefes darlığının hafiflediğini görmüştü. Hayatı güzelleşmişti. Hayattan daha fazla zevk almış, tabiatı, denizi başka bir gözle görmeye başlamıştı. “Huzur böyle bir şey galiba” diye düşünüyordu son birkaç gündür. Yaşamak ne kadar güzeldi, haberleri takip etmeyince…
Meyve suyundan bir yudum aldı. Kahvaltıya başlamak için sandalyeye yerleşti şöyle bir… On günlük süre bittiği için, kahvaltıda okuduğu gazetelerin alınmasını istemişti bu gün. Fakat gazete okumadan geçirdiği on günü hatırladıkça eli gazeteye gitmiyordu. Hayatında bu on gün kadar rahat, huzurlu ve hatta mutlu bir zaman dilimi yaşamamıştı. Karısına aşık oluğu gençlik yıllarını düşündü. “O zaman daha mutlu değil miydim?” diye sordu kendine. Aşkın heyecanı daha mutlu yapıyordu belki ama daha huzurlu değil… “İnsan yaşlandıkça, mutluluktan çok huzur arıyor galiba” diye düşündü. Bu düşüncesini filozofik buldu ve kendini kutladı. Siyasi Bir Hikaye yazısına devam et

Akılla Anlayalım Tamam Ama Akıl Ne?

Akıl, en zor bahislerden biri… Herkes akıllı olduğu için, aklın ne olduğunu anladığı vehmiyle, akıl bahsine girmiyor. Akıl, anlama merkezi olduğu için, aklı anlamak ihtiyacı hisseden yok. Bir şeyleri anladığına göre, herkesin aklı vardır. Sahip olduğunu, her nedense anladığı kanaati, çok yerleşik haldedir.
Akıl merkezinde çok iddialı sözler sarfediliyor. Aklın her şeyi anlayabileceği gibi… Kur’an-ı Kerim’in akılla anlaşılabileceği gibi… Akılla insanların nasıl yaşayacağına dair bir hayat üretilebileceği gibi… Akılla her şeyi izah edebileceği ve her şeyi yapabileceği zannına sahip olan insanlar, her nedense “akıl nedir?” sorusunu sormuyorlar. Akılla Anlayalım Tamam Ama Akıl Ne? yazısına devam et

ÇOCUK VELAYET VE BAŞÖRTÜSÜ

Başörtüsü meselesi gündemi işgal etmeye devam ediyor. CHP’nin başörtüsü meselesini çözmekten bahsetmesi, AKPARTİ ve MHP’nin de üzerine gitmesi, sıcak gündem haline getirdi. Buraya kadar güzel… Fakat Kemalist rejimin üretmiş olduğu “sanal aklın” herhangi bir konuda devreye girmemesini beklemek, hayalden ibarettir bu ülkede…
Müslüman bir ülkede tesettür meselesinin problem haline getirilmesi, Kemalist rejimin ürettiği “sanal aklın” eseriydi. Çoğunluğu Müslüman olan halka, İslam’ın emirlerini yasaklamak için ancak “sanal akıl” üretip, onunla meselelere bakmak gerekiyordu. ÇOCUK VELAYET VE BAŞÖRTÜSÜ yazısına devam et

Hakim, Hakim Değilse, Hangi Taraftan Olduğu Önemli mi?

Yargının siyasallaşması veya tarafsızlığını kaybetmesi meselesi, en önemli nokta fark edilmeden tartışılıyor. En önemli husus, hâkimlerin hâkim olabilmesi… Eğer, bir ülkede “hâkim” yetiştiremiyorsanız, siyaset yargıya hiç müdahale etmese de yargı siyasallaşır, ahlaksızlaşır, yolsuzlaşır ve daha birçok şey olur. Yani hâkimlerin rüşvet karşılığı karar vermesi, siyasi kanaatlerine göre karar vermesinden daha mı az vahim?
Siyaset, kudreti elinde bulunduran en organize müessesedir. Bu sebeple de bir ülkedeki en büyük güçler siyasi alanda meydana gelir. Yargının, kendi dışındaki devasa güç yığınağı olan siyaset müessesesinden muhafaza edilmelidir. Bu, bir ülkedeki siyasi ve hukuki rejimin en önemli meselesidir. Fakat yargıyı siyasetin tesirinden muhafaza etmek, yargı ile ilgili tüm meseleleri çözmüş olmak değildir. Öyleyse yargı meselesi, başlı başına bir problem olarak ele alınmalıdır. Hakim, Hakim Değilse, Hangi Taraftan Olduğu Önemli mi? yazısına devam et

Yeni Parti mi Yeni Devlet Anlayışı mı?

Siyasi parti, hükümet etmek yani devlet yönetmek için kurulur ve seçime girer. Maksadı budur. Siyasi partinin maksadı, “nasıl bir parti?” sorusu için elimizdeki en önemli ölçüdür.
Devleti idare etmeye talip olmak, “devletin ne olduğu” sorusunu doğru cevaplamayı gerektirir. Fakat garip bir şekilde ülkemizde “devlet nedir?” sorusu sorulmamıştır. Devlet bahsi, doksan yıldır tartışmaya hiç açılmamış bu sebeple, Türkiye’deki devlet tarifi, ne yazık ki, Kemalist jargon tarafından yapılmıştır. Üzerinde tartışılmayan tek devlet tarifi olması, maalesef ülkedeki herkesi etkilemiştir. Yeni Parti mi Yeni Devlet Anlayışı mı? yazısına devam et

ŞEYTAN-NEFS-AKIL

İnsanın iç dünyasında cereyan eden ve dış dünyaya davranış olarak akseden birçok faaliyet, bu üçgende meydana gelir. Şeytan, hariçten müdahale eden mel’un, nefis, insanın benlik merkezi ve akıl ise idrak melekesidir.
Akıl, şeytanın müdahalesine karşı mutlaka mukavemet etmeli, nefsin taleplerine ise gayrimeşru olması halinde mukavemet etmelidir. Şeytanın tahriklerine karşı bila-istisna mukavemet etmesi, nefsin talepleri için sözkonusu olamaz. Zira nefis, hayatın devamı için lazım olan “zaruri ihtiyaçlar” listesinin de muharrik kuvvetidir. Mesela yemek yemeyi arzulayan nefistir. Şeytan ile nefis arasındaki farklılık, akıl için fevkalade çetin bir meseledir. Konumuz da tam olarak budur.
Şeytan ile nefis arasındaki farklılıkları tespit etmek, meselenin çözümüne yönelik ilk adımdır. ŞEYTAN-NEFS-AKIL yazısına devam et

HSYK ÜYELERİNİN UCUZ MANEVRASI, İSTİFA

HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek ve Kurul asil üyeleri Suna Türkoğlu, Orhan Cem Erbük, Musa Tekin ile yedek üyeler Fatma Anıl Genç, Hatice Ceyda Kerman ve Ayşe Albayrak Doğan, toplu olarak istifa etti. Kurul üyelerinden sadece ALİ SUAT ERTOSUN istifa etmedi. Ve gündem birden bu hadiseye kilitlendi. Neredeyse tüm gazetelerin manşetlerine taşınan bu vaka, neden bu kadar önemli?
Hadisenin önemi, kurumun ehemmiyetinden kaynaklanıyor. HSYK… Nedir bu kurumu önemli kılan? Kısaca göz atalım.
Ülkedeki yargı sistemi genel hatlarıyla şu şekilde kurulmuştur. Adli yargı, idari yargı ve askeri yargı… Askeri yargı konunun dışında… Mahkemeler, mahalli mahkemeler ve yüksek mahkemeler olarak teşekkül etmiştir. Adli ve idari yargı yollarındaki mahalli mahkemelerin hakim ve savcılarını, seçmek, tayin etmek, görevden almak, disiplin cezası vermek ve bunlar gibi başka yetkilere sahiptir. Mahalli mahkeme hakim ve savcıları ile ilgili bu yetkileri kullanırken, onlar arasından yüksek mahkemelere (Yargıtay ve Danıştay’a) üye seçme yetkisine de sahiptir. (HSYK Kanunu madde 4) HSYK ÜYELERİNİN UCUZ MANEVRASI, İSTİFA yazısına devam et

NUMAN KURTULMUŞ’UN DİKKATİNE…

Numan Kurtulmuş, Saadet partisinden ayrılmak zorunda kaldı. Yeni bir parti için çalışmalara başladığına dair haberler geliyor. Eski partisini (Saadet Partisini) dönüştürmekte ne kadar zorlandığını bildiğine göre, kuracağı partinin de dönüştürülmesi gereken bir parti olmaması lazım. Ki iyi bir parti kurabilmiş olsun…
Siyasi partilerin hedefi, iktidar (Hükümet) olmaktır. Devleti yönetmeye talip olmak… Devleti, milleti ve ülkeyi yönetmek… “Nasıl bir parti?” sorusunun cevabının aranacağı konu başlığı bu… NUMAN KURTULMUŞ’UN DİKKATİNE… yazısına devam et

ZAMANSIZ HAREKET

Varlığın kesintisiz bir hareket içinde olduğu, hareketin durdurulamadığı, hareketin durması halinde varlığın varolamayacağı fizik olarak anlaşılmıştır. Hareketin kesintisizliği sadece makrokozmosta değil aynı zamanda mikrokozmosta da vakidir.
Mikrokozmostaki ilerlemelerin ulaştığı kuantum fiziği, maddenin parçacıklardan değil alanlardan (kuantum alanlarından) meydana geldiğini ve bu alanların ise mütemadi bir deveran (fizik biliminin ifadesiyle kaynaşma) içinde olduğunu gösteriyor.
“Varlık görüntüsü”, aslında hareketten kaynaklanmaktadır. Hareket o kadar hızlıdır ki, ortaya kompoze bir varlık görüntüsü çıkmaktadır. Hareket durduğu takdirde (matematik kavrayış olarak buna ulaşmak kabildir) ortada görünecek bir varlık kalmayacaktır. Varlığa dışarıdan bakıldığında hareket, varlığın bir özelliği gibi görünüyorsa da, içinden bakıldığında hareket, varlığın kaynağı gibi görünüyor. Şu paradokstaki ihtişama bakar mısınız? Belli bir anlayış seviyesinden bakıldığında hareket, varlıktan sadır olan bir neticedir fakat daha derinden bakıldığında hareket, varlığın kaynağıdır. Fikir (yani hikmet yani idrak) ne kadar önemliymiş bu misalden daha iyi ne anlatabilir? ZAMANSIZ HAREKET yazısına devam et

Sanal Akıl Çözülüyor Kemalist Rejim Çöküyor

Ülkede doksan yıldır cari olan Kemalist siyasi rejim çöküyor. Sanırım artık çöküş sürecinin çoktan başladığı ve sonlarına geldiği hususu tartışma dışıdır. Öyleyse bu çöküşün tahlili doğru yapılmalıdır. Tahlilde hatalar yapılırsa, çöküş süreci uzayabilir veya yanlış istikametlere savrulabilir.
Kemalist siyasi rejimin çok güçlü olduğu düşüncesi sadece vehimdi. Bu vehmi besleyen kaynaklar, rejimin kurulduğu tarihten beri hukuku umursamadan büyük katliamlar yapabilmesi, şapka gibi “çok basit sebeplerle” insanları asabilmesi, ülkeyi mütemadiyen “fiili durum” halinde tutan bir çete yönetimi kurması gibi hadiselerdi. Özet olarak, zulmü, “yönetim anlayışı” haline getirmiş olmasıydı. Zulmetmeyi, “kudret”, hukuk ve ahlakı ihlal etmeyi, “zekâ” olarak halka sunan rejim bekçileri, ülkede, bir “sanal akıl” oluşturdu. Sanal akıl, Kemalist siyasi rejim bekçilerini, çok kuvvetli ve çok zeki olarak tanımladı ve halk bu tanımı uzun süre benimsedi. Sanal Akıl Çözülüyor Kemalist Rejim Çöküyor yazısına devam et

İSLAM’IN DİLİNİ KEŞFETMEK

Bir dinin veya dünya görüşünün “dil”e ihtiyaç hissetmemesi, sadece kurallardan ibaret olduğunu gösterir. Kurallardan ibaret bir hayat nizamını, herhangi bir dille ifade etmek kabil olabilir. Bu ihtimalde bile “dil”e ihtiyaç duyacağını söylemek kabildir ama sadece kurallardan bahsediyor olmak, dil ile alakalı müthiş bir esnekliğe sahip olmaktır.
Bir dini veya dünya görüşünü, mana yekûnu olarak görüyorsak, ilk ihtiyaç duyacağı vasıtanın, mezkûr mana yekûnunu, insanlara arz etmek, beyan etmek, teklif etmek için “dil” olduğunu hemen anlarız. “Manaların tecelli etmek için suretlere ihtiyaç duyacağı” şiarından hareketle, tecelligahlar oluşturmak gerektiğini biliyoruz. Mananın tecelli edeceği ilk suret, “dil”dir. Çünkü manaların ilk zuhuru, “kelam” iledir. Neden? Yaratılmış varlıktan önce “yaratma iradesi” vardır. Yaratma iradesinin ilk tezahürü ise kelam iledir ve malum olduğu üzere “kün” emridir. Varlıktan (yaratılmış varlıklar) önce kelamın mevcut olduğunu gösteren bu meratip silsilesi, dil bahsinin ehemmiyetini ifadeye kâfi olmalıdır. İSLAM’IN DİLİNİ KEŞFETMEK yazısına devam et