2011 SEÇİMİNİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ-1-

2011 SEÇİMİNİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ-1-
Seçimin psikolojik tesirlerinin ortaya çıkması biraz zaman alacak. Seçimin hemen ertesindeki siyasi parti genel başkan ve temsilcilerinin tavır ve beyanlarına aldanmamak gerek.
Akparti’nin üçüncü seçimde oylarını artırarak ve % 50 civarında oy alarak zorladığı sınır, psikolojik sınırdır. Bu seçimin siyasi tesirlerinden çok psiko-sosyal tesirleri olacaktır.
Bu yazıda CHP ve sol-kemalist siyasi mecrayı ele alalım.
Bunların zihni organizasyonları şöyleydi. Kendileri, çağdaş, modern, ilerici, aydın, batılılaşmış, uygar filan… Müslümanlar ise örümcek kafalı, mürteci, zamanı anlamayan, çağı tanımayan, dünyayı okuyamayan, hayatı bilmeyen bir garip mahluk idi. İki özellikler gurubu üzerinde teorik olarak istedikleri gibi mülkiyet iddiasında bulunan bu beyinsizler, tabiatıyla kendileri ile Müslümanlar arasındaki herhangi bir mücadelenin neticesini kendi lehlerine yazmak temayülündeydiler. 2002 seçimlerinin neticelerini “yol kazası” veya “demokrasi kazası” olarak görüp hiçbir tetkik faaliyetine girmediler. Nasıl olsa sistemin tüm kaleleri ellerindeydi ve Akpartiyi çalıştırmadan bir dört yıl idare ederlerdi. Sonraki seçimde ise “demokrasi kazası” geçer, her şey “normal” seyrine kavuşurdu. Öyle ya… Gericilerin iktidar olmasının açıklaması, iktisadi kriz gibi bazı olağanüstü şartlara bağlıydı ve zaten krizde olan ülkeyi bu “gericiler” yönetemezdi ve sonraki seçimde sıfıra çıkarlardı. Tarihi bir hata yaptılar. Müslümanları kendi kafalarındaki ezberlerle tanımlamakla tarihi bir hata yaptılar. Müslümanları tanımamakla tarihi bir hata yaptılar. 2002 seçimlerinden sonraki seçimde “nasıl olsa sıfırlanırlar” diyerek tarihi bir hata yaptılar.
CHP kafası, 2007 seçimini ise askerin muhtırasına bağladı. Muhtıraya karşı halkta dehşet bir direniş hattı oluştu ve Akparti yine bir demokrasi kazası (ki bu defa askeri müdahale kazası) ile ağır bir zafer kazandı. Her ne kadar böyle düşünseler de artık psikolojik çöküş başladı.
CHP de, ilk defa 2007 seçiminden sonra bir iç hesaplaşma başladı. Bu hesaplaşmanın kaset marifetiyle ve dışarıdan olduğu düşünülebilir. Fakat bir iç hesaplaşmayı tetikledi. Siyasi son kullanım tarihi dolduğuna inanılan BAYKAL, darbeyle alaşağı edildi. Buraya kadar iyi bir gelişmeydi aslında CHP için… Fakat Baykal çapında bir siyasi lideri alaşağı ederken, ondan daha çaplı bir lider seçilmeli değil miydi? Kılıçdaroğlu liderlik mukayesesinde, Baykal’ın onda biri etmez.
2011 seçimleri arifesine gelindiğinde CHP ve Kılıçdaroğlu ekibi, 2007 seçimlerindeki ideolojik kamplaşmadan netice alınamayacağı gerçeğini fark etti ve mücadeleyi “hizmet” eksenine taşıdı. İdeolojik kamplaşma yoluyla CHP’nin iktidar olamayacağı doğruydu ama “hizmet” merkezli siyasetten CHP’nin iktidar olma şansı hiç yoktu. Çünkü cumhuriyet tarihinin en fazla hizmetini yapan iktidar Akparti’ydi. Bunu görememek için “ezberlerle” düşünmek gerekiyor.
Şimdi…
CHP için ne kaldı? Laiklik, Kemalizm, çağdaşlık vesaire gibi artık bu ülkede beş para etmeyen ideolojik kamplaştırma araçlarıyla neticeye gidemiyor. Hizmet merkezli bir siyasi mücadele ile neticeye gidemiyor. Geriye ne kaldı? Bir sonraki seçim serüvenine hangi “konu” üzerinden girecek?
Seçimin sıcaklığından ve şokundan daha kurtulamadılar. Bu sebeple kafaları “laht ağacına” değmedi daha… Seçimin şoku ve harareti geçtiğinde, “biz şimdi ne yapacağız?” sorusu zihinlerini kemirmeye başlayacak. Bu sorunun cevabını bulamayacaklar. Bulamadıkları her gün psikolojik çöküş derinleşecek. Psikolojik çöküşün ne kadar ağır olduğu yakın zaman sonra anlaşılacak. CHP, bırakın yeni bir heyecan dalgası oluşturmayı, kendi içine çökecek. Çok büyük bir ihtimalle, bu seçimde aldığı oyu bir daha asla alamayacak. Türkiye için CHP’de ve CHP’lilerde izlenecek büyük şenlik var.
CHP ve CHP’liler önümüzdeki seçimlere kadar ülkenin efendisi olmakla azınlığı olmak arasındaki psikolojik parantez içinde sallanıp duracak. Bu zamana kadar görülmemiş dengesizliklere şahit olacağız. Efendi olmaktan vazgeçemeyen psikolojik organizasyonları, azınlık olmanın gerçekliği karşısında mütemadiyen bir zihni gerilim üretecek. Bu gerilimden akıl sağlığını koruyarak çıkacak insan sayısı zannedildiğinden daha azdır. Bundan sonra, Silivri’den meclise değil, Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine tünel kazarlar.
Müslümanları gerici, örümcek kafalı gibi tabirlerle tarif edenler, Müslümanların başarılarını idrak ve izah etmenin zihni altyapısına sahip olamazlar. Bu sebeple çıldıracaklar. Çağdışı olduğunu söyledikleri Müslümanların karşısında mütemadiyen hezimete uğramaları, zihni organizasyonlarını çıldırmaktan başka bir alternatif önüne getirmez. Psikiyatr mesleği önümüzdeki dönemde gözde mesleklerden biri haline gelecek.
Netice olarak ülkedeki “sanal akıl” organizasyonlarından biri yok oluyor. Millet, gerçek akıl terkibine kavuşuyor. Büyük bir devrim… Siyasi sahadan önce, içtimai alanda büyük bir devrim…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir